Salih Tuna
İstiklal Marşımız, “Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı” der. Lakin, o pespaye film, değil incitmek, şehitlerimizin hatıralarına en müstekreh saygısızlığı yapıyor.
Üstelik DAEŞ, PKK ve FETÖ terörüne onca şehit verdiğimiz bu dönemde.
İsterseniz hülasa edeyim de, az mı söylüyorum çok mu söylüyorum, kararı siz verin.
Osmanlı'nın son dönemidir.
Ücra bir kasabada tüm erkekler “vatan savunması” için savaşa gidip “şehit” düşünce, çok geçmeden “şehit eşlerinin” alayı “erkek… erkek…” diye kıvranmaya başlar.
Kıvranmak ne kelime, hâşâ huzurdan, adeta kudururlar.
“Cinsel açlıklarını” biraz olsun bastırmak için kendilerini göllere atar, içlerindeki yangını söndürebilmek için türküler çığırırlar.
Lakin dayanacak takatleri kalmaz. Hemşehrileri olan vezire, “erkeksizlikten kırılıyoruz, bize devletimiz erkek göndersin” yollu bir mektup postalarlar.
Vezir, mektubu ağzı kulaklarında okuyunca bir memurunu (Ali Sürmeli) şappadak “hizmete” koşar.
Söz konusu memur ölen karısının hatırasına öylesine bağlıdır ki dünya gözüyle hiçbir hatuna dönüp bakmaz. Fakat “hizmet” diye koşulduğu iş “pezevenklikten” başka bir şey değildir.
Hamal pazarına gidip damızlık 5 erkek seçer. Ne ki bu hamallar şehit eşlerinin “cinsel açlıklarını” gidermek için seçildiklerini bilmezler; vatanı savunmak uğruna “hizmete” alındıklarını sanırlar.
Onun için de kasabaya doğru dörtnala koşarken “tekbir” getirmeyi ihmal etmezler.
Bu arada, şehit eşlerinin “erkek ihtiyaçlarını” karşılamak için yola koyulan bu damızlık 5 erkek arasına (memur tarafından izin verilmeyince) “sızıntı” yöntemiyle 2 erkek daha duhul eder. Bunlar, Yeşilçam'ın Tecavüzcü Coşkun'u ve gazoza ilaç katma sahneleriyle malul hale gelen Nuri Alço'dur.
Sizin anlayacağınız “altın nesil” tamam olmuştur.
Bir tek Fetullah Gülen eksiktir. O da “sahte okey” olmaklığından değil, kasabadaki Kadı Efendi üzerinden “iktidarını” gerçekleştirecek olmasından. (Kadı Efendi karakterinin sırf “hizmet” için eklemlendiği o kadar aşikâr ki, en basit senaryo matematiğinden yoksun olan bu filmde bile sırıtıyor.)
Önündeki rahlede açık vaziyette bulunan Kur'an-ı Kerim'den fetva veren, başka bir ifadeyle, güya “İslam fıkhını” uygulayan bir karakter Kadı Efendi.
Ama nasıl iğrenç, gündüz gözüyle görseniz çarpılırsınız; o derece sevimsiz!
Pörtlek gözlü, tırmık dişli, uçkuruna düşkün, harama doymayan, hırsız, dolandırıcı meymenetsiz bir tip. Bir de gudubet bir yamağı var ki, olursa o kadar olur.
Fetullah Gülen işte bunların üzerinden “iktidarını” gerçekleştiriyor. “İktidarını” dediğim, “mesajını”, yanlış anlaşılmasın.
Zira, 17-25 Aralık 2013 sonrası piyasaya sürülen malum replikler Kadı Efendi karakteri üzerinden terennüm edilerek, o alçak FETÖ kumpasıgündüz gözüyle akalanmaya çalışılıyor.
Kasabanın erkek sinekten bile burnunu sakınacak kadar çarşaflara bürünen muhtemelen şehit anaları da bu Kadı Efendi'yi evliya zannederek kerametlerini anlatmakla bitiremiyorlar: “Kadı Efendi suya su katınca o su anında ayran gibi beyazlaşıyormuş.” Bir gün bu kerametten nasiplenmeye kalkınca da sarhoş olup, nerdeyse 100 yaşında oldukları halde, “erkek… erkek…” diye kudurmaya başlıyorlar. Kadı Efendi, dedim ya, zaten kuduruk. Neyse.
Nihayet, damızlık 5 erkek kasabaya duhul eder. Şehit eşleri “erkek olsun da isterse çamurdan olsun,” diyerek üzerlerine atlarlar. Her erkeğe 4 kadın düşer. Birçoğu da 4 kadınla aynı anda halvete girer.
Uzun lafın kısası, dalyanakların kulaklarına hitap eden bayat ve rezil “seks esprilerinin” bitmek bilmediği bir film.
Mahut 5 damızlık hamaldan birinin (Necmi Yapıcı) gardırobun üstüne çıkıp yataktaki şehit eşinin üzerine balıklama atlamasının nasıl bir “fantezi” nasıl bir “espri” olduğunu çözemedim.
