Halil BERKTAY
[8-9 Şubat 2025] Adolf Hitler’e (ve Roehm, Goering, Goebbels, Himmler gibi yardakçılarına) 1920’ler ve 30’larda inananlar vardı. Huşû içinde dinliyorlardı. O konuşmalar bugün The Nazi Germany Sourcebook (2002) gibi birincil kaynak derlemelerinde veya The Routledge Companion to Fascism and the Far Right (2003) gibi karşılaştırmalı çalışmalarda yer alıyor (1). Hayretle inceliyoruz, insanlık nelerden geçmiş diye. Okuduğumuzda dehşet ve tiksinti uyandırıyor. Orta ve uzun vâdede aynı son Trump’ı da bekliyor (kadere inanmadığım için kader demiyorum buna). Çok uzak olmayan bir gelecekte, belki yirmi – yirmibeş yıl sonra, “The American Fascism Sourcebook”lar yayınlanacak. Donald Trump ve hempalarının (J.D. Vance’lerin, Elon Musk’ların, Marco Rubio’ların, Russell Vought’ların) yazıları, mesajları, konuşmaları, oralarda yer alacak. Derslerde hayretle incelenecek, didik didik edilecek. Okuyanda dehşet ve tiksinti uyandıracak.
Bir şey daha olacak. Emperyalizm teorileri açısından Trump dönemi, bir anlamda geçmişe dönüş olarak hatırlanacak.
1875-1914 arasının Yeni Emperyalizm’inden veya Hobsbawm’ın ünlü dörtlemesindeki üçüncü cildin başlığıyla İmparatorluk Çağı’ndan söz ediyorum (2). Tarihsel arkaplanı hatırlayalım. Avrupa-merkezli deniz imparatorluklarının 1500 dolayında başgösteren ilk dalgası, mevcut teknolojiyle (3) ele geçirilebilecek yerleri 16. ve 17. yüzyıllarda ele geçirdikten sonra, 18. yüzyıl ortalarında duralamıştı; varolanı korumakla yetiniyordu. Derken Sanayi Devrimi, hemen değil ama adım adım, yeni bir “imparatorluk avadanlığı”nı beraberinde getirdi (4). Buhar ve çelik, ağır zırhlılar (jenerikleşen deyimiyle drednotlar) ve asker nakliye gemileri, uzun menzilli toplar ve konik patlayıcı mermiler, kuyruktan dolma, seri ateşli piyade tüfekleri ve makinalı tüfekler, çıkarma noktalarından (sonra limanlardan) iç bölgelere döşenen şoseler, demiryolları ve telgraf hatları, nihayet modern tıbbın ve eczacılığın ürettiği, tropikal hastalıkları çok korkulmaktan çıkaran (sıtmaya karşı kinin gibi) yeni ilâçlar. Kabaca böyle bir paketti bu. Kıyı şeritlerinden kıtaların karanlık derinliklerine nüfuz etmeyi mümkün kıldı. 1871’de Alman ve İtalyan ulus-devletlerinin kurulmasının hemen ardından, yeni bir emperyalizm dalgası bu zeminde yükseldi. Zamanın Büyük Devletleri, özellikle Afrika’yı, ayrıca Güneydoğu Asya ve Okyanusya’yı kapışma yarışına girdi. Orta Doğu’da Osmanlı egemenliğinin göreli direnci kolay kırılamadı. “Şark Meselesi”ne dönüştü ve 1918 sonrasına uzandı. Ama bir bütün olarak yeryüzünün paylaşılması 1900 dolaylarında tamamlandı. İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, İspanyol, Portekiz, Belçika ve Hollanda sömürge imparatorlukları çok geniş alanları kapladı. ABD (kuzey Amerika boyunca) doğudan batıya, Rusya (Asya boyunca) batıdan doğuya uzandı. Batı dışında, Batılılarca mülk edinilmemiş “boş” toprak kalmadı.
Zamanında Yeni Emperyalizm diye dikkat çeken olayın kendisi buydu ve (gene hatırlayalım) bazı büyük soruları da beraberinde getirdi. İyi miydi kötü müydü (ya da kimin için)? Asıl, neden oluyordu? Tesadüf müydü, zorunlu ve kaçınılmaz mıydı? Dahası, nereye gidiyordu? Avrupa sürekli savaşa alışkındı. Ama 1871’den itibaren, uzun bir barış dönemi açılmış gibiydi. On yıl, yirmi yıl, otuz yıl… 1900’lü ve 1910’lu yıllara gelindiğinde, Osmanlıyı saymazsak (5), kırk küsur yıldır yeni Avrupa-içi savaşlar yoktu ortada. Şaşırtıcı bir durumdu; acaba Büyük Devletler arasında konsensüs yoluyla (birbirlerinin sömürgelerine dokunmadıkları) ebedî bir barış mı hakim olacak, yoksa yeni yeni savaşlar mı çıkacaktı?
