Mehmet AKAY

Mehmet AKAY
Mehmet AKAY
[email protected] Gece Metrosu 1997 Doruk/Dâhiler ve Aşkları 2008 İkaros/Aşk Üzerine Düşünceler 2015 İkaros/Ardıç Konuşması 2017 NoKitap/Ateşin Felaketi 2020 Klaros/ 80 Kuşağının Üç Şairi 2021 Klaros /Göle ağladım/Çöl oldum 2021 Klaros/Gökyüzü Gazelleri Şiirden Yayıncılık2002 Tüm Yazıları
Türk Siyasetinde Belirleyici Olan Dinamikler
26.02.2026
21

Yakın tarihin bir gözlemcisi olarak Türk siyasetinde temel dinamiklerin her geçen gün daha da belirleyici hale gediğini söylemek isterim. Her siyasi dinamik belli bir sosyolojiye karşılık düşüyor. Cumhuriyetin ‘Bonapartist’, tepeden topluma dayatılan modernleşmeci, daha açık söylemek gerekirse; halkın pataklanarak kurulmuş Kemalist paradigma bugün itibarıyla iyice çatlamış durumda. Yaklaşık yüzyıllık ‘Bonapartist modernleşme’ halka rağmen kendini inşa etmeye çalışsa da, kamu alanından dışlamaya çalıştığı her siyasi gelenek bugün siyaseti belirler durumda. En katı ‘Tek Partili’ dönemde başlayan bu siyasi kültür ‘Çok Partili’ dönemler dâhil olmak üzere sürekli gündem de tutuldu. Bir tür Makyavel siyaset yapma tarzı. İktidarı eline geçiren demokratik kültüre değil de saplantılı iktidar hırsıyla hareket etti. Bu alışkanlık bir devlet politikası olarak üç askeri darbe ve 28 Şubat gibi postmodern darbelerle yeniden inşa edilmeye çalışıldı. 1980 askeri darbesi aslında katı Kemalist paradigmanın açmazı sonucunda oluştu ve resmi ideoloji ‘Türk-İslam’ senteziyle kendini yeniden inşa etti.

Resmi devlet politikası, siyasi kültürü ne yazık ki ‘Bonapartist modernleşmeye’ karşı veya muhalif yapıların siyasi kültürüne de sirayet etti. Bugün iktidardan uzun süre dışlanan dindar kesim Kemalist paradigmaya taze kan taşımış durumda. Bu yalnızca dindar kesimin yıllardır verdiği mücadeleyle alınan bir sonuç olarak okumak bence eksik bir bakıştır. Devletin de bu kesme yönelik esnemesini de görmek gerekir. Bugün yaklaşık yirmi beş yıldır Devlet ve AKP işbirliği bunun bir kanıtıdır. ‘Baş örtüsü’ yasal hale gelmesinin ardından devlet-AKP arasında hiçbir sorun kalmadığı söylenebilir.

Sağ Partiler ve Kürtler

Türkiye cumhuriyetin kuruluşundan bu yana siyaseten dışladığı iki büyük dinamik güç vardı. Az önce söz etmeye çalıştığım dini duyarlılığı öncelik veren dindar siyaset, diğeri de Kürt siyasetidir. Meclis aritmetiğinde yalnızca 60’lı yılarda 18 milletvekiliyle meclise giren Türkiye İşçi Parti(TİP). Sendika ve aydınların birlikte oluşturduğu birlikle ve 60’lı yılların hızlı kentleşmeyle işçi sınıfının siyaseten görünmesi sayesinde oluştu. 1920’lı yıllarda illegal TKP’nin cumhuriyetin kuruluşunda Bolşevik Devrimin de desteğiyle kendine açtığı siyasal alan Kemalist kadroları tedirgin etmesinden dolayı Mustafa Suphi ve arkadaşları Karadeniz’de katledilmişlerdir. TİP ve CHP gençlik örgütünden koparak oluşan sosyalist radikal hareketler 70 ve 80’li yıllar arasında meclis aritmetiğin dışında kalarak sivil alanlarda var olmaya çalıştı. 80’li yıllara kadar küçük çapta sağ-sol çatışmasıyla bilinen dönem de sosyalist sol meclis dışından varlığını hissettirdi. Ancak bugüne gelindiğinde sosyalist sol iddiasıyla toplumsal taban bulup meclis aritmetiğinde yer alan birkaç milletvekiliyle söz hakkı bulunmakta. Bu da Kürt siyasetiyle yapılan ittifakla sağlanmış oldu.

