Fehmi KORU
Simiti ‘inovasyon’ haline dönüştürme fikri ‘dahice’ değilse nedir? Bedeli 500 milyon dolar olsa ne fark eder?
Başlık sizi ürkütmesin. Bugün simit kadar ‘tatlı-tuzlu’ bir yazıyla karşınızdayım.
“Olmazsa olmaz” saydıklarımdan değildir, ama en sevdiğim kahvaltı katıklarından biridir simit. Her sabah soframda bulunsa tadından yenmez, ama hafta sonları çaylı-peynirli kahvaltımızda mutlaka yerini almasına çalışırız. Çayın en iyi arkadaşı olduğuna hep inanmışımdır fırından taze çıkmış simidin.
Ancak yine de dünyanın başka bir köşesinde “Simit var mı?” telaşına kapılmam; tersine bulunduğum ülkenin kendisine mahsus kahvaltı dostlarını öğrenmeye ve o tadları denemeye çalışırım.
Kruvasan’a “Hayır” demem, bagel’in en lezzetlisini nereden alacağımı sorar bulurum.
Londra’nın en işlek yerinde vitrini gibi içi de kocaman ‘Simit Sarayı’ dükkanı ile ilk karşılaştığımda nasıl şaşırdığımı anlatamam: Dünyanın en pahalı ürünlerinin satıldığı mağazalara arkadaşlık eden bir simitçi dükkanı… Meydanın mağrurluğu ile bizim gariban dostu simit büyük bir tezat teşkil etmekteydi. Birlikte olduğumuz grubun diğer üyelerinin kendimize ait bir alışkanlığı orada görmekten müthiş mutlu olduklarının yakın tanığıyım.
Simit Sarayı’nın 25 farklı ülkede Londra’daki benzer 25 dükkanı daha varmış; bunu bu haftaki tartışmalar sırasında öğrendim.
Keşke öğrenmez olaydım.
Çünkü, simidin tartışma konusu olmasının sebebi, gariban katığı olan bizim simide hiç yakışmayan ‘saray’ sözcüğünü isim olarak seçmiş olan, 25 ülkedeki dükkanları yanında Türkiye’de açtıklarıyla birlikte 10 binden fazla kişiye iş imkanı sağladığını gururla ilan eden firmanın içine düştüğü finans sıkıntısı…
Finans sıkıntısına düşen ‘Simit Sarayı’nın patronu “Son üç yılda 163 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik” demekte.
Meğer bizim gariban kahvaltı katığı simidimiz ‘ihraç’ malzemesiymiş…
İhracat teşviklerinden de simit sayesinde yararlanılıyor muymuş acaba?
“Bizim söylendiği gibi bankalara olan borcumuzun miktarı 500 milyon dolar değil, bütün bankalara borcumuz bahsi geçen rakamın üçte biri bile değildir” de demiş firmanın patronu.
500 milyon doların üçte biri ne kadar ediyor, parmaklarımla o hesabı yapmakta zorlandığım için sizlere soruyorum.
O kadar doları, “Bütün bankalar” denildiğine göre en azından üç-beş banka, “Simit satacağım” diye başvuran firmaya kredi olarak verebilmiş, öyle olmuyor mu?
Hangi bankalar ve o kararı hangi elemanlarının raporu üzerine hangi banka müdürleri vermiş, isimlerini öğrenmek isterdim.
Aklınıza kötü şeyler gelmemesi için öğrenmek isteme sebebimi de hemen kayda geçireyim: Bonkörlüklerini ve simitte kar etme istidadını gördüklerinden dolayı hepsini teker teker tebrik etmek için…
1,5 bilemediniz 2 liraya satılan (Simit Sarayı fiyatlarının fırınlarda veya tezgahta satılanlardan daha yüksek olduğunu söyleniyor, ama bankacıları ikna edebilmek için mamulün herhalde pahalı olması zaten gerekirdi) bizim gariban simidin parlak geleceğini görebilmek tebrik edilmeyi gerektirir elbette.
