Ümit KARDAŞ
Hiç düşündünüz mü? Düşünme edimi ne zaman başlar?Acaba biz yazarken, konuşurken düşünüyor muyuz? “Düşünce, düşünemez olduğu şeyin sınırına kadar gittiğinde harekete geçer, bir edime dönüşür, yaratır.” “Göçebe düşünce” bunu sağlar… Deleuze ve Guattari dünyasında göçebe düşüncenin, dünya üzerinde seyahat adına çıkılan uzun yolculuklarla bir ilgisi bulunmamakta. Göçebeyi koruyan ya da kuvvetli yapan şey ele geçirilememesi, kodlanamaması değil, ele geçirememesidir. Deleuze’e göre asıl tehlikeli olan, bir hükümetin faşizan politikalar yürütmesinden çok buna direnenlerin faşistleşmesidir. (Dışarıdan Düşünmek-İlke Karadağ-Ed. Ömer Faruk )
Devlet, kendini sadece ordu, polis, bürokrasi, üniversite, medya gibi kurumlar üzerinden değil, normal bireyler üzerinden de yeniden üretir. Foucault’a göre; iktidar doğrudan üretici bir ilişkidir. İktidar ilişkileri, egemen olan kadar egemen olunanların da bedenlerinden geçer. İktidar ilişkileri aşağıdan üretilir. Egemen olanlar kadar egemen olunanlar da ona katılır.
“Devlet-içi düşünce” yaratıcılığı, deneyimlemeyi, özgürleşmeyi, coşkuyu ve neşeyi engellemekte. Kemalizm, tüm kesimleri devlet içi bir düşünce tornasından geçirdiği için çoğunluk hayatı “kurucu özne”, ”tarihi bilinç” gibi aşkınlık kavramları üzerinden okumakta. Oysa içkinlik boyutunda hayat temsildeki hiyerarşiyi ret eden, özneye ve nesneye bağlı olmayan, deneyimlemekten çekinmeyen, kendini keşfederken tekrar tekrar yeniden icat eden bir düzlemde yaşanır. (Cengiz Baysoy-Sinem Özer-a.g.e.)
Abdülgaffar el Hayati, bize bunu sade bir şekilde anlatır. “Asıl olan “iktidarı almak” değil; kişinin öncelikle ve kesinlikle kendisinin “devlet dışı”na çıkması, “devlet dışı” bir içerikle tanzim edilmiş gündelik hayat ihlallerini tasarlaması ve yaşamasıdır. Hiç ama hiç unutmamak gerekir: Yaşanacak bir hayatımız vardır. Devlet, otoriter ve hiyerarşik örgütlenmelerle iktidara talip olunarak değil; insanlar arasında devletin kendini yeniden üretemediği yeni ilişkiler, özgürlükçü, dayanışmacı ve yaratıcı “yeni bir hayat tarzı” kurularak eritilebilir.”
Deleuze’e göre; ”halkın istediği şey”, halkın istediği şey değil, birinin halkın istediği şey olduğunu düşündüğü şeydir. Halkın istedikleri “temsil edenlerin” istedikleri şeydir. Böylece devlet-içi düşüncenin “temsile” dayandığı ortaya çıkmakta. Küçük bir devlet olarak tanımlanan iyi yurttaş devlet-içi düşünerek, onunla özdeşleşerek “normal birey!” haline gelir. Bunun politikadaki karşılığı, hükmedilen, itaat altına alınmış ve disipline edilmiş kalabalıklardır. (Tabi grup) Bireyler grubun ölümsüzlüğü adına biricik olmalarını geride bırakarak, belirli bir aşkın imgeyi içselleştirip onunla özdeşleşirler. Edinilen bu kimlik artık dışlayıcıdır ve bu gruplar baskıcı, despotik iktidar uygulamalarının aracıdır. AKP’nin geldiği durum tam da bu noktayı işaret etmekte.
Ömer Faruk’un deyişiyle; devletin nasıl davranacağına dair kimi öngörülerde bulunabileceğimiz bir devlet teorisinden yoksunuz; siyasetin silah karşısında bu denli güçsüz olduğunu bile kestiremedik, bu bizim düşünsel sefaletimizdir. (a.g.e)
“Temsili” içeren hiyerarşik devletçi düşünce tarzıyla oluşturulan “çelik çekirdek” gücündeki örgütlenmelerin özgürleştirici istekleri bastırarak içimizdeki faşizmi beslediği açık. Bu nedenle devletin kendini yeniden üretemediği yeni dil ve kavramlar üzerinden yeni bir düşünce tarzı oluşturulması üzerinde kafa yorulması zorunlu. Deleuze’un deyişiyle; yegane kimliğimiz kendi üzerimizde yaptığımız deneylerdir.
Bu nedenle Nietzsche’nin sözünü hep hatırlamalıyız: “Ya çare sizsiniz ya da çaresizsiniz.”
Yazarlar
-
Fehmi KORUVenezuela’yı aldı güya, ama para babaları güvence istiyor 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava’dan Ortadoğu’ya Ortak Gelecek Çağrısı; 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUİki ‘dost’: Trump ve Erdoğan 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünBu kadar düşüncesiz olabilirler mi? 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİEmeklinin Türkiye Yüzyılı şimdi başlıyor desenize 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHalep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi? 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm Süreci, Halep çatışmasına heba edilir mi? 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarLinç kültürü değil linç sektörü 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUZihniyet akrabası siyasetçiler 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergil“Yerli ve Millî” ahlâk yanılsamasına karşı çağrı 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuDers alınıyor mu? 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENAmbargo ile diktatörlük arasında sıkışan İran 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRTRUMP'A TEMİZ BİR "ÖDÜL" LÂZIM 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNESiyasetin cinselliği 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKaranlık Orman’ nedir? Trump’ın hepimizi soktuğu yerdir 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSuriye’deki tehlike 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANCumhurbaşkanı partili mi partisiz mi? 8.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENİnsan hakları için dış müdahale tartışması 8.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKNormatif çerçeve, pratik ve Türkiye’nin durumu 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanHalkını adalete hasret bırakanların ibretlik hikayesi… 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANMADURO 2014 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciFaizi kim düşürmüyor 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTAK Parti'deki Truva Atları... 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRŞov bir kez başladığında… 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasTrump’ın yeni ‘dünya düzeni’ ve Türkiye 6.01.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.11.2025
17.10.2025
1.10.2025
7.09.2025
1.09.2025
27.08.2025
7.08.2025
4.06.2025
25.05.2025
11.05.2025