Politik olarak diğer belirleyici güç Kürt hareketi. Kürt hareketi 70’li yıların sonunda başlattığı silahlı mücadele bugün silahları bırakıp meşru alanda siyaset yapmakta. İkili mücadele, bir yandan silahlı diğer yandan demokratik mücadele sürecinden sivil, kamusal mücadele karar kılınmış durumda. Bu siyasetin sivilleşmesi bağlamında önemsenmesi ve desteklenmesi gereken bir durum.

Yalnız Partiler Değil Devlette Kabuk Değiştiriyor

‘Başkanlık Sistemi’ eksiği, güdüğüyle de olsa bir değişim veçhesinin önemli bir işaretiydi. 90’lı yıllar itibarıyla dünya siyaseti değişiyordu, yeni bir durum ve algı hem devletler, hem de siyaset üzerinde bir basınç oluşturdu. Nitekim Milli Nizam’dan muhafazakâr liberal AKP, Ulusalcı milliyetçi CHP, Millet Köylü Partisi’nden MHP’den Türkeş ve Devlet Bahçeli. Bu patiler öz olarak sağcı partiler oldu. Farklı toplumsal kutuplara seslenerek kendi aralarında inşa ettikleri kimlikler sayesinde birer egemen sınıf parti olduklarını gizleyebildiler. Bu onlar açısından bir başarı. Kendi aralarında verdikleri sert mücadele aslında ‘Bonapartist modernleşmenin’ semptomlarından başka bir şey değildi.

Kürt hareketinin sivil alana girişi tastamam 90’lı yıllara denk gelir, devletin bastırdığı bir sorun artık demokratik siyaset arenasında yerini alır. Defalarca bu meşru alandan dışlansa da farklı parti adlarıyla varlıklarını sürdürdüler. Bugün bu çetin mücadelenin sonucunda Türk siyasetine yön vermekte.

Bu süreçte her dönem siyasette belirleyici olan asker ve bürokrasi de yerinde saymadı. Onlar da dünyaya bakarak siyasetin bir parçası olmaya çalışıyorlar. Devlet bürokrasisinin taleplerinin açıktan yansımasını MHP ve Devlet Bahçeli’nin siyasete yönelik ataklarından anlamak mümkün. Devlet bürokrasisinden dışlanan ‘Gladyo’ artıkları Ümit Özdağ/ Zafer Partisi ve Müsavat Dervişoğlu/ İyi Parti eski görevlerini sivil alanda yürütmekte oldukça inatçı olduklarını gözlemliyoruz.

Önümüzdeki Dönem Artık Çözümsüzlük Değil Çözüm Üretecek

Bütün bu değişimlerin hızla yaşanmasının nedeni; siyasi iç dinamikler ve dış dinamiklerin eş zamanlı örtüşmesinden kaynaklanıyor. Tarihin böyle güzel cilveleri olur bazen. Bu konjonktürün sanırım bir avantajı bu olsa gerek. Yıllardır tartışılan, kavga edilen, kan dökülen sorunlar artık muhataplarıyla diplomatik mesafelerle masa da çözülmeye başlar.

Dış dinamiklere gelince, dünyanın ABD önderliğinden yeniden şekillenme girişimiyle karşı karşıyayız. Arap Baharı batı ve doğu emperyal güçlerini çok korkuttu. Dünyanın bir anda değişebileceğini, iktidarlarını yitirebileceğini gördüler ve Arap Bahar’ının bastırılması için ecellerinden geleni ardına koymaktan geri durmadılar. Arap Baharı boğulunca Ortadoğu yani dünya yeniden ABD öncülüğünde şekillenmesi ve hız kazanması aldı. Önce Gazze gündeme geldi. Elbirliğiyle Gazze’yi yok ettiler. Bu onlara daha da güç verdir ve pervasızlaştılar. Gazze yıkım ve katliamına dünyadan çok cılız bir ses çıktı. Doyasıyla ABD ve ittifakları bu durumdan cesaret bulup bugün İran üzerinden yeni hamlelere hazırlanmakta. Bu da dünya ve Türkiye için yeni sorunlar, krizler demek.

