Markar ESAYAN
Son dönemde arka arkaya tarihi olarak nitelendirilmeyi hak eden günler yaşandı. Yüz yıllık zehirli bir parantez kapanırken, değişimin mümkün olduğunca sakin şekilde gerçekleştiğini teslim etmek gerekir. Başarılan işin niteliği ve boyutu ile verilen mücadelenin sertliği arasında takdiri hak eden bir orantısızlık var. Bir devlet yeniden kuruluyor ve bu çok büyük bir kavga demek. Bir zihniyet kökünden sarsılır, bu zihniyete münasip devlet, bürokrasi, ekonomi ve elit sınıfların direnci aşılırken, ortaya koyduğunuz mücadele biçimi de aslında 'yeni' olanın muhtevasını belirliyor.
Mutlaka daha iyi olması mümkündü ve mümkün. Eleştiriler de her zaman olacaktır ve olmalı. Ancak bu eleştirilerin karşılık bulması için adil ve gerçekçi olmak şart…
Bu manada, kutuplaşma denen meselenin tüm sorumluluğunun tek başına reformcu liderin, partinin ve dindarların sırtına yıkılması yapay gündem yaratmaktan ve 'reformları engelleme' çabasının bir kaldıracı olmaktan öteye gidemedi.
Köklü paradigma değişimleri, aslında ister yavaş ister ani olsun bir ihtilali ima eder ve Türkiye'de son 12 yılda yaşanan şeyin doğru adı budur. Statüko ile mücadele verilir ve gerginlik sürecin doğasında vardır. Kavganın doğasından kaynaklanan gerginlik kadar kaçınılabilir olan gerginlikler de vardır. Ancak böyle dönemlerdeki olağanüstülük, siyaseti, kurumları ve toplumu arada gri tonlara müsaade etmeden iki kutupta tahkim eder. Haliyle, bu durumda en çok objektivite ve eleştiri zarar görür. Önemli konular araçsallaşır ve sadece birer mermi gibi kullanılır.
Değişime karşı son büyük iki kalkışma Gezi sürecinde ve 17-25 Aralık'ta yaşandı. Gezi krizindeki hatalar ve gençlerin itirazı anlaşıldı ve buna değer verildi. Aynı şey 17-25 Aralık'taki yolsuzluk iddiaları için de geçerlidir. Ancak bunların suiistimal edildiğini, asıl meselenin halk ihtilaline karşı gerici bir kalkışma olduğu da teslim edildi. Seçim sonuçları bunu doğruluyor. Tabii halkın yarısına 'göbeğini kaşıyan sürüler' gözüyle bakılmıyorsa, durumun izahı budur: Öncelikler…
Muhalefet bu 12 yıl boyunca gerici kalkışmanın birer aparatı haline geldi ve her kalkışma sonrası gelen yenilgilerle pokerde kaybeden müflis gibi elinde neyi kalmışsa ortaya sürdü. Bu ise siyaseten halk nezdinde silinmek ve kişiliksizleşmek demekti. Gezi krizinin şiddetini arttıran en önemli unsurlardan birisi de, 'laiklerin' bu radikal değişim sürecine muhalefet üzerinden katılamaması ve bunun yarattığı melankoliydi. Gezi'de hedef Erdoğan olsa da, asıl sahadan silinen muhalefet partisi CHP oldu. Çöküşü bizzat sokağa çıkarak aktörleşen CHP tabanı tarafından tescillendi.
Başbakan Erdoğan ve partisi geçmişteki benzerlerine bakıldığında oldukça güç geçmesi beklenen riskli bir dönüşümü adeta tereyağından kıl çeker gibi başarıyla yönetti. Erdoğan ve AK Parti hareketi henüz tam anlaşılamamış olmalı ki, eski Türkiye okuması ile birçok kriz tahmini yapıldı. Rakibi hor görmenin böyle aldatıcı bir etkisi var. Tabii bir de zihniyet farklılaşması bu öngörüsüzlüğü beslemekte. Siyasete ve topluma farklı bir zihniyetten bakanları kendi zihniyetinizle analiz ettiğinizde, aslında onların yerinde sizin olmanız halinde nasıl davranılacağını tahmin etmiş oluyorsunuz; yani kendi kendinizle oynuyor durumda kalıyorsunuz. Erdoğan'ın sürekli birkaç hamle ötede olması bu nedenle.
Şimdi 12 yıllık yol temizliğinden sonra değişimin kurumsallaşması aşamasına girilmiş durumda. Bu dönem için öngörülen hiçbir kriz tahmini tutmadı. Erdoğan ile Gül'ün arası açılmadı, başbakan olarak zayıf değil güçlü bir isim olan Sayın Davutoğlu seçildi. Evvelki gün ilan edilen kabine de öyle geçici bir seçim kabinesi değil. Önümüzdeki 10 ay bir geçiş süreci de olmayacak. AK Parti kaldığı yerden hiçbir tereddüt göstermeden ülkeyi yönetmeye devam edecek. Çözüm Süreci, ekonomi, Ortadoğu, AB üyeliği, büyük projeler takip edilecek ve yönetilecek.
İstişare geleneği Cumhurbaşkanı, Başbakanlar ve Bakanlar Kurulu arasında aynen işleyecek. Muhalefet bu dönemde Anayasa'nın cumhurbaşkanının yetkilerini düzenleyen 104. Madde'nin tefsircisi haline gelecekler ve sürekli Sayın Erdoğan'ın her sözünde, her hareketinde bir kriz fırsatı arayacaklar. Oysa Erdoğan zaten kendisi için yeterli olan bu maddenin içini dolduracak, yüksek siyaset yöntemi izleyecek. Erdoğan ve Davutoğlu'nun uyumu aynı misyona sahip olmalarından ileri gelecek. Erdoğan partisinin vidalarını sıktı ve süreci çok sıkı bir şekilde dokudu. Bunu da kimsenin kalbini kırmadan, kimseye kapı kapatmadan yaptı. Hasılı bu misyon birliği ve yol arkadaşlığı zaten sürecin sıkıntısız ilerlemesinin garantisi.
Ancak, cumhurbaşkanını ilk kez halkın seçmesiyle artık yeni bir durumun içindeyiz. Siyasetin ağırlık merkezi Çankaya'ya kaymış durumda. Bu yeni duruma göre içtihatların oluşması kaçınılmaz. Ülkede 12 yıldır hiçbir şey değişmemiş gibi yapılamaz. Bu içtihatların 104. Madde'yle çelişmesi gerekmiyor ama ülkenin ilk kez karşılaşacağı durumlar olabilecek. Bundan korkulmasına gerek yok çünkü değişim böyle oluyor.
Muhalefet keşke artık iktidarda bir düşman olduğu takıntısından vazgeçse ve olumlu, özgürlükçü, aktif siyasete geçse. Bu rastlantısal, geçici bir süreç değil çünkü. Erdoğan ve partisi tarihin doğru yerinde duruyor, çünkü güçlü bir toplumsal talebe cevap veriyor. Tarihi geri çevirmek için yapılan tüm ümitsiz hamleler, bumerang gibi sahibine dönüyor.
İşte normalleşmenin önündeki en büyük engel de bu.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019