Bayram ZİLAN
Travma geçirmiş bir toplumun geldiği bu nokta kaçınılmaz bir sonuç mudur? Yoksa bu tahammülsüzlük, telafisi (belki de tedavisi) mümkün bir tahammülsüzlük müdür? Bilmiyorum.
Ama toplumsal dinamiklerimize, köklerimize ve medeniyet tasavvurumuza baktığımızda bu tahammülsüzlüğün ontolojik değil, akut olduğu anlaşılıyor. Dolaysıyla bu iyileştirilebilir bir durum, ancak toplumsal rehabilitasyon gerekiyor.
Nasıl gerekmesin?
Bir gecelik Cumhuriyetin toplumsal sancılarını 90 yıldır atamıyoruz üzerimizden. Kimliği, dili, geçmişi, varoluşu inkâr edilmiş ve bu yüzden kişisel ve toplumsal travmalar geçirmiş bir toplumuz. Kendi olamayan bir halk ya “öteki” olur, ya da öteki gibi.. Ya varoluş mücadelesi verir ya da makbul potada eriyip gider. Ya Malcolm gibi ‘siyah’ olmaya devam eder ya da, ergen dönem Malcolm gibi yüzüne pudra sürüp ‘beyaz olduğunu zannederek beyazlaşır’
İşte bu “siyasal hazımsızlık, toplumsal linç kültürü” de bir gecede kurulan inkârcı Cumhuriyete karşı verilen varoluş mücadelesinin en büyük yan etkisidir.
İçselleştirilmeyen, tavandan-tabana dayatılan bütün inkılâplar toplumsal dokuyu ve ruhu tahrif eder.
Türkiye’de de durum bu.
Toplumsal demokrasi seviyemiz deniz seviyesinin biraz üzerinde. Siyasal hoşgörü düzeyimiz deniz seviyesinin de aşağısında.
Kendimizi, siyasal görüşümüzü ve tercihlerimizi öteki üzerinden tanımlıyoruz. Varoluşumuzu, ötekinin yok oluşuna bağlıyoruz. Hasımlaşmışız. Başörtülü, Alevi, Gayrimüslim, Kürd, İslamcı, Ermeni, Çerkes… özgürlük mücadelesi verirken, aslında tek bir merkezden ötekileştirildiklerini unutmuş. Veya koşullar güç birliği yapılmasına müsade etmemiş. Bu durum, aynı merkez tarafından mağdur edilenlerin kendi aralarında kutuplaşması sonucunu doğurmuş. Sözgelimi Alevi, kendisini inkâr eden rejimle uğraşmaktan çok, kendisini inkâr edenin de mağduru olan başörtülülerle uğraşmış veya onların sorunlarıyla hemhal olma gereği duymamış, ‘ana merkezi’ yani rejimi unutmuş.
Öte yandan bu coğrafya da, “mağdurlar arası dayanışma” da hep alt düzeyde seyretmiş. Herkes kendi kabuğundan özgürlük mücadelesi vermiş.
Bu tablo, toplumu doğal olarak kırılmalara, hasımlıklara ve tahammülsüzlüklere gebe bırakıyor.
Türkiye toplumunda sosyolojik ve psikolojik fay hatları mevcut.
Mahalleler arasında yüksek duvarlar var.
Olması gereken doğal geçişler, mağdurlar arası dokunuşlar, tepeye yerleştirilmiş kameralara kaydediliyor. Ardından linç başlıyor.
Sözgelimi, “Gazze” dediğinizde hemen karşınıza “Roboski” çıkartılıyor. “E sen, Roboski demedin” veya “Roboski desene” diye rajon kesiliyor. Oysa bu rajonu kesen çevreler, herhangi bir araştırma da yapmıyor. Eleştirdikleri kişinin daha önce “Roboski” deyip demediğini bilmeden, incelemeden bu tavrı sergiliyorlar. Aslında google’a bile sorsalar rajon kestikleri kişinin daha önceki beyanlarını görmüş olurlar. Ancak buna ihtiyaç duymuyorlar. Çünkü onlar için mesele “Gazze” diyen kişinin, daha önce “Roboski” deyip dememesi değil, “Gazze” diyenin “Roboski”, “Roboski” diyenin “Gazze” dememesi.
Vicdanlar politikleşmiş maalesef.
“Türkistan” diyen birisi, belli bir mahallenin vicdanını temsil ediyor diye kabul ediliyor. Dolaysıyla “Türkistan” diyen kişi “Rojava” veya “Roboski” dediğinde ya hayretle karşılanıyor, ya linç ediliyor ya da “git kendi mahallendeki mağdurlarla ilgilen, öteki mağdurlardan sanane” deniyor.
Başbakan Erdoğan’ın Vizyon Toplantısına katılan sanatçılara yapılan “mahalle baskısı” da söz konusu sosyolojiden besleniyor maalesef.
Tüm bu davranış biçimleri, Kemalist ideoloji altında kalan bir toplumun Stokholm Sendromunu ima ediyor. Bu bir yan etki.
Oysa sınırlı bir vicdan, vicdan değildir.
Faile göre tavır geliştiren, yani öldürenin, katledenin, zulmedenin kim olduğuna göre tepki koyan veya koymayan bir vicdan, vicdan değildir, olamaz.
Vicdan, mağdurun veya zalimin nüfus cüzdanına göre hareket etmez.
İyi bir vicdan, ortada bir katliam, zulüm veya en hafif haliyle bir insan hakkı ihlali varsa, zulme uğrayanın ve zulüm edenin kimliğine, dinine ve aidiyetine bakmadan tepki koyar, tavır geliştirir.
Vicdan, faile göre değil, fiile göre işler. Eğer ağaç kesmenin kötü olduğunu söylemeden önce, ağacın kimin tarafından kesildiğine bakma gereği diyorsanız, siz çevreci de değilsiniz, vicdanlı da. Çünkü sizin vicdanınız politikleşmiştir ve o vicdandan ne size, ne mahallenize ne de topluma bir hayır gelmez.
Öte yandan, ötekilerin acısına dokunanları, mahalleler üzerine yerleştirilen kameralardan tespit edip onlara ellerindeki “acı ölçer”le hesap sormaya çalışanların da sayısı bir hayli fazla.
“Ciğer Grafinizi” çekiyorlar. “Sen buna bu kadar acıdın, şuna şu kadar acıdın” diye elinize döküm veriyorlar. Hesap soruyorlar. Nasıl bu kadar hoyrat olabiliyorlar?
Ey eline “acı ölçer” alıp milletin hangi olayda ne kadar acı çektiğini ölçen kibirli radyologlar.!
Siz kimsiniz?
Acı Standartları Enstitüsü Başkanı mısınız? Yoksa “acı duyma standartları”nı siz mi belirliyorsunuz?
Kimsiniz siz, kim.!
İSO ve TSE’den yetkili, noter onaylı “vicdan bilirkişisi” misiniz?
Twitter: @bayramzilan
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.05.2024
7.05.2024
3.05.2024
29.04.2024
26.04.2024
18.04.2020
25.02.2020
12.02.2020
19.01.2020
15.01.2019