Nuray MERT
‘Eski Türkiye’ denilince farklı kesimler, farklı şeyler anlıyorlar. Uzunca bir süredir, İslamcı iktidar çevresi ‘Yeni bir Türkiye’ inşası çabası içinde, ‘karanlık bir devir’ tablosu çiziyor. İyi olan her şeyi AK Parti iktidarı ile başlattıkları için, öncesine dair her şey kötü. Buna karşılık, iktidara muhalefet eden kesim, her şeyi ile iyi bir Eski Türkiye tablosu çizmek konusunda çekingen, ama onlar da dolaylı yollardan eskiden her şeyin daha iyi olduğuna işaret ediyorlar.
Her zaman, otoriter rejimlerin en kötü taraflarından biri ‘geçmişi temize çekmek’tir diye düşünürüm. AK Parti iktidarı yönetiminde inşa edilen otoriter rejim, tam da bunu yaptı. Geçmişte yaşananlar unutuldu, ‘kurumların yıkıldığını’ iddia edenler geçmişte ‘kurumlar’ın iyi işlediğini iddia etmiş oluyorlar. ‘Askeri darbe sonrası bile daha iyiydi’ diyenlerin belli ki ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor. ‘Kuvvetler ayrımı ortadan kalktı’ diye şikayet edenler, belli ki bir zamanlar ‘kuvvetler ayrımının’ olduğunu düşünüyor. Aslında, ‘olumsuz manada hiçbir şey değişmedi, dün neyse o’ demek istemem. Doğrusu, en büyük değişim, tek parti döneminden sonra görülmedik derecede bir parti/devlet tablosunun oluşmuş olması.
Öncesinde, birbirine güç geçiremeyen iktidar odakları, bürokrasinin farklı kanatları ve siyasi partiler bir birini bir ölçüde dengeliyordu, ama bu ne kurumsal bir kuvvetler ayrımı, ne de demokratik bir işleyiş değildi. Bu denge, ordunun sivil siyaset üzerinde ağırlığı vardı ama, sıklıkla iddia edildiği gibi, tam anlamıyla ‘askeri vesayet’ sistemi de değildi. Diğer yandan sivil siyaset alanı da demokratik bir zemin değildi. Soğuk Savaş yıllarında, Gladyö benzeri yapıların uzantıları, para militer güçleri sivil siyaset ile iç içe idi. 12 Eylül darbesi sonrası, sivil siyaset askeri darbe zemininde inşa edildi, daha sonra demokrasi kahramanı sayılan ANAP/Turgut Özal, seksenli yılların sonlarında, siyasi yasakların devamı için kampanya yapıyordu. Doksanlı yıllar, her şeyden önce Kürtlere karşı,kirli savaşlar, faili meçhüller ile anılmayı hak ediyor. 28 Şubat süreci, laiklik adına bir dayatma rejimi üretti, İslamcıların partileri kapatıldı, başörtülü bir kadın milletvekili Meclis’ten kovuldu.
Tüm bunlar olurken, şimdi doksanlı yılları özleyenlerden bir itiraz sesi yükselmiyordu. Daha doğrusu, yükselen sesler tüm bu olanlara tempo tutanların sesiydi. Cehenneme giden yolların böyle döşendiğini kimse unutmaya veya unutturmaya kalkmasın. Açıkça özlenecek bir tablonun olmadığı o dönemlere, şimdilerde duygusal ağıt yakılmaya başlandı. Bu çerçevede, belli ki, pop şarkıcısı Tarkan’ın konseri Eski Türkiye ayinine dönüşmüş. O dönemin sorunları varmış, ama hiç olmazsa gelecek umudu varmış, şimdi de nostalji değil, söz konusu olan ‘Eskimeyen Türkiye’ boyutuymuş, unutmayalımmış o güzel günleri (Özge Öner, Unutmamalı O güzel Günleri Eskimeyen Türkiye ve Tarkan Meselesi, Oksijen, 30 Ocak-5 Şubat 2026).
Size bir şey söyleyeyim mi, bu kafadan yola çıkanların muhalefeti hiçbir zaman ciddi bir toplumsal karşılık bulamayacak. Mesele, sadece ‘muhafazakar kesim’in duyarlılıklarını göz ardı etmek bile değil. Genel bir toplumsal empati yoksunluğu ve bundan kaynaklanan iticilik. Şimdilerde Kürtlerin haklarını savunmaya soyunanların, doksanlı yılları yine de ‘neşe’ içinde hatırlayabilmesi. Tarkan konserinin bu neşeyi geri getirmiş olması. Hepsi çok sahte, çok itici.
