Celal DENİZ
Ülke karanlık bir tünele son hızla götürülüyor.
Ülkede dizginlenemeyen bir öfke ile yaşamlarımıza dokunuluyor. Aklımızı kontrol altına almaya çalışıyorlar. Gözümüzü korkutmaya çalışıyorlar. ''Öğrenilmiş çaresizlik'' durumuna sokmaya çalışıyorlar.
Önce interneti kestiler. İnsanlar arasında birbirine uzanan ve uzakları yakın eden o iletişim tellerini kopardılar. Kimse kimsenin sevincini de, öfkesini de, acısını da duymasın görmesindi. İnsanlar arasında ki sanal sıcaklıklar bile olmasındı.
Sonra bir ülkenin tarihinin en karanlık köşesinde lanetli bir sayfa olarak kalacak bir olaya imza attılar. HDP eş başkanlarından Selahattin Demirtaş ve diğer 8 vekili tutukladılar. Yetmedi Cumhuriyet gazetesinin çalışanlarını ve yöneticilerini tutukladılar.
Tamda bu esnada bir bomba patlatıldı Diyarbakır emniyetinde. O sırada HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ ve Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de patlamanın gerçekleştiği binada sorguda. Patlamada DBP Çüngüş ilçe başkanı da yaşamını yitirmiş.
Vali daha tahkikat yapılmadan delillere ulaşmadan açıkladı olayın failini. Fail PKK terör örgütünce yapıldı diye.
İŞİD kendi sitesinden duyurdu Diyarbakır patlatmasını kendilerinin yaptığını. Ancak bir kere bir yalan söylenmiş ve olayın sıcaklığı içinde insanların algıları yöneltilmişti. İŞİD ilan verse gazetelere bu algı kolay değişmezdi.
Yandaş havuz medyası HDP'lilerin tutuklanmasını bombayla birlikte vererek ''işte bunun için tutuklandılar '' diyebildi. Esas olan yalan habere kaynak gerekmiyordu. Nasıl olsa inanmaya hazır insanlar vardı.
Dünya bilir ki egemenler toplumları yalanlarla besler, yalanlarına inandırırlar. Faşist Hitlerin sağ kolu ve propaganda bakanı Goebbles bakın nasıl not bırakmış yaşamında görelim;
''Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa, yalana devam edin”
“Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar”
“Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur”
“Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır”
Bugün faşizm yolunda ülkeyi karanlık tünele sokanlar işte bir faşistin bu notlarından fazlasıyla yararlanmış görünüyorlar. Bize yalan söylüyorlar. Yalanla besliyorlar bizi.
Goebbles o notlarında ''Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım'' diyor. Ülkenin medyasına bir bakın vicdan var mı? Ahlak var mı? Gazeteci etiği var mı?
Evet yazının başlığında karanlık bir tünele girdiğimizden söz ettim. Zor zamanlar yaşıyoruz daha yaşayacağımızdan başka. Böylesi zamanlarda akıl gizlenir, insanın dürtüleri, duyguları, korkuları öne çıkar. İnsan yalnızlaşır. Hele de internetin kesildiği iletişimsizliğin olduğu bir yerde insanlar kendini yalnız ve güçsüz hissedebilir. Zaten istenen de budur. İnsanları yalnızlaştırmak ve birbirinden koparmak.
Ama hiç bir fırtına sonsuz değildir. Hiç bir karanlık gece yerini sabah aydınlığına bırakmamış değildir. Bugün o karanlık tünelin de bir sonu olacaktır. Tünele giren araç ilerledikçe tünelden çıkışı görür. Bizlerde bulunduğumuz her yerde ister içeride ister dışarıda umuda tutunacağız. Seslere tutunacağız. İnsanın insana olan sıcak elini tutacağız. Birbirimize sarılacağız.
Örgütlenmek te, direnmekte insanın insana yansıttığı bir sıcaklıkla olacaktır.
Bir empati yapalım isterseniz. AKP faşizmini yaşayan gençler özellikle ya da hafızalarından silinmiş kuşağımın insanları geçmişte yaşananlar üzerinden bir empati yapalım ne dersiniz?
Bu ülkede Takrir-i Sükun yasası 1925 te mecliste kabul edildi. Bir düşünün bu yasayla o dönemde insanlar hangi hukuksuz yargılamaları yaşadılar, İstiklal mahkemelerinde nasıl yargılandılar ve idam sehpalarına gönderildiler. Şeyh Said ve Kürtlerin hangi acılara, hangi saldırılara muhatap olduğunu hiç düşündünüz mü? Hiç onların yaşadıkları acıları bir an hissedebiliyor musunuz?
