Roni MARGULIES
Bu yazı 6 Mart 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlanmıştır.
Devrim Andı içmedim hiç hayatımda. Merasimden, gösterişten ve iddialı konuşmaktan hoşlanmadığım için.
En çok da boş laf etmek hoşuma gitmediği için.
Devrim Andı içmemiş olmak devrimciliğime halel getirdi mi peki? Vallahi, 18 yaşımdan beri devrimcilikten başka pek fazla bir şey yapmamış olduğuma göre, getirmemiş herhalde. And içsem daha mı devrimci olurdum? Yoo, zaten yapabildiğimin en fazlasını yapmaya çalışıyorum.
Ya and içenlerin hepsi içtikleri için hâlâ devrimci mi? Hiç sanmam.
Andlar anlamsızdır.
İlkokulda beş yıl boyunca her Allah’ın sabahı “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye and içtim. (Bu and niye ‘edilmiyor’ veya ‘söylenmiyor’ da, ‘içiliyor’?) Bu içkilerin sonucunda doğru veya çalışkan oldum mu, bilmem, ama Türk olamadığım kesin.
Ortaokulda üç yıl boyunca her Allah’ın Pazartesi sabahı ve Cuma öğle sonrası piyano eşliğinde İstiklal Marşı’nı söyledim. Olmadı, yine Türkleşemedim.
Çoğunu çoktandır görmedim, ama sınıf arkadaşlarım Oton İskarpatiyati, Hristo Yuvanidis, Vartan Paylan, Bedros Aslanyan, Jozef Farhi ve İrvin Schick de, aradan yıllar geçmesine rağmen, hâlâ Türk değil. Üstelik, piyanoyu bizim sınıftan Loris Bedrosyan’ın abisi Rafi çalardı. O da Türkleşemedi.
Bu andlar, marşlar filan bizi Türkleştiremediğine göre, sınıftaki Vedat Öztürk, Mustafa Özülker ve Osman Tümay gibi arkadaşlarım da zaten aşağı yukarı Türk olduğuna, daha fazla Türkleşemeyeceğine göre, ne anlamı var bütün bunların?
Cumhuriyeti kuran kadroların bu imparatorluk artığı, çok ırklı, çok dinli, çok dilli topraklarda Türk ulus devleti yaratma, Türk olmayan herkesten kurtulma özleminin ifadesi bunlar.
Ve başarmışlar.
Bakmayın siz sınıf arkadaşlarım arasında Bedrosların, Hristoların olmasına.
Türkiye’de bugün 1.500 Rum, 20.000 Yahudi, 60.000 Ermeni kaldı.
“Gâvursuz köy olur mu!” demiş ya adam. Olurmuş işte. Becerdiler.
Ama tam istedikleri gibi de olmadı.
Beceremedikleri bir şey kaldı.
Kürtler kaldı!
Kürtler çok kalabalık olduğu için, kendi kimlikleri uğruna ağır bedeller ödeyip mücadele ettikleri için, onları birkaç bin kişi düzeyine indirip biblo gibi dantelli bir sehpanın üzerine koymayı beceremedi Cumhuriyet.
Çok çalıştı, çok çabaladı, ama olmadı işte.
Ve bu başarısızlık döndü dolaştı Kemalist devletin kötü bir yerine sıkıştı. Rüzgâr eken fırtına biçer.
BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş şöyle demiş:
“Hattat Hamit Aytaç İlköğretim Okulu 1/F sınıfında kayıtlı kızım Delal Demirtaş’a anadilde eğitim hakkı tanınmazken, her gün andımız adı altında ırkçı söylemler içeren bir metnin okutulmasını kabul etmiyor, çocuklara yönelik bu şekilde bir uygulamayı insan hakkı ihlali olarak görüyorum. Bugünden itibaren kızım Delal Demirtaş’ı bu etkinlikten fiili olarak uzak tutacağımı belirtiyorum.”
‘Andımız’ın ortaya çıkışını Afet İnan şöyle anlatır:
“1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. Dr. Reşit Galip heyecanla Çankaya köşküne geldiği vakit, Atatürk’ün yanında bana bir kâğıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı. ‘Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir and meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin çocuklara armağanı’ dedi. Bu sözler, Türk çocukları tarafından o yıldan beri tekrarlanmaktadır. Vatanperver Dr. Reşit Galip, evvela bir baba olarak bu hisleri duymuş; sonra da Millî Eğitim Bakanı olarak okul çocuklarına bu andı içirmişti.”
Bugün öyle bir noktaya geldik ki, önümüzdeki seçenek çok açık: Reşit Galip’in hayal ettiği Türk vatanında mı yaşayacağız, Delal Demirtaş’ın rahat edeceği ortak vatanda mı?
Memleketin 15 yıldır yaşadığı tüm çalkantıların, akan tüm kanların, Susurluk ve Ergenekon’un, tüm darbe planlarıyla kozmik odaların arkasında bu seçenek yatıyor.
Mazlum-Der, ‘Andımız kaldırılsın’ kampanyasını başlatırken “Bu ifadeler Türkiye'deki diğer etnik kimlikleri görmezden gelen, hatta asimile sonucu doğurabilecek ifadelerdir, ideolojik devlet algısını küçücük çocuklara dayatan beyanlardır” demiş.
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ise, “Andımızla, İstiklal Marşımızla uğraşmayın. Bu size onnumara büyük gelir. Gidin derslik yapın” demiş.
Ben ne diyorum? Varlığım Türk varlığına armağan olsun mu?
Benimki zaten ufacık bir şey. Çam sakızı bile değil. Vermeyeyim, bana kalsın, olmaz mı?
Roni Margulies
Yazarlar
-
İsmet BerkanTürkiye’yi savcılar ve yargıçlar mı yönetiyor? Benim kimi seçeceğime mahkeme mi karar verecek? 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir” 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUDünyamızın nereye gittiğini merak edenlere… 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAlla curda başladı alla turca bitecek 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünNihayet önemli biri ‘Kral Çıplak’ dedi… 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu“Erken” seçime kadar geçecek değerli zamanlar 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKSahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYASessizlik Tarafsızlık Değil, Suç Ortaklığıdır; Rojava Savunulmalıdır.. 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasDar kimlikler, geniş kimlikler, daha geniş kimlikler 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANKürtlerin elinde kalan “kağıt bir kepçe" mi? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUTürkiye’de değişim meselesi 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİCHP ile AK Parti’nin kültür barışı 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARNedir bu Birleşik Arap Emirlikleri? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYargının röntgeni 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“10 bin liraya bir adam”… 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRROJAVA'YA SALDIRIYA HAYIR! 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAğlamaya hakkı olmayanlar 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciEskiden bir aile 337 liraya doyuyordu 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselÜcretli çalışan sayısında aykırı gelişmeler; sanayide gerileme devam ediyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Anayasal vatandaşlık” mı dediniz? 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpToplumsal kutuplaşma artarken enflasyondaki düşüş yavaşlıyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraŞükür 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞBarbar medenileşmenin sonu 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYOrtadoğu'da Emperyalist Yeni Oyunlar Yeni Tehklikeler! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.03.2023
13.03.2023
27.02.2023
20.02.2023
13.02.2023
6.02.2023
29.01.2023
21.01.2023
15.01.2023
15.01.2023