Yasin AKTAY
Silvan'daki PKK saldırısının aynı zamanda Öcalan'a karşı bir darbe olduğu söylendi. Çünkü Öcalan kısa bir süre önce devletle görüşmelerin iyi gittiğini, sorunun çözümü hususunda hükümetten güçlü bir irade beyanı almış olduğunu söylemiş ve bu yüzden 14 Temmuz'da bitmesi beklenen eylemsizlik sürecinin devamını emretmişti.
Yıllardır "Öcalan'ın iradesi irademizdir" çizgisini iyi-kötü hem devlete hem Türkiye kamuoyuna kabul ettirmiş olan PKK'nın tam bu isteği gerçekleşmişken Öcalan'ın iradesinin aksine en sansasyonel ve provokatif eylemliliğe geçmesi doğal olarak Öcalan'ın iradesini hiçe saydığının açık bir işareti sayıldı. Gerçi, Kandil'den Cemli Bayık, bir yandan Öcalan'ın ifadelerindeki bazı muğlâklıklara sığınırken bir yandan da Öcalan'ın devlet tarafından yanıltıldığı veya oyalandığı, dolayısıyla bu muğlâklığın kendisinin de ayrı bir mesaj içerdiğini söyleyerek kendi eylemle Öcalan'ın şahsı arasında bir uzlaştırma yoluna gitti. Böylece aslında Öcalan'ın her ne kadar eylemsizliğin devamını ister gibi görünse de bu konuda KCK'nın durum değerlendirmesi yaparak inisiyatif geliştirebileceğinin anlaşıldığını söyledi. Silvan saldırısı ile Öcalan'ın yansıyan iradesi arasındaki ilgiye dair ilk algılar Öcalan'a karşı bir darbenin gerçekleştirildiği yönünde olmasına karşılık kısa süre içinde "Öcalan iradesiyle ilgili algı" Kandil iradesi doğrultusunda restore edildi.
Aslında bu olay Öcalan'ın nasıl bir fenomen haline gelmiş olduğunu gösteren mükemmel bir örnek oldu. Öcalan tutuklandığı gün itibariyle Kandil'de baş gösteren "düşman elinde tutsak önderlik makamının ne kadar dikkate alınabileceği" yönündeki tartışma kısa süre içinde Öcalan otoritesi lehine sonuçlandırılmıştı. Bunun nasıl gerçekleşmiş olduğunu bizzat avukatlarının anlattıkları göstermişti. PKK üzerinde bir Öcalan otoritesi lazımdı ve bu otoritenin Öcalan'ın şahsıyla uzaktan yakından ilgisi olmayacaktı. Öcalan bir semboldü ve bu sembolden yararlanılarak PKK ve Kürt ulusalcılığı idare edilecekti.
Bugün Öcalan'ın yaşanmakta olan Kürt veya PKK sorunu konusunda tek otorite olduğu ısrarla anlatılmak istense de Öcalan'dan yansıyan iradenin sonuçta birkaç süzgeçten geçen bir muğlâk metin olduğuna kimse dikkat etmiyor. Öcalan'ın avukatlarına anlattıklarından tutulan notlar birkaç süzgeçten geçirilerek adeta yeniden yazılıyor ve istenilen metinler Fırat News aracılığıyla kamuoyuna duyuruluyor. Bu metnin Öcalan'ın niyetiyle ne kadar ilgisi kaldığıyla ilgilenecek hal kalmamışsa, herkesi bir ideolojik cinnet hali yakalamış demektir.
Özellikle ölmüş şahıs kültüne dayalı ideolojilerde bu durum çok olağandır. O şahsın söylemleri üzerinde bir yorum tekeli vardır. Adına ortodoksi denilen bu yorum tekelini elinde bulunduranlar kendi yorumlarını "aslına en uygun anlam" olarak sunarlar, o ideoloji adına bir statükoyu da tesis ederler. Oysa biraz irdelendiğinde adına konuştukları şahsın hiçbir önemi yoktur. Onu istedikleri gibi kendileri konuştururlar.
En yakından yaşadığımız örneklerden biri Kemalizmdir. Kemalizmi bir ideoloji olarak tesis edenler Atatürk'ü istedikleri zaman istedikleri şekilde yeniden yorumlamış ve ondan istedikleri zaman faşist bir figür, istedikleri zaman da sosyalist, ulusalcı, halkçı, darbeci figürler üretmişler. Darbe yapmak istedikleri zaman Atatürk'e dayanmışlar, Batıcı bir yaşam tarzı veya politikalar uygulamak istediklerinde ona uygun bir Atatürk söylemi işletmişler. Atatürk'ün bu kullanışlılığını keşfeden bazı muhalifler kendi Atatürklerini üretmeye cüret edince ortodoksinin silahlı koruyucuları "hop" demişler. "Atatürk'ün doğru yorumunu yapmak sizin harcınız değil". 28 Şubat döneminde "Atatürk yaşasaydı Refahçı olurdu" diyen Erbakan'a karşı Çevik Bir'in verdiği sert tepkiyi hatırlayalım.
Oysa Atatürk'ün ne kemalizmle ne de bütün bu söylemlerle hiçbir ilgisi yoktu. O yaşadığı dönemde belli olaylar karşısında kendi sınavını iyi-kötü vermiş biriydi ve öldükten sonraki hadiseler karşısında bir tutum alması sözkonusu olamazdı. Oysa her olayın karşısında statükocuların durduğu yerin hemen bir yanına bir Atatürk koltuğu ayırmaları ritüel bir rutin haline geldi.
Manastır rahiplerinin kendi diktikleri putların arkasından, o putlar adına halka kendi mesajlarını vermesi de tipik bir putperest görüntüsü. Bu putun kimi temsil ediyor olduğu çok önemli değil. Ne yazık ki bazen çok iyi insanlar da (mesela Hz. İsa, Hz. Musa gibi peygamberler bile) bu putperest otorite kurma yolunun araçları haline getirilebiliyorlar. Tabii ki onlar kendilerini putlaştıranların davranışlarından masumdurlar.
Bugün Öcalan'ın şahsına yapılan da aynı şey. Onun ne söylediği hiç önemli değil. Önemli olan hangi şartlarda ona ne söyletildiğidir ve Öcalan'ın şahsının kendisi adına ne söyletildiği üzerinde bir kontrolünün olduğunu hiç sanmıyorum.
İşin Öcalan açısından trajik olan tarafı, diğer bütün ortodoksi figürleri öldükten sonra, yani kendi ifadelerinin nasıl anlaşılacağı üzerinde hiçbir kontrollerinin kalmadığı bir andan itibaren bu araçsallığa düçar oluyo. Oysa Öcalan daha diri diri bu muameleye maruz kalıyor. Ölmeden önce onun putu dikilip o puta istenilen her şey söyletiliyor. Ona söyletilen şeyler işe yaramadığında da söylediği sanılan şeyler hemen yok sayılıp istenilen şekillerde yorumlanabiliyor. Ulaştırıldığı kutsallık düzeyi dolayısıyla hiç kimse onunla doğrudan çatışmaya giremiyor, girenler bile onunla uzlaşacak farklı bir yorumla bu işi göze alabiliyor.
Tabii ki bu çekingenliğin tek kaynağı kutsallık değil, o kutsallığı dayatan bir silahlı güç de var tabi, tıpkı bütün ortodoksilerin en ham hallerinde olduğu gibi...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.06.2020
6.01.2019
16.10.2019
14.10.2019
9.09.2019
8.07.2019
8.07.2019
22.04.2019
1.02.2019
25.02.2019