Taha Akyol

Taha Akyol
Taha Akyol
Tüm Yazıları
‘Marks nerene battı?’
8.02.2026
14

Tarihçi merhum Mete Tunçay’ın bir tespitinin kulaklara küpe olması lazım: “Türkiye’de bütün akımlar dogmatiktir.”

Elbette bütün akımlarımızda açık fikirli, analitik düşünen insanlar da vardır fakat hakim hava, farklı fikirlere tahammülsüzlüktür; dogmalarına uymayan görüşleri suçlamaktır, hakaret etmektir, gücü yeterse susturmaktır.

Geçen hafta yazmıştım, yine yazacağım; “zihin pencerelerini açmak” kolay değildir, ısrar, sebat lazımdır.

Bu yazının başlığı, bir Marksist’in bana yazdığı bir hakaret cümlesidir.

Başka örnekleri de var:

Sosyalizmi bir faşistten mi öğreneceğiz?..

Sen sermayenin uşağısın, sosyalizmden ne anlarsın...” falan…

OLGULARI GÖRMEK

Oksijen gazetesi, yeni çıkan kitabım hakkında benimle bir mülakat yapmış, “Marks büyük bir iktisatçıydı ama onun hüküm çıkardığı toplum en az 100 yıl geride kaldı” şeklindeki sözümü başlığa çıkarmıştı.

Öfkenin sebebi buydu.

Oysa Marks’ın sınıf çelişkilerinin derinleşeceği, bunun da proletarya ihtilaline ve proletarya diktatörlüğüne yol açacağı şeklindeki görüşlerinin geride kalmaya başladığını yüz yıl önce ilk görenler Bernstein ve Kautsky olmuş, Lenin bunları “Marksizmi tahrif ediyorsunuz” diye suçlamış, “dönek” diye aşağılamıştı. Demokrasi fikrinin Marksist düşünceye girmesine yol açan Bernstein ve Kautsky modern sosyal demokrasinin öncüleridir.

Mesele şudur: İdeolojimiz açısından bir kanaat sahibi olduğumuz herhangi bir konu, zihnimizin dışındaki reel dünyada nasıl cereyan ediyor? Bu soruyu sorup sormamak temel meseledir. Kautsky ve Bernstein orta sınıfın gelişmekte olduğunu görmüşler, demokrasiyi kabul etmişlerdi. Lenin bunu öfkeyle reddetmiş, “proletarya diktatörlüğü” adına totaliter bir parti diktatörlüğü kurmuştu.

Bu örneği hepimiz kendi ideolojimiz açısından düşünelim mi? Mesela hilafetin tarihi seyri ve milli hakimiyetler çağında hilafetin siyasi bir anlamı olabilir mi?.. Yahut “para politikası olarak faiz”in riba olup olmadığı… Veya “vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türktür” diye kolayca yazılmıştı ama bugün Türkiye’nin en önemli sorunu…

YÜKSELİŞ VE ÇÖKÜŞ

Yeni çıkan “Dünyayı Bölen Devrim” adlı kitabımın alt başlığı “Sovyet sosyalizminin yükseliş ve çöküşü”dür.

Orta çağ hayatı yaşayan köylü toplumunun sanayileşme, şehirleşme ve modern eğitimle çözülmesinin yarattığı toplumsal kaosta ve Dünya Savaşı’nın orduyu tükettiği bir ortamda Lenin silahlı örgütle iktidarı ele geçirmişti. Sovyet rejimi akıl almaz vahşi metotlarla Rusya’yı bir sanayi toplumu haline getirdi. Uzaya insan gönderdi. Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi’nde muazzam bir bilimsel birikim meydana geldi…

Buna rağmen niye çöktü? Kitabın asıl konusu bu ama iki cümlede özetlersem; hukuk devleti ve özgürlükler yoktu. İkincisi, kaynak dağılımını sağlayacak piyasa ve kaynakları verimli kullanacak girişimci sınıf yoktu, katliamlarla yok edilmişti…

Özellikle “girişimci sınıf” kavramına itiraz edenler olacaktır ama zihnî spekülasyonla değil, “zihnin dışında” cereyan etmiş olgulara dayanarak itiraz etmeliler.

ÇİN NASIL?

Önemli bir soru, komünist Çin nasıl kalkınıyor? Ciltler dolduracak bir konudur. Kitabımda da değindim. Özetin özetiyle Stalin’in bıraktığı betonlaşmış Sovyet sistemi haleflerince devam ettirildi, 1970’lerdeki reform çabaları aspirin tedavisi gibiydi, “piyasa” kavramını ağza alamadılar. Gorbaçov asıl sorunlara yönelince beton değişmedi, parçalandı, dağıldı.

Sayın Korkut Boratav’ın 1973’te “Sosyalist Planlamada gelişmeler” adlı mükemmel eserinde gösterdiği gibi sosyalist planlama sistemi tıkanmıştı.

Doğu Avrupa gerçek reformlara öncülük edebilecekti fakat tanklarla ezildi.

Çin’de ise Mao, evvela “Kültür Devrimi” çılgınlığıyla kendi betonunu tahrip etmişti. 1978’de Çin reformizminin önderi Deng Xiaoping piyasa dediğinde dirençle karşılaşmadı.

Fukayama, Çin’deki geleneksel “liyakat” sisteminin de önemine dikkat çeker. Çinde Komünist Parti diktatörlüğü olmakla birlikte, Çin’in yatırımcıya güven veren kurallarla, Ortadoğu ülkelerinin ise baştaki güçlü adamın emirleriyle yönetildiğini yazar.

Hülasa, sağcı, solcu olabiliriz. Önemli olan, hüküm verirken konun gerektirdiği asgari mukayeseli bilgileri edinmemiz gerektiğinin farkında olmaktır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar