Mustafa Karaalioğlu
Çözüm sürecinin yol üzerinde karşılaşabileceği en büyük tehlike herhangi bir sebeple çatışma yaşanmasıydı. O çatışma Halep’te Şam yönetimi ile SDG güçleri arasında çıktı… Olup bitenler de Suriye’de istikranın ne kadar kırılgan olduğunu gösterirken, Türkiye’nin en önemli gündemi Kürt meselesinde motivasyonu zayıflatma ihtimalini ortaya çıkardı.
Yeni Suriye’de iç gerilim ve çatışma ilk kez olmuyor. Daha önce de Dürziler ve Aleviler eksenli kısa süreli olaylar yaşanmıştı. Elbette, Esad sonrası onarım ve kuruluş sürecinde böyle çatışmalı gerilimler beklenmiyor değildi. Uzun iç savaş döneminin ardından farklı hikayelere sahip farklı etnik grupların yatışması kolay olmayacaktır. Güvenlik arayışı, gelecek beklentileri ve rövanş tehlikesinin giderilmesi gibi çok önemli unsurların üstesinden gelmek zaman alır. Bazen de bütün bunların ideal seviyede halletmek mümkün de olmaz.
Nitekim iyi dilek ve temennilerin yeterli olmadığı görülüyor.
“Hadi bakalım bir arada yaşayıp gidin” demekle, meselelerin üstesinden gelinemiyor. Suriye’de güvenlik duygusunu kolay kazanamayacak gruplar var ve Kürtler de bunların en başında geliyor. 60 küsur yıllık Baas rejiminde yok sayılan, vatandaşlıkları tanınmayan, kimlik kartı verilmeyen insanların bugün hafızalarını kolaylıkla temizlemeleri zordur.
PKK’nın bir kolu olarak SDG içinde bulunan YPG unsurlarının devamına itiraz etmek ne kadar haklıysa, topyekun Suriye Kürtlerini aynı paranteze alıp onları yine güvensiz ve tedirgin bir geleceğe mahkum etmek o kadar yanlıştır. Madem çözüm sürecinin bir ucu Suriye’ye bağlı, o zaman bunun sadece SDG güçlerinin Suriye ordusuna katılımını talep etmekle sınırlı tutamayız. Bunun yanında aynı zamanda Suriye’deki Kürklerin güvenlik ihtiyacı ve geleceklerine dair pozitif yaklaşımları da göstermek gerekiyor. En başından oradaki Kürtleri himaye eden bir politika en iyisi olacaktı… Bu fırsat kaçırılmış olsa da şimdi hiç olmazsa o insanların kaygılarını giderecek samimi bir yaklaşım sergilemek mümkündür.
Kabul edelim ki Türkiye, çözüm sürecinin başından beri böyle bir yaklaşım sergilemedi. Şam yönetimi ile SDG arasında imzalanan ve bugün görüldüğü gibi problemi çözmekten uzak olan 10 Mart Mutabakatı’na uyulması talebi dışında bir yaklaşım sergilenmedi. Çözüm Süreci içerik ve hedefleri Türkiye içinde konuşulan bir perspektifi aşamadı. Suriyeli Kürtlere mesaj verilmedi, verildiyse de asla anlaşılamadı.
Oysa çözüm bize lazım olan şeyin adıdır. Mazisi yüz yıla ulaşan kanlı, acılı ve yıkıcı bir meseleyi çözmek için üçüncü kez yola çıkan bir ülke her yolu denemek zorundadır. Bütün gruplarla görüşmek ve bunu defalarca yapmak zorundadır. Kürt meselesini çözmek gibi büyük bir hedefi tutturmanın yolu fazla mesaidir. SDG’nin tutum değiştirmesi için Şam yönetimi yeterli olamıyorsa Türkiye doğrudan görüşmeyi denemelidir. Çünkü çözüm bizim için gereklidir, bize yarayacaktır, bizi prangalarımızdan kurtaracaktır. Öcalan’a heyet üzerine heyet giderken, artık “kurucu önder” olarak anılırken Suriye’deki grupları sürece dahil etmek için görüşmekten kaçınmak iyi bir strateji olamaz.
Belli ki Suriye yönetimi bunu yapamıyor veya yaptıkları yeterli olmuyor. Buna seyirci kalarak çözüm sürecini aksatmak ve belki de heba etmek yerine aktif olalım.
“Hah işte SDG’nin ne mal olduğu görüldü” diye kestirip atmak yerine bu problemi de aşacak bir çaba sergilenmelidir.
Açılım… Çözüm süreci… Ve şimdi de Terörsüz Türkiye… Son deneme.
Bugün artık, “Ne yaparsanız yapın bu sorunu çözmeden, masadan kalkmayın” noktasındayız. Yolun yarısını geçmişken bu büyük fırsatı heba etmeyelim.
Yazarlar
-
Fehmi KORUOlayın bir de bu yönü var 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünHakan Fidan izlenimleri… 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKalıcı Birliğin Demokratik Temelleri; Eşitlik, Özgür İrade ve Ortak Yaşam... 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURFurkan günleri ve fitne zamanları 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kiras‘Hem siyaset hem ticaret’ milletin cebinden 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBahçeli’nin sözü boşa düştü! 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kahveci‘Gizli muhalifler’ billboardlara ilan vermiş 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİREN“Fevkaladenin fevkinde...” bir siyasi süreç 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMülkün temeli... 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTÜç Maymun… 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanSiyasal İslamın uzun ve yavaş ölümü 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZKürt meselesinde eskimeyen refleksler, sorunların çözüm ihtimali 14.01.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.01.2026
25.12.2025
22.12.2025
20.12.2025
13.12.2025
8.12.2025
1.12.2025
27.11.2025
24.11.2025
22.11.2025