Mümtazer TÜRKÖNE
Bir ülkenin en iddialı cumhurbaşkanı adayı hapiste ise, seçim meşru olmaz. Kazanan kişinin meşruiyeti de olmaz. Mümtaz’er Türköne yazdı: İmamoğlu’nun meşruiyet ölçüsü, Suriye ve İran’daki çatışmaları ve bizim geleceğimizi açıklayabilir mi
İmamoğlu’nun meşruiyet ölçüsü
Ölçü dediğim, Ekrem İmamoğlu’nun Cansu Çamlıbel’e verdiği mülakatta doğrudan adını vererek kendisini meşruiyet çıtası olarak siyasetin göbeğine yerleştirmesi: “Ekrem İmamoğlu’nun katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçim, Cumhurbaşkanı’nın meşruiyetinin bittiği bir seçim olur.”
Politikacılar, halkı temsil yeteneğine dayanarak kendilerini önemli bir konuma yerleştirirler. Bu söz öyle bir söz değil; demokrasinin ve hukukun özüne dair soyut bir prensibin somutlaşmış hali. Bir ülkenin en iddialı cumhurbaşkanı adayı hapiste ise, o ülkede yapılan seçim meşru olmaz. Dolayısıyla rakibinin hapiste olduğu seçimde kazanan kişinin meşruiyeti de olmaz. Türkiye’de biri geçmişte kayda değer oy almış cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, diğeri de 15 milyon imza ile cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etmiş Ekrem İmamoğlu hapiste. Birincisi AİHM’in defalarca tekrarladığı kararlara rağmen hapiste. Ekrem İmamoğlu, iddialı siyasî konumu yüzünden kaçma riski olmadığı halde tutuklu yargılanıyor. Bu şartlarda yapılacak seçimin meşruiyetinden önce, mevcut iktidarın halihazırdaki meşruiyeti bile sorgulanır.
Türkiye’nin siyasî iklimi, hava gibi, su gibi muhtaç olduğu meşruiyet kaynağından uzaklaşması yüzünden yönünü tayin edemiyor, yalpalıyor ve basit sorunları çözemiyor. Her iktidar enerjisini, zekâsını, çözüm yeteneğini meşruiyetinden alır. Hep birlikte trene bakar gibi seyrettiğimiz çözüm sürecinin yoluna girememesi de içinden bir türlü çıkamadığımız ekonomik krizin derinleşmesi de işte bu meşruiyet açığı yüzünden.
Bahçeli’nin bu hafta grup toplantısında söylediği, “Hukuku olmayan devlet çetedir” sözü, aynı meşruiyet probleminin tepe noktasını ifade ediyor. Çete ile devlet arasındaki fark, ilkinin hukukunun olmamasıdır. Kendisini iktidara getiren hukuka uymayan bir güç, devlet gibi değil bir çete gibi davranmaya başlar, meşruiyetini kaybeder. İçten içe çürüyen bir ağaç gibi zaman içinde toza dönüşür.
İktidarların meşruiyet boşluğu
Demokrasinin en dar tanımı, iktidarların şiddete başvurmadan değişme potansiyeline sahip olmasıdır. Bulunan en etkili yöntem adil ve eşit seçimlerdir. Bir iktidar, seçim sandığı önüne gelmeden rakibini hapse atarak saf dışı bırakıyorsa, o iktidarın meşruiyeti buharlaşıp yok olur. Meşruiyeti yok olduğu için çürümeye ve yönetme yeteneğini kaybetmeye başlar.
Suriye’de Şam yönetimi, ülke çapında kendini meşru iktidar olarak kabul ettirmeye ve bu kabule dayalı bir düzen oluşturmaya çalışıyor. Eğer meşruiyetini kendi halkında aramayıp zorla hükmetmeye kalkarsa, yani dikta yönetimine dönüşürse bu sefer o meşruiyet açığı dış güçler marifetiyle kapatılır. Tıpkı kendine yetemeyen ekonominin dış yardımla ayakta kalması gibi. İçerde aslan kesilen, dışarıda kuzu gibi meleyen bir diktatör ortaya çıkar.
