Murat Sevinç
Geçen hafta 168 akademisyen, yazar, sanatçı, siyasetçinin imzaladığı ‘Laikliği Birlikte Savunuyoruz’ başlıklı bir bildiri yayınlandı. Kısacık bir bildiri, buna mukabil boyundan büyük bir etkisi oldu. İlk açıklama, ikinci açıklama derken, son olarak MHP genel başkanı açtı ağzını yumdu gözünü. Bugün de AKP genel başkanı/cumhurbaşkanı.
İktidar çevresindeki siyasetçilerin, kendi dünyasında yeri olmayan, hazzetmediği her muhalif görüşe hakaret ve aşağılamayla karşılık vermesi belki biraz sağ kültürle, ancak daha çok ‘yönetme üslubu‘yla ilgili bir sorun olsa gerek. Lisan, rejimin niteliğiyle ilişkili, her rejim kendi lisanını yaratıp ondan besleniyor.
Hatırlanacaktır, aylar önce Özgür Özel ile ayaküstü sohbet eden MHP genel başkanı, Özel’e kürsüdeki sözleri nedeniyle alınmamasını, onları siyaseten sarf ettiğini söylemişti. Bu ifadeler “Canım, siyaset işte…” diye karşılanıyor Türkiye’de, oysa ve neyse ki siyaset yalnızca burada gerçekleşen bir faaliyet değil, dünya üzerinde, hakaret etmeden, muhatabını aşağılamadan konuşabilen epeyce siyasetçi var. Tanık olduğumuz üslup siyasetin zorunlu unsuru değil. İktidar adına söz söyleyenlerin siyaseten başkaca sözcükleri değil de hep aynı tonda hakaretamiz sözcükleri tercih etmesi, bir iktidar kurma-sürdürme yolu. Siyasette başka türlü, saygın ve ölçülü bir eleştiri dili elbette mümkün; ancak böyle bir rejim, muhalifle eşit, göz hizasında ilişki kurularak sürdürülemez, melese bu.
Malum, ben imza meselesinde epey talimli olanlardanım. 2016’da, ilk imzacılara destek olmak için imzaladığım (1000 meslektaşımla birlikte) barış bildirisi metni nedeniyle, dönemin işbirlikçi üniversite yönetimi eliyle bir KHK’ya yazıldım ve -çok sayıda meslektaşımla birlikte- yedi yıl işsiz bırakıldım. Yedi yılın sonunda yargı kararıyla iade edildim ve iade edilmeyen arkadaşlarım hâlâ ‘sivil ölü’ konumunda, 10 yıldır çekilmedik eziyet kalmadı.
O günden itibaren defalarca yazdığımı yinelemek isterim: imza metinlerini, imzalayanların her biri başka üslupla yazabilir. Bu nedenle, imzalayanlar tek tek sözcüklere takılmaz, ana fikre bakar.
Bundan 10 yıl önce 2000’in üzerinde akademisyen-yazar, ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı metne, barış talep ettiği, şu ülkede insan gibi ve eşitçe yaşamayı istediği ve insan hakkı ihlallerine karşı çıktığı için imza atmıştı. Bugün laiklik bildirisine ismini ekleyenler de o metni, yurttaş özgürlüğünün başat güvencesi ve aynı zamanda anayasal bir gereklilik olan laikliği savunmak için imzaladı.
Hal böyleyken, “Aman efendim öyle yazılmasaymış, o birkaç sözcük tercih edilmeseymiş, şu olmazmış, bu olmazmış” nevi itirazlar, belki ayak üstü sohbetlere konu olur, ancak bir yurttaş kesiminin anlaşılabilir endişesini perdelemez. “Şekerim, o sözcük kullanılmasaymış keşke” eleştirileriyle asıl konuyu görünmez hale getirme ‘yersizliği’nin neden olduğu ağır sonuçları, halihazırdaki iktidar tarafından -diğer meslektaşlarıyla birlikte- yılları çalınarak yaşamış bir çeyrek KHK’lı olarak yazıyorum şu satırları.
‘Cumhuriyet’in Aşil topuğu’

Diyeceğim, konumuz dil-üslup teftişi değil muhterem okur, konumuz laiklik, konu Cumhuriyet’in en hayati ilkesi. Bülent Ecevit’in ifadesiyle ‘Cumhuriyet’in Aşil topuğu’.
Laiklik üzerine sayısız yazı kaleme aldım, aynı şeyleri tekrar etmenin âlemi yok. Memleketin hemen hiçbir sağcı siyasetçisinin ‘Siyasal/ekonomik/toplumsal yaşama ilişkin bir kuralı koyarken referans inanç mı, yoksa dünyevi kurallar mı olmalı?’ basitliğindeki bir soruya dahi kem küm etmeden yanıt veremediği bir ülkede yaşıyoruz. Ancak muhalif siyaset esnafının dili ne kadar dolaşırsa dolaşsın, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında Cumhuriyet ‘laik’ sıfatıyla tanımlanıyor. İster seküler ister laik sözcüğü tercih edilsin, devlet inançlar karşısında yansız olmalı ve uygulamalarında hiçbir inanç referans alınmamalı. Laiklik ilkesi (diğer anayasal ilkler gibi) sıradan bir sözcükten ibaret değil. Bu ilkenin Cumhuriyet’in temel taşı olarak anayasada yer alışı, iki asırlık bir gelişmenin, toplumsal ve siyasal dönüşümün sonucu; Türkiye ahalisinin birbirine düşmeden yaşayabilmesinin ve eşit yurttaşlığın en güçlü güvencelerinden biri.