“Geçmiş, bir hatıra olarak değil, bugünün yerine ikame edilen bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkıyor”muş, “90’lar popu bu arayışın amiral gemisi”ymiş. “Bunun nedeni o dönemin iyi olması değil, o dönemin hala ortak bir referans sunabilmesi”ymiş (aynı yazı). Kimin ‘yaşam biçimi’, kimin ‘ortak referansı’ diye sormak isterim.
Bu toplumu (veya ezici çoğunluğunu) dindar, muhafazakar olarak kodlayan İslamcı söyleme hiçbir şekilde katılmıyorum, bu çok toptancı bir bakış ve sonucu da bu iddia ile farklı kesimlere tek bir yaşam biçimini dayatmak. Bu zihniyet ile yönetildiğimiz sürece, az veya çok bu ülkede yaşayan herkesin, inanç ve yaşam biçimini özgürce yaşayabilmesi mümkün değil.
Diğer taraftan, yine az veya çok sayıda bir kesimin kendi yaşam biçimi, dünya görüşü, umutları, vs. genellemesi ve Türkiye adına konuşması da bir başka sorunlu yaklaşım. Bugün başımıza gelenlerin çoğunun bu yaklaşım ve davranış biçimi olduğunu düşünenlerdenim. Doksanlı yılları, bu kesimin yok saymak istediği ‘diğer’ kesimle birlikte yaşadım. Başörtülü bir kadının değil kamu hizmeti, değil üniversiteye benim ailemin evine girmesine bile kaş kaldırılan zamanları, ortamları, atmosferi gayet iyi hatırlıyorum. Yok sayılanların hepsi İslamcı değildi, ama pek çok yerde yasaklı idiler. Başörtülü kadınlara açık alanlar yok değildi, ama bu alanlara hizmet alanları idi. Olayın inanılmaz bir sınıfsal boyutu vardı. Başta kadınlar olmak üzere, dindar muhafazakar bir sosyal çevreden gelenler, adam sayılmıyordu. Meslek kuruluşlarında pek çok insan eşinin başörtülü olduğunu gizlemek ihtiyacı duyuyordu. Uzun hikaye.
Ama tabii, Kürt meselesi açısından hatırlattığımız gibi, konu sadece başörtüsü veya muhafazakarlık üzerindeki ayrımcılık değildi. Merkez partilerinde ve ana akım medyada, seküler milliyetçilik hakimdi. Susurluk skandalından sonra, merkez sağ ve sol partilerin MHP ile koalisyon kurması yadırganmıyordu, vs.
Eski Türkiye değil, ‘eskimeyen Türkiye’ özleniyormuş. Bir direniş olarak ‘neşe geri çağrılıyor”muş. Tabi, bu hissiyatın sınıfsal ve siyasi boyutunun ötesinde bir de, zaman boyutu var. Orta yaş ve üzeri beyaz Türkler, sadece eski Türkiye’deki konumlarını değil, gençlik/erken orta yaş yıllarını özlüyorlar. Her zaman böyle olur, insanların çoğu, özellikle de ayrıcalıklı bir hayat yaşamış olanlar, kendi kişisel tarihleri çerçevesinde geçmişi özler. Alıntıladığımız yazar gibi gençlerin o dönemleri hatırlaması mümkün değil, belli ki o döneme dair anlatılan masallara inanmış.
Ben yetmişlerin ikinci yarısı, seksenli, doksanlı yılları gayet iyi hatırlayacak yaşlardayım. Tarkan’ın popüler olduğu dönemde kişisel hayatım gayet keyifliydi, ama Tarkan konseri bana sadece ‘zaman tüneli’ etkisi yaptı, daha doğrusu zaman içinde donup kalmak gibi bir bayatlık hissi verdi. İşin bu kısmı siyasi değil, ama çok önemli. Mevcut Türkiye hiç de, mutluluk verici bir tablo sergilemiyor orası kesin. Ama işin bir de zamanla ilişkili bir boyutu var, yaş ilerledikçe gençiliğin, parlak kariyerlerin, popülerliğin yitip gitmesini kabullenmezsek, mutsuz yaşlanırız. Dahası, geçmişi parlatmak suretiyle gençleri yanıltırız, benden söylemesi.
Yazarlar
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.12.2025
8.11.2025
7.11.2025
19.10.2025
4.10.2025
15.04.2025
10.03.2025
23.02.2025
16.02.2025
11.11.2024