Bu konular hem genel kamuoyunda, hem de sosyalist harekette tartışılıyor; farklı görüş ve yorumlar ortaya çıkıyordu. 1889’da kurulan İkinci Enternasyonal’in sol kanadında yer alan Lenin’in cevapları kesin ve keskindi. Bir, metropol ülkelerin burjuvazisi için (getirdiği süper-kârlar açısından) elbette iyi, ama sömürgeleştirilen toplumların uğradığı zulüm ve sömürü itibariyle çok kötü bir şeydi. İki, asla vazgeçilebilir bir politika opsiyonu değil, ekonominin zorunlu kıldığı bir kaçınılmazlıktı. Kapitalizm artık iç pazarda serbest rekabet demek değildi. Doğrudan doğruya serbest rekabetin iç dinamikleri (büyük sermayenin küçük sermayeden daha hızlı büyümesi ve büyük sermayenin küçük sermayeyi yutması), tekelci kapitalizme geçişi doğurmuştu. Bu dev tröst ve karteller ise artık iç pazara sığmıyor; dış pazarlar, ucuz hammadde kaynakları ve (en önemlisi) yabancı yatırım alanları önem kazanıyor; mal ihracından çok sermaye ihracı öne çıkıyordu. Fakat dış yatırımlar, gerek yerel güçlere, gerek diğer emperyalistlere karşı ancak “tam tekel” demek olan sömürgelik koşullarında güvencede olabilirdi. Örneğin Alman Doğu Afrikası’nın yöneticileri İngiltere’nin Kenya sömürgesindeki tesislere göz dikecek olsa, bunun için Darüsselâm’ın Nairobi’yle değil, Berlin’in Londra’yla savaşmayı göze alması gerekirdi. Bu da mutlak değil ama önemli bir caydırıcılık demekti. Sonuçta, emperyalizm ve sömürgecilik, (tekelci) kapitalizme içkindi. Buradan geri dönüş olamaz, kapitalizm bundan sonra sömürgesiz yapamazdı. Ve üç, yeryüzünün mevcut (eşitsiz) paylaşımı, son tahlilde yalnız savaşla – küçük ve yerel savaşlarla değil, genel ve çok büyük bir savaşla değiştirilebilirdi. Ya devrim kapitalizmi yıkıp savaşı önleyecek, ya da savaş devrimi getirecekti (6).
En çok, sonuncu noktada haklı çıktı: Yeni Emperyalizm ebedî barışa değil benzersiz bir savaşa yol açtı ve savaş da gerçekten devrimi doğurdu; Bolşevikler iktidara geldi ve Leninizm gerek Sovyetlerin, gerekse Uluslararası Komünist Hareketin resmî ideolojisi haline geldi. Dolayısıyla Lenin’in emperyalizm teorisi de tartışılmazlık kazandı. Oysa eksikli ve kusurluydu. Aşırı deterministti. Ekonomi ile politika arasında çok dar bir bağ kuruyor, hattâ ikisini özdeşleştiriyor; öncelikle siyasî ve askerî bir olay olarak emperyalizmi mutasavver ekonomik nedenselliğine indirgiyor, dolayısıyla kapitalizm ve tekelci kapitalizm dışında düşünülmesini imkânsızlaştırıyordu. Birinci Dünya Savaşı ve 1917’den bu yana geçen yüz küsur yıl içinde bu zaaflar giderek belirginleşti. Dünya devrimi gerçekleşmedi. Kapitalizmin nihaî çürüyüşü içinde olmadığı, hayatiyetini koruduğu ve sömürgesiz de yaşayabildiği ortaya çıktı. Neo-kolonyalizm yakıştırması bunun dolaylı itirafının ötesine geçemedi. Üzerine Soğuk Savaş geldi ve her iki taraf açısından ideoloji tâyin edici oldu. ABD’nin Vietnam Savaşı’nı da, Latin Amerika’daki CIA destekli darbeleri de, Sovyetlerin 1956 Macaristan, 1968 Çekoslovakya ve 1979-1989 Afganistan işgallerini de ekonomi değil ideoloji belirledi. Üstelik, emperyalistlik çoğaldıkça, Sovyet ve Çin örneklerinde kapitalist olmayan (hiçbir şekilde kapitalizme bağlanamayacak) emperyalizm vakaları da belirginlik kazandı. 1991’de Sovyetlerin çökmesiyle birlikte iki kutuplu dünyanın katılıkları ve sınırlayıcı duvarları kalmadı. Bu yeni düzen, daha doğrusu düzensizlik ortamında çeşitli fırsatçılıklar da türedi. Faraza Orta Doğu ölçeğinde, bir yanda İsrail, diğer yanda Irak (Saddam Hüseyin) ve Suriye (Hafız Esad), öyle “küçük ülke” istilâ ve işgalcilikleri sergiledi ki, bunları da “kapitalizmin en yüksek aşaması”yla açıklamak imkânsız (İsrail bunlara resmî ve alenî ilhakçılığı da, Gazze’de soykırımcılığı da katarak yoluna devam ediyor).
Diyeceğim, her çağın, hattâ her alt-dönemin kendi emperyalizmi ve emperyalizmleri var. Ekonomi, evet, önemli, ama bir yere kadar. Belirli bir ekonomik ve teknolojik gelişme düzeyi tabii şart, ister büyükler ister orta boydakiler arasındaki birinci ve ikinci kademe emperyalizm yarışlarına girebilmek için. Bunu, belki satranç tahtasını yerleştirip üzerine taşları dizmeye benzetebiliriz. Ama bir kere ilk hamleler yapıldığında, artık her şey oyunun kendi stratejik ve taktik icaplarına göre ilerliyor. Reel dünyada, ekonominin değil politika kertesinin kendi stratejik ve taktik icaplarına göre ilerliyor. Ekonominin üzerine, ekonomi dışı eklentiler biniyor. Çok çeşitli dinamikler, çok karmaşık yumaklar oluşturuyor.
Ne ki şimdi Donald Trump, 1875-1914 arasının çıplak ve ilkel, kaba ve hoyrat ekonomizmine rücu etmiş gibi. Amerikan büyük burjuvazisinin açık ve örtük, bastırılmış ve bastırılmamış bütün taleplerini bire bir taşıyor ve yansıtıyor. Kapitalizmin ve emperyalizmin etrafına zamanla sarılmış denge ve denetleme unsurlarından, bütün o siyasî eklentilerden, karmaşıklık ve çapraşıklıktan bir çırpıda kurtulmak istiyor. Ne içerde ne dışarıda kural tanımıyor — kâh cahilliğinden, kâh umursamadığından. Cecil Rhodes gibi davranmak istiyor, bir zamanlar kendi ismiyle anılan Rodezya’nın (şimdiki Zimbabve ve Zambiya’nın) açgözlü fatihi. Grönland’ı gerçekten istiyor, mineral zenginlikleri nedeniyle. Kanada’yı da gerçekten ABD’nin 51. eyaleti yapmak istiyor, gene mineral ve diğer doğal zenginlikleri nedeniyle. Açıkça ve hiç utanmadan söylüyor da bunları. Emlâkçı ya; Gazze’ye bile, sanırım sırf değerli bir gayrimenkul gözüyle, kaç golf sahası, turistik otel ve lüks “beach” yaparım diye bakıyor. “Soğuk iş adamı” deniyordu; işte böyle tezahür ediyor soğuk iş adamlığı.
Bizi bir parça da olsa baz fenomene, Leninist teorinin (bütün defolarıyla birlikte) içinden çıktığı ortama geri götürüyor. Daha birkaç yazıyla anlatmaya çalışacağım.
————————————
NOTLAR
(1) Roderick Stackelberg ve Sally A. Winkle (der), The Nazi Germany Sourcebook. An Anthology of Texts (Routledge, 2002); Peter Davies ve Derek Lynch, The Routledge Companion to Fascism and the Far Right (Routledge, 2003).
(2) E. J. (Eric) Hobsbawm, The Age of Revolution 1789-1848 (1962); The Age of Capital 1848-1875 (1975); The Age of Empire 1875-1914 (1987); orijinal başlığıyla Age of Extremes: The Short Twentieth Century 1914-1991 (1994), sonraki basımlarında The Age of Extremes 1914-1991.
(3) Gerek yapı gerek hacim ve taşıma kapasitesi bakımından oyanus-aşırı sefer kapasitesine sahip, yüksek bordalı ahşap yelkenliler; yuvarlak gülle atabilen ağızdan dolma ağır toplar; ağızdan dolma çakmaklı-fitilli arkebüzler ve tüfekler; çelik zırhlar ve çelik kesici-delici silâhlar; coğrafya bilgisi ve yerel-küresel haritalar; matematik ve astronomi bilgisi ve ölçüm âletleri; yeryüzünün diğer kavimleri ve kültürleri hakkında yazılı bilgi birikimi. Sonuncusu, elyazmaları ve sonra matbaa sayesinde nesilden nesile aktarılıp, faraza İspanyolların İnka ve Azteklerin olası davranışlarını öngörmesini mümkün kılıyordu.
(4) Bu “imparatorluk avadanlığı” veya “imparatorluk araç gereci” kavramı ve içeriğinin tasviri için, bkz Daniel R. Headrick, The Tools of Empire: Technology and European imperialism in the nineteenth century (Oxford University Press, 1981).
(5) 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı (Doksanüç Harbi); 1896-1900 Girit İsyanı ve çalkantıları; 1911 İtalya’nın Trablus’u işgali; 1912-13 Balkan Savaşları.
(6) Bu toplu özet için bkz. V. I. Lenin, Imperialism, the Highest Stage of Capitalism (yazılması Ocak-Haziran 1916; broşür biçiminde yayınlanması, 1917 ortası, Petrograd; edisyon kritik, Lenin, Selected Works [Progress Publishers, 1963, Moskova], Cilt 1, 667-766).
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları





































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024