Halil BERKTAY
Tarihçilik hem genel bir bilimsel uğraşıdır (ve dolayısıyla ortak bir metodolojisi, ortak normları, ortak bir meslek ahlâkı vardır). Hem de kendi içinde çeşitli uzmanlıklara ayrılır. Çoğu zaman bu uzmanlıklar, hangi araştırma dillerini bildiğiniz ve dolayısıyla hangi birincil kaynakları okuyabildiğiniz meselesidir. Örneğin bir Avrupa Ortaçağ tarihçisi için Klasik ve Ortaçağ Latincesi esastır ve bunların yanı sıra birkaç modern Avrupa dilinin Ortaçağ versiyonlarını da bilmek zorundadır (Orta İngilizce, Orta Fransızca gibi). Bilmek derken, o dillerle yazılmış orijinal belgeleri (elyazısının zorlukları dahil) okuyup çözebilmeyi kastediyorum. Benzer şekilde, bir Osmanlı tarihi uzmanı dendiğinde de, Osmanlı Türkçesinin çeşitli dönemlerine ve farklı yazılış biçimlerine (talik, nesih, sülüs, celî sülüs vb) vâkıf, bu tür belgeleri okuyup çözebilen, bunun için ayrıca Arapça ve Farsça da bilen biri anlaşılır.
Bu, başlı başına önemli bir teknik beceridir ve Osmanlı tarihçiliğinin kendisi değil, zorunlu, asgarî koşulu olmakla birlikte, yarı şaka yarı ciddî kendi rekabetlerini de yaratır. Ben Osmanlı tarihçisi değilim ama on yıllardır aralarında yaşıyor ve daha öğrenciliklerinden itibaren okudu-okuyamadı, bak yanlış okudu, falanca zar zor okur ama filanca çok iyi okur diye nasıl çekiştiklerini, yarıştıklarını, kılçık attıklarını, dedikodu yaptıklarını; incelemekte olduğu metinde bir yeri okuyamayanların kime gidip okuttuğunu... her gün görüyor, izliyorum.
Bugün 40’ları ve 50’lerinde olan “genç nesil” Osmanlı tarihçileri içinde, halen Boğaziçi’nde olan Edhem Eldem ve bizde Sabancı’da olan Hakan Erdem’in, çalışkanlıkları, zengin birikimleri ve yorum kapasitelerinin yanı sıra, Osmanlıcayı ve Osmanlı belgelerini “çok iyi okumak” diye özel bir şöhretleri de vardır. Torosyan tartışmasında, zaten Hakan ile birlikte tarafız; onun için Ayhan Aktar (AA) ve Taner Akçam’ın (TA) hiç sorgulamaksızın sarıldığı iki “tasdiknâme”yi ona sormamın pek bir âlemi yoktu; kendisi nasıl olsa yazacaktır. Onun için bu “belge”lerin “dış kritiği”yle ilgili sorularımı Edhem Eldem’e yönelttim; eleştirel gözlem ve açıklamalarını bugünden itibaren yayınlamaya başlıyorum.
Halil Berktay: Size, tartışmanın bütünü hakkında ne düşündüğünüzü sormayacağım. Bir adamın torununun, “iç kritik” yoluyla çürütülmüş bir metni “doğru”layıp “doğru”layamayacağını da sormayacağım. Sadece bir Osmanlı tarihçisi ve Osmanlı belgeleri uzmanı olarak, bu sunulan belgeler hakkındaki bilimsel kanaatinizi almak istiyorum. Öncelikle, AA’nın web sitesine koyduğu belgelerin bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?
Edhem Eldem: Söz konusu olan, biri Enver Paşa, diğeri ise Abdülkerim Paşa tarafından imzalanmış iki belge. Bu belgelerin bir arada değerlendirilmesinde fayda var, çünkü en çarpıcı noktalardan biri ikisinin de aynı elden çıkmış olması. Yazı aynı, imla hataları aynı, ifade bozuklukları aynı. Yazının acemiliğiyle imlânın bozukluğu ortalama eğitimli bir Osmanlı vatandaşından beklenmeyecek düzeyde. Hele resmî muhaberatı kaleme alacak bir memurun elinden çıkmış olması düpedüz imkânsız. Kısacası, bence bu belgelerin gerçek olması mümkün değil.
Biraz daha somut bir fikir vermek için, her iki belgede bariz Osmanlıca imla hatası içeren kelimeleri sayabilirim. Enver Paşa’nın “tasdikname”sinde: ordu - batarya - esnasında - Ertuğrul - tabya - düşman - tahribiyle - keza - Hamidiye - deruhde - tehdid - mecruh - dolayı - terfi madalya - olmakla - ita (tekrarlar hariç toplam 17 kelime): Abdülkerim Paşa’nınkinde ise: toprak - taarruz - ordu - tayin - mezkûr - tarassud - meydanında - mumaileyhe - mecruh - düşman - taarruz - suhulet - Almanya - madalya - keza - olmakla - ita - ferik (tekrarlar hariç toplam 18 kelime). İkisi arasında çok sayıda ortak hata olması, yazıdan da anlaşıldığı üzere iki belgenin aynı acemi kalemden çıktığını doğruluyor. İmla hatalarına ilaveten saymakla bitmeyecek ifade bozuklukları da söz konusu: “harb vapuru”; “cesaret ve fedakârane harb etmek”; “ordu namına”; “kıdeme terfi”; “madalyaya nail olmak”; “mumaileyhe yedine”; “müttefik ordularımız”; “taaccübe mucib olmak”; “suhulet göstermek”; “madalyaya nail edilmek” gibi ifadelerin bazılarının Türkçeyle alakası bulunmuyor, birçoğu ise dönemin terminolojisiyle en ufak bir şekilde uyuşmuyor.
Özetlemek gerekirse bence bu belgelerin gerçek olması mümkün değil.
Burada bir duralım. AA ve TA, duyuyor musunuz? Edhem Eldem sadece bu belgelerin neden gerçek olamayacağını anlatmakla kalmıyor. İkisinin de aynı elden çıktığını söylüyor. 1915’te güya Enver Paşa’nın, 1917’de güya Abdülkerim Paşa’nın imzaladığı iki belgeyi aynı acemi, Osmanlıcayı iyi bilmeyen kişi yazmış. Elyazısı da aynı, imla hatâları da. Şimdi, AA ve TA ve diğer bütün okuyucular,Torosyan’ın kitabındaki yanlış bilgiler ile bu iki belgedeki yanlış bilgilerin aynı olduğunu da hesaba katarak, iki belgeyi bizzat yazan veya birisine yazdırtan bu kişi, kim olabilir dersiniz?
Artık gerek olsun olmasın, devam edeceğim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024