Çok sayıda yurttaş, bu tartışmaların neden Ramazan ayında köpürtüldüğünü bildiği gibi, idarenin yansızlık ilkesini nicedir umursamadığını da görüyor, yaşıyor ve tepki duyuyor. Önceki gün Cumhuriyet’te yayımlanan Barış Terkoğlu’nun ‘Okulda din ve Erdoğan sorusu’ başlıklı yazısına bir yalanlama geldiğini okumadım. Ne yapsın ahali, el kadar çocukların bu şekilde sorgulanmasına sessiz mi kalsın? O sorular nasıl sorulabiliyor, ne hakla? Bu soruyu, 30 yıldır bıkıp usanmadan ‘ikna odası’ anlatanlara soruyorum.
Peki, MEB’den okullara gönderilen ‘Ramazan genelgesi’ laik bir eğitim sisteminde olağan mı karşılanmalı? Ya da eğitim sisteminde laikten vazgeçildi de haberimiz mi olmadı? Ayrıca, çocuklarının söz konusu etkinliklere katılmasını istemeyen ailelerin tedirginlik duymasından daha anlaşılır ne olabilir?
Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Aşil topuğu’ laiklik ilkesi anayasanın birden çok maddesinde güvenceye alınmış. Buna karşın yıllar içinde, adım adım törpülendi. Bunda muhalefetin de katkısı oldu. Gelinen yerde muhtelif yurttaş kesimleri kendi yaşamlarında farklı düzeylerde dayatma hissediyorsa sebepsiz değil.
Mütemmim cüz
Çok değil 20 yıl öncesinin Türkiye’sini ve TV’leri/basını, yani ‘memleketin aynası’nı düşünün, bir de şimdiki aynaya bakın. Her şey gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Ve laiklik savunulması gereken anayasal bir ilke, eşit yurttaşlık ilkesi, demokrasinin ve hukuk devletinin mütemmim cüzü. Yeryüzünde laik-seküler olmayan bir ‘demokratik’ devlet yok.
Laiklik bildirisine imza atanlar içinde çok sevdiğim, kendilerinden çok şey öğrendiğim hocalarım (bu arada yalnızca benim değil, şu anki üç ‘bakan’ın da Mülkiye’den hocaları!), meslektaşlarım, arkadaşlarım var. Hele ki kimi isimlerin ülke akademisine ve öğrenciye katkısı eşsizdir; onların yazıp çizdiğini çıkarırsanız alanlarının nasıl çoraklaştığını görürsünüz. Hiçbirinin benim iltifatıma ya da avukatlığıma ihtiyacı yok. Laikliği savundular, savunuyorlar. Her demokrat ve Cumhuriyet değerlerine bağlı yurttaşın yapması gerekeni yaptılar, yapıyorlar.
Hangi yazarın/akademisyenin insani ve akademik olarak ne değerde olduğuna ise siyasetçiler değil, o insanların okuru, öğrencisi, akademik dünya ve tarih karar verir.
Makale önerisi: Hocam Cem Eroğul’un, laiklikle ilgili uzun yıllar önce kaleme aldığı özgün bir makalesini buraya bırakıyorum: ‘Öznel Bir Hak Olarak Laiklik.’
Bir ansiklopedi maddesi: Şeriat sözcüğünün sözlük anlamlarını, ‘toplum ve devlet yaşamı‘yla ilgisini kısa bir metinden öğrenmek isterseniz, Diyanet’in İslam Ansiklopedisi’ndeki maddeyi okuyabilirsiniz.
Yazarlar
-
Mehmet TEZKANTerörsüz Türkiye’yi neden halka anlatamıyorlar? 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENSuriye… Kürtler için acı bir anlaşma… 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürk Siyasetinde Belirleyici Olan Dinamikler 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBütün otokratların dilinde aynı hikaye 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLaikliği savunmak bir özgürlük, bir hak ve yurttaşlık görevidir 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünya bildiğin gibidir 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUKemalistin bilinç altı 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUDünyayı aldatamıyordu Trump, ülkesi, halkı da uyanmaya başladı… 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO’da tartışma yaratan sunum: ‘Seks sektöründe 100 bin kadın ve kız çalışıyor’ 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞHukukun her alanında gerileyen Türkiye 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMKürşat Timuroğlu’nun anısına 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranRojava’da “Gün batımı!” 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kahveciİktidarın ‘seçim argümanı’ ne olur? 26.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURCereyanda kalan fikirler… 25.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünMedeniyetler savaşı mı başladı? 25.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Darbe anayasası’ 25.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerKÜMELEŞMELER VE ORTAK RUH HALLERİ ÜZERİNE 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİTarımda bitmediysek bu iftarlar niye pahalı? 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA"TKP 7. KONGRESİNİN "NEREDE KALMIŞTIK" İFADESİNİ DOĞRU ANLAMAK" 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRAİHM ve AYM kararlarına uyulmalı tavsiyesine ihtiyaç var mıydı? 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZYirmibir yıl sonra: ‘Büyük Devlet’ sözüne ne oldu? 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSiyasette mertlik-ahlâkîlik 24.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERUmut hakkı tartışması 23.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞSON ÇİVİ... 23.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞCHP sağa açılmayı yanlış mı anladı acaba? 23.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKSadece bir örgütün kendisini feshetmesi değil bu 23.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.02.2026
14.02.2026
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025