Suriye’de merkezi yönetimin meşruiyeti bu aşamada, öncelikli olarak halkın can güvenliğini sağlamaya, ikinci olarak da temel ihtiyaçların karşılanacağı güvenli bir Pazar oluşturmasına bağlı. Halep’te Kürt mahallelerindeki YPG unsurları tahliye edilirken televizyonlarda gördüğünüz ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan IŞİD sakallı adamlarla bu güvenlik sağlanabilir mi? Nusayrileri, Dürzîleri hedef alan katliamlarda binlerce insan öldü. Böyle bir tablo içinde Hakan Fidan ve Yaşar Güler’in, hatta devletin zirvesinin ülkedeki güç dengelerine odaklanması, insanların can güvenliği ile ilgili bir vizyon sergilememeleri doğrudan Türkiye’nin Suriye’deki varlığını bir meşruiyet meselesi haline getirmez mi? Türkiye başından itibaren safını Şara’nın yanında belirledi. Halbuki, çok yakından tanıdığımız bu coğrafyada Türkiye taraf olmak yerine farklı etnik-dini grupların caydırıcılığı yüksek garantörü ve tesis edilecek barışın kefili olabilirdi. Hala bu imkânı var.
Devlet Bahçeli, “Halep’teki Kürtlerin kanı bizim kanımızdır” diyerek, koskoca bir meşruiyet açığını tek başına kapatmaya çalışıyor; ancak Kürtlerin kanı nerede biter, SDG’nin sonra da YPG’nin örgütsel varlığı bu kanın önüne nerede geçer, belli değil. Halep’te olanları Kürtlerin kanı ile YPG’nin örgütsel varlığını ayırt ederek izleyebilen kaç kişi var?
Vakit geçmiş değil. Türkiye koşulsuz ve şartsız Suriye halkının can güvenliğine kefil olmalı ve gücünün yettiği kadar denetim ve arabulucu rolü üstlenmeli. Birileri sorgulamalı: Suriye’de en kestirme yoldan dikta rejimine doğru giden yolun taşlarını döşemek, Türkiye’nin hangi çıkarına hizmet ediyor? Hele Kürt sorununu çözmeye çalışırken, “Türk-Kürt-Arap” üçlemesine geçmek ne anlama geliyor?
Suriye’de kalıcı ittifak tesis edeceğimiz ve vatandaşlarımızdan ayrı görmeyeceğimiz insanlar Kürtlerden başkası değil. YPG-SDG üzerinden stratejik ve taktik hesapları uygulamaya sokanlar bu gerçeği unutmamalı ve her fırsatta ikisi arasındaki farkı anlamalı ve bizim de anlamamızı sağlamalı.
İran devletinin meşruiyeti
17 günden beri yangın yerine dönen İran’da, sokağa çıkmayan ve rejimin yanında yer alan en istikrarlı kesim Türkler. İran’ın nüfusunun yüzde 25-30 arası, bizimle aynı Oğuz Türkçesini konuşan Türklerden meydana geliyor ve tarih boyunca yönetici azınlığı teşkil ediyorlar. Dillerine, kültürlerine ve kimliklerine sıkı sıkıya bağlılar. İlk defa Pehlevi döneminde çoğunluğu oluşturan Farslar, Türk yönetimine ara verip devleti ele geçirmiş oldular. 1979 Devrimini, biraz da bu Fars hakimiyetine karşı yapıldı. Bugün İran’ın yönetici sınıfı, devlet başkanı ve Ayetullahlar ve Devrim muhafızları başta olmak üzere seçkinler ağırlıklı olarak Türklerden meydana geliyor. Pehlevi hanedanının varisinin resminin ve şahlık dönemi aslanlı-kılıçlı bayrağının ortaya çıkması, gösterilerde Fars tepkisine işaret ediyor.
Bazılarının hoşuna gitmesi gereken bu basit gerçek üzerinde neden hiç durulmuyor? Çünkü İran Türkleri ile ne tarihi ne de aktüel olarak hiçbir ortak çıkarımız ve duygusal bağımız bulunmuyor. Hatta tersine son 500 yıl fasılasız aramızda düşmanlıklarla geçti. Türkün Türk’e düşmanlığını, Kürtlerle kader ortaklığımızın altını çizmek için hatırlatıyorum.