Zaten filmdeki en masum espri denemesi, “Bundan sonra bana paşam demeyin / Tamam paşam” diyaloğundan ibaret. Bu “espri” de, benim bildiğim, en son 1987'de Ödemiş'te görülmüştü.
Demem o ki, senaryo yerlerde, kurgu fecaat, mizah hak getire. Haliyle film gişede iki seksen bi doksan yatmış.
Yönetmene sorarsanız filmine engel olmak istemişler. Diyor ki; “Hak etmediği halde filmimize +15 yaş sınırı koyuldu.”
Valla ona bakarsanız, benim bu yazım da hiç hak etmeği halde serlevhaya yaş sınırı çektim. Niye mi? Sırf o filmin “hikayesini” dercediyorum diye.
Bir de diyor ki, “Bu filmi yaparken tek isteğim, Tosun Paşa, Şekerpare, Yedi Kocalı Hürmüz kıvamında bir film yapmak, Ertem Eğilmez gibi büyük hocaların izinden gitmekti…”
Yaptığı işin andığı filmlerle uzaktan yakından hiçbir alakası yok.
En yakın gibi duran örnek, “Şekerpare.” Lakin o filmdeki kadınlar şehit eşleri değil profesyonel alüftelerdi. Aşağılanan da komiserdi, “din adamları” değil. (Bu arada kozalak takımı karıştırmasın: “Şekerpare” Ertem Eğilmez'in değil Atıf Yılmaz ustamızındır.)
Sayın yönetmen o pespaye filmini eleştirenlere “Ahlaksızlar, şerefsizler, namussuzlar…” diye saydıracağına ne çektiğine bir baksa ya!
Türk sineması tarihinde hiçbir film vatan savunmasına, şehit eşlerine, dini ıstılahlara (örneğin, tekbire) “dindar kadınlara” ve “din adamlarına” böyle rezil bir şekilde “saldırmadı.”
Hele hele, cemaatle namaz kılan Müslümanlara, alnı secdedeyken pandik atma “esprisi” sanırım “İslamofobiyle” malul en şedit ecnebinin bile aklına gelmezdi.
Filmini savunmak sadedinde diyor ki, “ben inançlı bir insanım, hiçbir filmimde dinimizi karalamadım, ecdadımızı rencide etmedim, etmeyi düşünmem bile.”
Tamam, düşünmemiş olabilir, nihayetinde beyan esastır. Dediği gibi çok inançlı bir kişilik de olabilir. Ama çektiği film, inandığını söylediği tüm değerlere de hakaret ediyor. Bu durumda, neye inandığının farkında değil diyemeyeceğimize göre, demek ki ne çektiğinin farkında değil.
Bu da olabilir, dünya hali, neden olmasın.
Gelgelelim, yaptığın işin üzerinden kişiliğine saygısızlık yapılması tipik bir “Ad hominem” vakası olur ki, bu satırların yazarından uzaktır.
Kaldı ki, inançlı olmak zorunda da değildir. Hatta, “Tanrı”yla, dinle, “dindarla” dalga mı geçecek, geçsin, kendisi bilir. Yeter ki yaptığı işte azıcık zekâ parıltısı olsun.
Hadi Monty Python grubunun işlerinden haberi yoktur, Woody Allen'ın “Tanrı” oyununu da bilmez, diyelim. Hiç değilse Jaco van Dormael'in 2016 yapımı “Yeni Ahit” (The Brand New Testament) filmine bir baksın da en “kutsal” değerlere karşı mizah / ironi nasıl yapılır, görsün.
Subliminal mesaj vermek gibi bir derdi varsa da, bari bir şeye benzesin.
Bu çektiği filmi tecrübeli bir görüntü yönetmeni marifetiyle Zekeriya Öz veya Opçin Tuncay da çekerdi, hiç kusura bakmasın.
“Sekter siyasi atmosfere” yaslanmak istiyorsa da “Fetullahçılardan” mesleği tam öğrensin.
Mesela, “Vatanım Senin” dizisinde, vatan hainliğinin, “İzmir Marşı” ve Atatürk üzerinden nasıl yedirildiğini görsün.
Benim tavsiyem, şayet bu rezil filmle gişe yapmak istiyorsa, filmine behemehal iki sahne insert yapsın: Kasabada bekleyen şehit eşlerine “İzmir Marşı”nı söyletsin; dörtnala gelmekte olan 5 damızlık hamala da “Mustafa Kemal'in askerleriyiz” dedirtsin.
Böylece filmini eleştiren herkes, “Atatürk'ü hazmedemeyen yandaşlar” olarak muamele görmekle kalmayacak, “koşun kızlar koşun, yandaşlar eleştirdiğine göre muhakkak bir b.k vardır” diyerek sinemaya koşanlar cebini ziyadesiyle dolduracaktır.
Hadi kolay gelsin, bu iyiliğimi de unutmasın.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2019
5.02.2019
21.02.2019
20.02.2019
19.02.2019
12.02.2019
6.02.2019
5.02.2019
31.01.2019
29.01.2019