Tabii en sıkı tebriki ise, böylesine parlak bir ‘inovasyon’ ile Türkiye adına dünyayı tanıştıran, bankaları kendisine 200 milyon dolara yakın bir meblağı borç olarak vermeye ikna eden, bu arada başka ülkelerde şubeler açabilmek için devletten 23 milyon TL’lik destek sağlamayı beceren, zor duruma düştüğünde önce bir Arap fonuna yüzde 10 hisse satan, en sonunda bir kamu bankasının yan kuruluşunu devreye sokarak sıkıntıdan kurtulma çabası sergileyen büyük işletmeci ‘Simit Sarayı’ patronuna sakladım.
Gazetelerin bazıları benim düştüğüm şaşkınlık gibi bir hayret selini üzerine boca etmese ve o yayınlar üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Tasvip etmiyorum” çıkışını yapmasaydı, ‘Simit Sarayı’ adıyla bizim gariban katığı simidi sadece 200 milyon dolarlık bir kayıpla dünya ürünü haline dönüştürme başarısı gösteren işadamımız amacına ulaşacaktı da…
Olmadı, olamadı.
Peki şimdi ne olacak?
Bizim simit, dünyanın 25 ayrı ülkesinde, ne olduğunu bilmeyen bu sebeple meraklı gözlerle vitrine bakaduran yabancılarla bozuşacak, onları pazarlayan dükkanlar önce oralarda sonra ülkemizde kepenk mi indirecek?
Hadi, kamu bankası son anda kasasını açmaktan vazgeçti ve bu ‘yerli ve milli’ kuruluşu batmaktan kurtarmadı; iyi de ona işletme sermayesi olarak kasalarını açmış ve şimdilerde yaklaşık 200 milyon dolarlık kredilerinin ödenmesini bekleyen ‘bütün bankalar’ ne yapacak?
Genellikle öyle duruma düşen alacaklılar borçlularının kapısına dayanıp neyi ne ile üretmişse hepsine el koyar, onları satarak hesabı kapatmaya bakarlar. Vitrinlerdeki simitlere el konulsa borcun ne kadarı karşılanır ki?
Kredi kullandıran -benim isimlerini teker teker öğrenmek arzusunda olduğum- banka elemanları ve müdürleri Simit Sarayı yüzünden üç öğün simit yemek zorunda kalmazlar umarım.
‘Simit Sarayı’ adıyla açılan birkaç dükkandan sonra onların hemen yanı başlarında içinde ‘simit’ sözcüğü mutlaka bulunan isimlerle benzer mekanlar ülkenin dört bir yanında pırtlak vermişti. En son merakım, onların da da bankaların simit aşkından yararlanıp yararlanmadıkları…
Eskiler “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” derlerdi. Bütün simitçilere eşit muamele edilmemişse bankalar ayıp etmişler demektir.
Fotoğraflarında pek genç görünüyor simidi bir ‘inovasyona’ dönüştürme ve ağırlığınca kredi kullanma açısından ‘başarılı’ işletmenin sahibi. Karar yazarı İbrahim Kahveci, patronun 20 yıl önce de yine ödeyemeyeceği miktarda yüklü bir kredi kullanma olayında 40 kişiyle birlikte adının geçtiğini yazdı.
İyi ki de yazdı. Onun duyurduğu bu eski olay sayesinde, 20 yıl önceki vartayı atlatıp kendine yeni bir iş dalı yaratabilmiş uzak görüşlü bir işletmecinin, bugünkü sıkıntılarını da bir biçimde atlatabileceği ve bir süre sonra başka bir parlak fikirle ortaya yeniden çıkabileceği umuduna kapıldım.
200 milyon dolar değil de 500 milyon dolar batsa ne olur ki…
Ülkemizde onun gibiler çok.
Simitten bir büyük iş imparatorluğu oluşturmak azımsanacak bir olay değil.
[İzmir’de simide ‘gevrek’ denildiğini biliyor muydunuz? Hala dilim önce gevrek sözcüğüne gider, sonra kendimi simit diye düzeltirim.]
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.02.2026
10.02.2026
8.02.2026
6.02.2026
3.02.2026
1.02.2026
30.01.2026
29.01.2026
27.01.2026
25.01.2026