İran’ın yine de çok sağlam devlet geleneği var. Bu gelenek içinde renkli bir mozayiğe benzeyen 90 milyonluk İran’ı bir arada tutmayı beceriyorlardı. Ülkede ağırlıklı Sünni nüfusa rağmen bu beceri çok önemliydi. Ta ki ekonomi büyük gürültülerle çökene kadar.
İşin hakikati şu: ABD-İsrail ekseni İran’da yönetimin değişmesini istemez. İran’ı canları istediği zaman tokatlayabilecekleri bir şamar oğlanı olarak, zayıflamış vaziyette orada tutacaklar. İçerden büyüyen meşruiyet problemi ile zayıflayan İran, yanı başımızda dev gibi bir problem olmaya devam edecek.
İktidarın büyüyen meşruiyet açığı
Meşruiyeti, şu bilgisayar oyunlarında araçların yakıtı gibi düşünebilirsiniz. Bu yakıt, halkın rızası ve hukukla kazanılıyor. Kazanırsanız enerji yüklü olarak yolunuza devam ediyorsunuz.
İktidar muhalefeti, iddialı bir baskınla parçalayıp dağıtmayı hesaplamıştı. Şu malûm 19 Mart operasyonunu kastediyorum. Operasyon istedikleri gibi uygulanamadı. Kayyum atanamadı. CHP, Özgür Özel ile parlak bir direniş hattı oluşturdu. İstediğini alamayan İktidarın kucağında dev gibi meşruiyet sorunu kaldı.
Çözüm sürecinde, Saray’ın lokomotif olamaması ve devletin algı aparatlarını harekete geçirip ortamı elverişli hale getirememesi bu meşruiyet açığı yüzünden. Dikkat ederseniz sadece zamana oynuyorlar. Ellerinde bir oyun planı yok. Harcayıp bitirdikleri cephanenin ve talihin önlerine çıkartacağı yeni bir fırsatın önlerine bırakacağı çıkış dışında beklentileri yok.
İçerdeki meşruiyet açığını Suriye’de keskin bir oyun kurucu rolüyle kapatmaya çalışıyorlar. Türkiye’de iktidar meşruiyet sıkıntısı yaşamasa Suriye’de düzen yerli halkların çıkarına uygun bir denge noktasını kolaylıkla bulur.
Bangır bangır bağırarak gelen kaos ortamı aklımızı başımıza getirmeli. Dünyanın çivisi çıkmış vaziyette. Nereden neyin geleceğini kestiremiyorsunuz. Tarihî bir fırsat yakaladık. Kürtlerle kader birliği ederek bu kaos dönemi için sağlam sur duvarları inşa ediyoruz. Yoksa içerde tesis edemediğiniz meşruiyeti, dışardan ithal edeceğiniz hiçbir destek telafi edemez. İnsanların diliyle, kültürüyle, onuruyla uğraşmayı bırakın. Kürtlerin kendilerini onurlu ve eşit vatandaşlar olarak idrak edeceği bir düzeni tesis etmek, bir tufan gibi gelmekte olan kaotik dünyaya karşı dimdik ayakta kalmanın en etkili çarelerinden biri.
Takıntılarınızı, önyargılarınızı, alışkanlıklarınızı unutun. Dünya ufkumuz kapkaranlık, korkunç bir fırtına yaklaşıyor. Türk Kürt’e, Kürt Türk’e güvenip dayanarak bu fırtınayı atlatacağız. Yoksa hep birlikte kurda kuşa yem olacağız.
Meşruiyet problemine bir de bu gözle bakın.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTSu Faturası… Bu Rakamlar Normal mi? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKalıcı Birliğin Demokratik Temelleri; Eşitlik, Özgür İrade ve Ortak Yaşam... 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünHakan Fidan izlenimleri… 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUOlayın bir de bu yönü var 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURFurkan günleri ve fitne zamanları 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kiras‘Hem siyaset hem ticaret’ milletin cebinden 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMülkün temeli... 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kahveci‘Gizli muhalifler’ billboardlara ilan vermiş 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBahçeli’nin sözü boşa düştü! 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİREN“Fevkaladenin fevkinde...” bir siyasi süreç 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanSiyasal İslamın uzun ve yavaş ölümü 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZKürt meselesinde eskimeyen refleksler, sorunların çözüm ihtimali 14.01.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
13.01.2026
9.01.2026
31.12.2025
30.12.2025
28.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
21.12.2025
21.12.2025