Bu ülkede Dersim katliamı yaşatıldı Kürtlere ve Alevilere. Bir düşünün Seyid Rıza'nın son isteği neydi? ''beni oğlumdan önce asın'' dememiş miydi. Zamanın cellatları Seyit Rıza'nın son isteği olmasına rağmen onun gözleri önünde oğlu Hüseyin’i asmamışlar mıydı? Dersim dağlarında mağaralara sığınmış çoluk çocuk ''fareler gibi zehirlenmediler mi'' Yaşanan acıyı bir an için düşünebildik mi. O çığlıkları kulaklarımızda hissedebildik mi?
1940'lı 1950'li yıllarda ülkede ki bir avuç komünistin yaşamlarına uzanabildik mi? Vedat Türkali'den Fahri Erdinç'e, Sabahattin Ali den Hasan İzettin Dinamo'ya dönemin acılarını yaşamış ama yine de ideallerini bir gün olsun sorgulamamış insanları, yazarları aydınları okuyabildik mi, onların tanıklıklarını, acılarını hissedebildik mi? Fahri Erdinç'in bir kitabında hatırladığım kadar Sansaryan handa işkence gören bir işçi komünistin konuşmamak için dilini ısırarark kopardığını biliyor muydunuz?
12 Martta üniversitelerden toplumu saran bir direnişin sesini duymadınızsa, idam sehpasına gülerek çıkan Denizleri, Yusufları, Hüseyinleri, Onlar için dayanışma ile yola çıkan Mahirleri bütün eleştirileriniz saklı kalarak bir an için hatırlayabildiniz mi?
12 Eylül bir fırtına gibi önüne çıkan her şeyi yerle yeksan ederken, cunta anayasasına hayır demenin suç olduğu günlerde dayatılan anayasaya karşı insanları hayır oyuna vermeyen çağıran çatal yürekli o çocukları (o çocuklardan biri de bendim desem) bir hatırlayın. O dönemde 45 günden 120 güne çıkan sorgularda kendini kendi yapan değerleri ''düşmana'' teslim etmeyen insanları düşünün. Ölüm oruçlarını cezaevleri direnişini hatırlayın. Kararan hayatları hatırlayın.
Hatırlayın ve empati kurun. Bu ülkede geçmişte yaşanan koşullardan daha iyi durumdayız. Yine şu gerçeği bilelim ki bunca acıyı bunca yıllar bu topluma yaşatanlar kırılan dallarımızın yeniden yeşermesini engelleyememiş umudumuzu bitirememiştir.
Bu fırtına geçecektir. Fırtınada el ele tutuşursak birbirimizi sımsıkı kucaklarsak, sarılırsak birbirimize yüreğimizi soğutmayız. Biliriz ki yüreklerin soğuması ölümdür. Onlar bizi zaten hep öldürdüler şimdi de öldürmek istiyorlar.
Oysa insanın insana sıcaklığından mahrum kalmak aynı zamanda insanlığımızdan da mahrum kalmaktır. Şimdi dayanışmayı büyütmek dünde daha daha ama gerçekten daha gereklidir.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTaha Akyol’dan Albert Camus’ye… 22.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolBağımsız yargı Trump’a dur dedi 22.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTrump İran’ı vurdu mu, vuracak mı? 22.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraUmut Hakkı 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİGeçinemeyen milletin geçinemeyen siyasetçiye bakışı 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBaşkanın tüm tarafları 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezLaiklik 100 yaşında: Elbette birlikte savunmalıyız 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURKemal’in masumiyet karinesi… 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUBirlikte mi, ayrı ayrı mı: Bütün mesele bu… 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENAnadili, kimin dili! 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’nin Ak Partili aydınları ve yargıçları Amerikan Yüksek Mahkemesi kararını okur mu? 21.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENEve Dönüş 20.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçKomisyon raporu önemli bir şeyler söylüyor mu? 20.02.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNTop Artık Meclis ve İktidarda 20.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciZenginleşmenin getirdiği fakirlik 19.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.04.2019
14.12.2017
30.11.2017
13.09.2017
5.02.2017
28.04.2017
19.04.2017
1.02.2017
24.03.2017