İç dinamiklere gelirsek; dış dış dinamiklerin ortaya koyduğu belirsizlik ve kaygıya karşı bir Türk siyaseti savunma refleksi olarak gelişiyor. Her ne kadar stratejik bir akılla siyaset gelişme se de, en azından konjonktür okumalarında pek başarılı Türk siyaseti. Bunun için bile olgun bir siyasi gelenek gerekli. Türkiye’de bu var ve kendini belli ediyor. İktidar ve muhalefet bu olgun geleneğin oluşturduğu kültürle bir araya gelip karar alabilmekte. Türkiye bu anlamda pek çok ülkeden çok şanlı.

Kürt sorunu veya ‘terörsüz Türkiye’ konusunda  mecliste gurubu olan tüm partilerin katılımıyla ‘Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ oluşturulması ve ortaklaşmaları bu güçlü siyasi kültürün kazanımı.  Komisyon sorunun çözümü için önerilerle bir rapor hazırlandı ve basına duyuruldu. Türkiye İşçi Partisi’nden Ahmet Şık ve EMEP Partisinden İskender Bayhan ret, DEM Partisi çekimser kaldı. DEM Partisi’nin çekimser kalmasını siyaseten anlamak mümkün. Çünkü şerh düşecek pazarlık konuları var ve sorunun muhatapları, gayet normal. Ama Türkiye İşçi Partisi ve EMEP’i anlamakta oldukça zorlandım. Türkiye’nin yakıcı sorununa eleştirel olsa da destek vermelerini beklerdim. Sosyalist partiler de sağ partiler gibi birazcık esneyebilselerdi pek güzel olurdu. Bu dönem CHP oldukça yol kat etmiş gözüküyor. Kürt sorunun demokratik ve yasal alanda çözüme kavuşmasının önünü açan komisyonda yer alması ve açıklanan komisyon raporun yanında durması Kemalist modernleşme karşısında esnemek anlamına geliyor. Önümüzdeki dönem kim iktidara gelirse gelsin Kürt meselesini belli ölçüde çözülecek. Bugün bunu söylemek mümkün.

Türkiye Seçime Hazır

Devlet bürokrasisi de artık bu yeni sürece adapte oldu. Aslına bakarsanız süreci onlar başlattığı söylenebilir. Kimin iktidara geleceği, erken veya zamanında bir seçimde, iktidara kim gelirse gelsin devlet bürokrasisi ile ortak çalışma zeminini şimdiden oluştuğunu söylemek mümkün. Bundan sonra partilerin kendi performanslarına bağlı.

Yakında tüm siyasi tutuklu ve hükümlüler de çıkacağına göre Türk siyaseti çok renkli bir seçim kampanyasına doğru hızla yol almakta.

Türkiye seçime hazır diyebiliriz.

Merkez sağ partiler CHP başta olmak üzere AKP, MHP bu yeni sürece iyi hazırlanıyor. Sol gelenekten DEM ve Kürt siyaseti de aynı şekilde. Eğer Kürt meselesi demokratik, yasal adımlar hızla atılırsa, öyle de gözüküyor, mecliste belirleyici olacak partiler şimdiden belli. Çözüm sürecine katkıda bulunan partiler seçim sonrası meclis aritmetiğinde yerlerini koruyacağını düşünüyorum. Ancak Amerika-İran gerilimi, çatışmaya dönüp ortalık yanarsa, bölgesel bir savaş söz konu olursa Türkiye’deki bu olumlu yürüyen siyasi ortamı etkiler mi, işte bundan hiç emin değilim.

Bunu ben bilmem Allah bilir!

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar