Hüseyin GÜLERCE
Cumhuriyet’i kutlamayı bir türlü bilemedik. Bu 29 Ekim’de de öyle oldu.
Cumhuriyet kutlamaları bir kutuplaşma fotoğrafıyla gündeme geldi. Hâlbuki 89. yılında ne güzel ilkler vardı. Cumhurbaşkanı’nın Sayın eşi Hayrünnisa Gül, ilk defa Ankara’daki törende protokolde yer aldı. Sayın Cumhurbaşkanı, kutlamaları Meclis’te değil Çankaya Köşkü’nde kabul etti. En önemlisi, akşam Çankaya’daki resepsiyona katılım eşli oldu.
CHP, bir türlü yeni CHP olamıyor. CHP’nin, İşçi Partisi organizatörlüğündeki, “29 Ekim Seferberlik Yürüyüşü”nde ne işi var? Seferberlik, düşmana karşı yapılır. Bu mudur Cumhuriyet’i kutlamak? Bu değil midir Cumhuriyet’i kutuplaşmaya alet etmek? Koskoca muhalefet partisi CHP’yi, İP’in arkasına bağlamak mıdır, yeni CHP’lilik? Darbe kışkırtıcılığı ile müsellem Cumhuriyet mitinglerinden hâlâ medet ummak da neyin nesi? Hele hele CHP İstanbul İl Başkanı’nın Taksim’de Atatürk Anıtı’na çelenk konulurken 1. Ordu Komutanı ve askerî heyete dönüp; “Sizin korumanız gereken Cumhuriyet’e biz sahip çıkıyoruz” diye bağırması, tam bir suçüstüdür. 48 saattir bu lafın yalanlanmasını bekliyoruz. Eğer CHP il başkanı böyle demişse, CHP yönetimi, hâlâ darbelerden medet umduklarını, umutlarını bir askerî müdahaleye bağladıklarını kabul ve ilan ediyor demektir…
Burada şunu da belirtmeliyiz. “İstihbarat var” gerekçesiyle Cumhuriyet kutlamalarını yürüyüşle yapmak isteyenlere izin verilmemesi yanlış olmuştur. Güvenlikçilerin verdiği istihbaratlar, sivil iradenin eleğinden geçirilmelidir. Evet, polislerimiz yaralandı, şiddete maruz kaldı ama dünya medyasına, üzerlerine biber gazı sıkılan, tazyikli su fışkırtılan kalabalıkların görüntüleri yansıdı. Cumhuriyet’in ilkleri gölgede kaldı.
89. yılında Cumhuriyet kutlamalarının en önemli ilki, laiklik bahanesi ile Çankaya Köşkü’nde yapılan ayrımcılıktı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın eşi başörtülü olduğu için askerler, Çankaya’daki resepsiyona katılmıyorlardı. Bunun nasıl bir burukluk hâsıl ettiğini, Köşk’e eşi Emine Erdoğan ile katılan Sayın Başbakan ifade etti: “Daha önceden biz törenlere eşli davet almıyorduk. Bizi buraya sokmayanlar utansın…”
Fotoğraf karelerine yansıyanlar bir güzellik değil miydi? Sayın Meclis Başkanı ve eşinin, Sayın Başbakan ve eşinin, Sayın Genelkurmay Başkanı ve eşinin, Sayın Cumhurbaşkanı ve eşi ile birlikte aynı karede görünmelerinin toplumu rahatlatan bir yanı yok mu? Ne oldu, laiklik mi zedelendi? Bir rövanş mı alındı?
29 Ekim’de yaşadıklarımız tek bir şeyi anlatıyor. Cumhuriyet, kutuplaşma değil kaynaşma zeminidir. Ancak bunun şartı, Cumhuriyet’in demokratikleşmesidir. Hukukun üstünlüğünün sağlanmadığı, fikir ve ifade hürriyetinin bulunmadığı, özgürlüklerin daraltıldığı, en önemlisi demokratik kültürün yerleşmediği bir Cumhuriyet, her an darbecilerin koruyup kollamak istediği bir bahane olmaktan kurtulamaz.
Ne yazık ki bu ülkede, birileri hâlâ kendilerini Cumhuriyet’in kurucusu ve sahibi görüyorlar. İktidar, kendilerinden değilse, ülkenin ele geçirildiğini, bu işgalden kurtulmak için seferberlik falan gerektiğini söylüyorlar. Israrla, inatla, bin türlü desise ile kutuplaşma peşindeler. Demokratikleşmenin önünün kutuplaşma ile kesileceğini biliyorlar. Bunu da Cumhuriyet’i savunur görünerek yapıyorlar. Ama Cumhuriyet’in demokratikleşmesini asla telaffuz etmiyorlar. Çünkü Cumhuriyet demokratikleşirse itibarlarını, konumlarını kaybedeceklerinden adları gibi eminler… Cumhuriyet’in demokratikleşmesinden korkanların elinde bugün tek yol var: Toplumu kutuplaştırmak. Onun için Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-dindar kutuplaşmalarından medet umuyorlar.
Bu oyunu bozmalıyız. İktidarı ile muhalefeti ile herkese düşen; birbirimizin konumuna saygılı kalarak biz de inatla, ısrarla hoşgörü, uzlaşma ve sivil demokratik yeni bir anayasa demeliyiz…
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- 6 maddede İstanbul seçimi
9.05.2019 - Bahçeli, neden açıklama ihtiyacı duydu?
2.05.2019 - Aklımda İstanbul, ufkumda büyük düzlük…
18.04.2019 - İmamoğlu-medya patronları…
11.04.2019 - Bir kalkışmanın daha taşları döşeniyor
4.02.2019 - Sandığa gidişimizden korkuyorlar…
28.03.2019 - Yavaş yavaş gidiyor…
14.03.2019 - Akşener’in çamuru Erdoğan’a yapışmaz
9.02.2019 - Trenden inenlerle yeni parti mi?
9.02.2019 - Ya oğlu babasını savunuyorsa
1.02.2019
Yazarlar
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYaşanacaklara dair olası senaryolar 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBabamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü günler geliyor kendini koru 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
































faruk tuncay
Solun 3. yanlışı da Alevi tekkelerinde (şimdilerde cemevi diyorlar) keramet aramasıdır. Dinsel inanç temelinde varolan bir kitleye yaslanan politik eyylemlilik sol olamaz. Dinsel gurupların haklarını savunmak başka şeydir, onlara fedailik etmek başka!