Kemal ÖZTÜRK
Aralık ayının soğuk bir gecesiydi. Kadim dostum Mustafa Ekici aradı. Leman Dergisi’nde çok ilgimi çekeceğini düşündüğü bir yazı olduğunu söylüyor, dergiyi gelip almamı istiyordu.
Gece yarısı gidip dergiyi aldım.
Başlık şöyleydi:
Allahu Ekber Dağları, 1915
Nihat Genç her zamanki gibi, duygunun damarını yakalamış ve orada hepimizi sarhoş edecek bir yazı zerk ediyordu.
Sarıkamış hakkında ilk okuduğum makale buydu.
BELGESİ OLMAYAN BELGESEL
Gecenin yarısında, o soğukta, yazının etkisinde kalmıştım. O an karar verdim, “bunun belgeselini yapmam gerek.”
1998 yılının Aralık ayında, sabah ilk işim bu makaleyi belgesele çevirmek için Kanal 7 yönetimini ve program sorumlusu Ahmet Hakan’ı ikna etmekti. Kabul ettiler ve işe koyuldum.
Meslek hayatımın ilk belgeseli, aynı zamanda tarihimle yüzleşmek anlamına geliyordu. Sanırım herkesten gizlenmek istenen, anlatılmak istenmeyen dramı, televizyon ekranlarına ilk kez taşıyarak, hem yakın tarih hem de belgesel dünyasına adım atacaktım.
Elimizdeki en önemli materyal, Nihat Genç’in yazısında kaynak olarak gösterdiği Alptekin Müderrisoğlu’nun iki ciltlik “Sarıkamış Dramı” isimli kitabıydı.
Kitabı bir solukta okudum. Soğuk içime doldu sanki. Okuduklarım, gördüklerim o güne kadar hiç duymadığım acı gerçeklerin feryadıydı.
Kitapta 6 kare fotoğraf vardı. Karda donmuş asker fotoğraflarıydı bunlar. Kütüphanelerin, arşivlerin altını üstüne getirdim. Sarıkmış’la ilgili fotoğraf ve film başka yoktu. Zaten elimdeki kitaptan başka kaynakta yoktu. Belgeselin belgesi yoktu aslında.
SARIKAMIŞTA TOPRAĞA BASAMAMAK
Savaşın geçtiği yerlerde çekim yapmak için Sarıkamış’a gittik. Çatışmaların olduğu, Allahu Ekber dağlarının eteklerine çıktığımızda, içimde bir ürperti oldu. Sanki bastığımız yerlerde şehitler vardı da onlara basıyormuşuz gibi hissediyorduk.
Askerlerin tipide, boranda, kış, kıyamette yürüdüğü dağlarda dolaşmaya başladık. Araçların, atların zor çıktığı yerlerde, ayaklarında çarık olan, sırtında paltosu olmayan gencecik çocuklar nasıl yürüdü…?
Yürüyemediler zaten. Tarih, bir ordunun tüm yokluğa rağmen, insan üstü bir cesaretle, düşmana ve doğa şartlarına karşı böyle mücadele ettiğini yazmamıştır herhalde.
İşte o mücadelenin geçtiği dağlarda, ormanda gece gündüz dolaştık. Yaşanan dramı, acıyı, feryadı, çaresizliği, hissediyorduk her gittiğimiz yerde.
TOPRAK DONUNCA GÖMÜLEMEYEN CENAZELER
Sanırım beni en çok etkileyen şey, toprağın donmuş olmasından dolayı, şehit olan askerlerin uzun süre gömülememesi olmuştur. Donmuş cenazeler üst üste konmuş, toprağın buzunun çözülmesi beklenmişti.
Bir başka unutmadığım şey ise, Sarıkamış’ta donmaktan son anda kurtarılıp, hastaneye kaldırılan askerlerin çoğunun tifüs salgınından, ateşler içinde ölmesidir. Kadere bakın. Donamak ile ateşler içinde yanmak arasında kalmıştı asker.
İLK BELGESEL VE İLK ACI GERÇEKLER
Belgesel 1998 yılının Aralık ayında yayınlandı. Toplam 15 dakikalık bir film oldu. Ruhi Su’nun sesiyle hayat bulan Sarıkamış türküleri eşlik etti filme.
Yayınlandığı anda büyük bir etki yarattı. Herkes bu acı hikayenin detaylarını ilk kez duymuştu. Sanırım 6 ay boyunca bana gelen mektuplar, mesajlar, telefonlar durmadı. Herkesin bir hikayesi vardı sanki Sarıkamış’la.
İnternetin, arşivin, belgelerin, teknolojinin olmadığı bir dönemde, zorlukla çekilmiş bu belgesel filmden sonra mesleğimi değiştirdim. Haberciliği bırakıp, belgeselci oldum. Hayatımın en verimli dönemini de belgesel yaparken geçirdim.
Sarıkamış rüyalarıma girecek kadar beni derinden etkiledi. Aradan 10 yıl geçtikten sonra, TBMM Başkanı Bülent Arınç’la birlikte Sarıkamış törenlerine katıldık. On yıl önce yaşadığım heyecanı ve daramı yeniden o dağlarda tekrar yaşadım.
Anma törenleri programında gösterilecek bir belgesel vardı. Benim yaptığım belgesel gösteriliyordu. Hem çok şaşırdım hem de çok mutlu oldum. Meğer on yıldır anma programlarının hepsinde, ilk önce bu belgesel gösteriliyormuş. Benim hiç haberim olmadı.
Aslında Sarıkamış dramıyla ilgili ilk belgesel benim yaptığım belgeseldi ama sonra daha iyi belgeseller, kitaplar, filmler yapıldı. Nedense Sarıkamış törenlerinde hep amatörce yapılmış benim belgeselim gösterildi. Bu da benim mütevazı gururum oldu.
Şimdi keşke diyorum, dünyada ses getirecek kadar güçlü bir filmi yapılsa. Çanakkale, Kutu’l-Amare, Medine Müdafaası gibi, tüm dünyaya göstersek bunları.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.05.2024
20.04.2024
20.04.2024
12.04.2024
25.01.2024
9.05.2022
7.04.2021
26.03.2021
19.03.2021
11.03.2021