Akif BEKİ
Nusaybin-Kamışlı sınırında bayrağımızın indirildiği provokasyona tepkileri dikkatle izliyorum.
AK Parti ve MHP, Terörsüz Türkiye'yi hedef alan ağır bir provokasyon olarak tanımlıyor. İktidarın resmi tavrı da öyle.
Terörsüz Türkiye'yi sabote etmeye, baltalamaya dönük bir suikast girişimi olarak değerlendiriyorlar.
Suriye'deki gelişmelerden sonra en çok sürecin akıbeti merak ediliyordu.
YPG, Şam'a entegrasyona zor gücüyle razı edildi. Türkiye'nin koştuğu şartlarda olacak. Dengeler YPG aleyhine tümüyle değişti.
Süreç bunu atlatabilecek miydi, bir.
SDG'nin tasfiyesinden sonra bir sürece hâlâ ihtiyaç duyulacak mı, gerek kalacak mıydı, bu da iki.
Bayrak provokasyonuna tepkilerde ikisi de cevabını buldu.
Terörsüz Türkiye sürecine iktidar ortaklarının bağlılığı sürüyor. Sürecin böylece en sıkı dayanıklılık testini geçtiğini söylüyorlar.
Yani asıl şimdi başlıyor.
Öcalan'ın kendini lağvetme ve silah bırakma çağrısına PKK'nın uyması yeterli görülmüyor, Suriye'de YPG'nin de uyması şart koşuluyordu.
Örgütün bütün uzantılarını bağlar mıydı, bağlamaz mıydı; YPG'yi kapsıyor muydu, kapsamıyor muydu derken o engel de ortadan kalktı.
Bahçeli'nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından anlıyoruz ki süreç, kaldığı yerden devam edecek.
Birinci aşama bitmiş, ikinci aşama başlamamıştı. Artık başlayacak, Meclis Komisyonu raporunu hızla tamamlayacak, "demokratik entegrasyon" düzenlemeleri için önerilerini sıralayacak.
Aksi gerçekçi olmazdı.
PKK'nın, YPG'nin kökünü kazımak, varlıklarını ortadan kaldırmak mümkün olsa çoktan yapılırdı. Öcalan'la anlaşma yoluna gidilmez, yeni bir çözüm sürecine zaten girişilmezdi.
"Suriye'de YPG'nin kökünü kazımaya ne kaldı, hazır sıkıştırılmışken ortadan kaldırılıversin, tümden silip süpürme fırsatı önümüzde dururken ne süreci, ne uzlaşması, kaçacak yerleri yok" havalarına girenlerin anlamadığı işte bu.
Peki Öcalan'ın ve paydaşı olduğu Terörsüz Türkiye sürecinin kazanan tarafta yer aldığı, YPG'yle birlikte kaybetmediği ne malum, derseniz...
BAHÇELİ'DEN DEM'E: ÖCALAN MI, KANDİL Mİ?
Şimdi sıra, PKK ile YPG'nin silah bırakıp örgütsel yapılarını dağıtmaları karşılığında onlara bir gelecek sunmakta. Sıra hakları, özgürlükleri, kimlikleri tanınan sivil siyasî aktörlere dönüşebilecekleri bir kapı açmakta.
Hem Türkiye hem Suriye'de sürdürülebilir bir barış içinde birlikte yaşama modeli kurmakta sıra.
Öcalan'ın "barış ve demokratik toplum" çağrısının öngördüğü çözüm de buydu.
Fakat öyle anlaşılıyor ki iktidar, Kandil'deki örgüt şeflerinin bu çözüme henüz ikna olmadığı, hâlâ ayak dirediği kanaatinde.
Bayrak provokasyonu, bu açıdan da bir sınama olarak görülüyor.
Şöyle...
DEM Parti, sözcüsü ve eş genel başkanlarıyla baştan kınadı. Ortak değer ve sembolümüze saldırıyı kabul etmediklerini, haklı bir protestoyu amacından saptırdığını söylediler.
AK Parti ve iktidar da DEM'e mâl etmemeye özen gösterdi.
Ama MHP kanadı, yine de DEM'i sorumlu tutuyor. Grup toplantılarını Nusaybin'de yaparak provokasyona çanak tutmakla suçluyorlar.
Altında DEM'le YPG'nin Kandil vesayetinden kurtulamadıkları, Kandil'inse Öcalan'ı dinlemediği kanaati olsa gerek.
Bahçeli şunu niye desin:
"DEM Parti bir karar vermek durumundadır. PKK’nın kurucu önderinin yanında mı, yoksa karşısında mıdır?..."
MHP liderinin DEM'e çağrısı, eski bir diplomat ve siyasetçi dostumun o sözünü hatırlattı bana. Son gelişmeler üzerine, "bence Öcalan bugün Suriye'de kazanan tarafta" demişti.
Bahçeli'nin, DEM'i Öcalan'la Kandil arasında tarafını seçmeye çağırması buraya çıkmıyor mu?
Ayrıca YPG'nin, Öcalan yerine Kandil'dekileri dinlediği için kaybettiği söyleniyor.
Ve Bahçeli, YPG gibi DEM'in de Kandil'le vesayet bağlarını koparıp "kurucu önder"lerini dinlemesini istiyor.
Öyleyse "Öcalan, kazanan tarafta" demek değil midir?
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuYangının ortasında… 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAmerikan PDY’si 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSiyasi zeka ile siyasi tavır ilişkisi… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSavaş nereye? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart’ın Direniş Ruhu ile Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’na Çağrı... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANİran’dan Türkiye’ye yansıyanlar 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.03.2026
6.03.2026
4.03.2026
27.02.2026
24.02.2026
21.02.2026
19.02.2026
10.02.2026
5.02.2026
4.02.2026