Akın ÖZÇER
Yazıyı kaleme aldığımda Gazze’de BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un önerdiği 12 saatlik geçici ateşkes yürürlükte bulunuyordu. İsrail, Kurban Bayramı’nı da kapsayacak daha uzun bir ateşkesi Hamas’in lehine olduğu gerekçesiyle kabul etmemişti. Eğer Paris’te devam eden görüşmelerden en azından ateşkesin uzatılması yönünde olumlu bir sonuç çıkmazsa, Gazze halkı kanlı bir bayram geçirecek ne yazık ki.
İsrail Savunma Bakanı Moshe Yaalon’un açıklamalarına bakılırsa, kara harekâtının hedef gösterilen Gazze’deki tünellerin önemli bir bölümünün imha edilebilmesi için önümüzdeki günlerde genişletilmesi ve uzatılması gündemde. Hedefe varıldığında Hamas’ın yeni tüneller yaparak eski gücüne kavuşmasının en az üç yıl alacağı öngörülüyor. Hamas’a yönelik olduğu ısrarla vurgulanan bu harekâtı Filistin’de ulusal birlik hükümeti kurulmasına bir tepki olarak da değerlendirmek mümkün. Ama İsrail’in daha şimdi 900 dolayında can kaybına mal olan bu operasyonunun El Fetih ile Hamas’ın arasını açmaktan çok beraberliklerini güçlendireceğine kuşku yok.
İki taraf arasında kalıcı barışın sağlanması için yürütülen müzakerelerin yarım kalmasının arkasında da El Fetih ile Hamas arasındaki yakınlaşmanın rol oynadığını öne sürenler var. Ama geçen Nisan/Mayıs aylarına ve daha öncesine döndüğümüzde asıl sorunun “Yahudi devleti” tartışmasından çıktığını göz ardı etmemek gerektiği ortada. Başbakan Netanyahu 1 Mayıs’ta Tel-Aviv’de yaptığı konuşmada, “önemli görevlerimden biri İsrail’in halkımızın ulusal devleti olarak tanınması” demiş; ardından bunu anayasal sisteme geçirecek bir yasayı Knesset’e sunacağını söylemişti. Peki, Netanyahu bu anayasa değişikliğiyle ne kastediyordu?
Yahudi devleti barışın kilit kavramı
Başbakan Netanyahu’ya göre, Filistin sorununun kökeninde Arap tarafının İsrail’in böyle bir devlet olduğunu tanımaması yatıyor. Bu doğru ama “Yahudi devleti” öyle geçiştirilecek basit bir kavram değil. Koalisyon Başkanı Levin’in dediği gibi Netanyahu’nun açıklaması “devleti üzerine kurulduğu hukuki zorlamalardan koparıp Siyonizm yoluna sokacak tarihi bir nitelik taşıyor.” 2013’te bizzat Levin, 2011’de Kadima Partisi’nden Dichter başarısız kalan benzeri girişimlerde bulunmuştu.
“Yahudi devleti” girişimine 2011’de Kadima Başkanı olarak karşı çıkmış olan Bayan Tripni Livni, “demokratik devlet” kavramıyla uyuşmayan böyle bir girişime Başbakan Netanyahu imzasını taşısa bile karşı çıkacağını saklamıyor. Türkiye’nin 82 anayasasının başlangıç bölümünde Türklüğe vurgu yapılması ve değişmez maddelerde bu bölüme atıfta bulunulması nasıl eleştiriliyorsa, “Yahudi devleti” kavramının da aynı şekilde eleştirilmesi şart. Türkiye nüfusunun yüzde 20’si nasıl Kürt ise İsrail’de de nüfusun aynı oranında (1.7 milyon) Araplar yaşıyor. İsrail’de Türkiye’den farklı olarak Arapça ikinci resmi dil ama İsrailli Arapların ve özellikle Müslüman çoğunluğunun “ikinci sınıf” vatandaş sayılmasına yol açan bazı yasal uygulamalar da yok değil.
Bu konuya sadece anayasa hukuku açısından bakmak yeterli değil elbette. “Yahudi devleti” kavramı “Siyonizm’in uluslararası hukuka aykırı hayalleri” başlıklı yazımda sözünü ettiğim “Büyük İsrail” düşünü gören aşırı sağcı politikacıların da önünü açıyor. Bu politikacılar kendi vatandaşları olan Arapları “içlerindeki düşman” olarak görüyor, ülke sınırları dışına çıkarmak için fırsat kolluyor. Kendilerine bu fırsatı sağlayacak olan da eksikliklerine karşın demokratik nitelik taşıyan mevcut demokratik devlete içinde bulunduğumuz yüzyılın gidişatına aykırı olsa da milli ve dinsel bir nitelik kazandırmak. Örneğin Dışişleri Bakanı Liberman İsrailli Arapların önünde iki seçenek bulunduğunu söylüyor: “Ya İsrailli kalır, devletin kurumlarına ve hükümetlerine saygı gösterirler, ya da Filistinli olur Batı Şeria’ya giderler”.
Amaç Filistinlilerin geri dönüş hakkını yok etmek
Liberman İsrailli Araplara “ya asimile olun ya da gidin” diyor ama BM Genel Kurulu’nun 1948 tarih ve 194 sayılı kararından bu yana aldığı çeşitli kararlarla yinelediği bir hak var: Evlerinden, yurtlarından edilmiş ve mülteci durumuna düşmüş Filistinlilerin geri dönüş hakkı. Bu hakka 1948 ve 1967 savaşlarında bölgeden ayrılmış yaklaşık bir milyon Filistinlinin ardılı dört milyon kişi sahip bulunuyor.
Netanyahu’nun Filistin tarafının 1993’de tanımış olduğu İsrail’i bu defa “Yahudi devleti” olarak tanımasını barış müzakerelerinde temel koşullardan biri olarak dayatması, Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını ellerinden alma arzusu olarak değerlendiriliyor. Nitekim Netanyahu da bu arzunu saklamıyor ve Filistinlilerin geri dönüş hakkını ortadan kaldırmayan ve İsrail’i “Yahudi devleti” olarak tanımayan bir barış anlaşmasını halka sunmayacağını dile getiriyor. Büyük olasılıkla kalıcı barışla birlikte Siyonizm’in tüm hayallerinin önü tıkanacağı için.
Bu bağlamda sevindirici olan nokta İsrail’in büyük hamisi ABD’nin Netanyahu’nun bu restini görmüş olması. Dışişleri Bakanı John Kerry geçen Martta Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonunda “Yahudi devleti” ifadesine BM Genel Kurulu’nun Filistin’in paylaşılmasıyla ilgili 1947 tarih ve 181 sayılı kararında yer verilmiş olduğunu, bunun İsrail tarafından bir şart olarak yine öne sürülmesini “hata” olarak gördüğünü söylemişti. Ayrıca evlerinden edilen Filistinlilerin geri dönüş hakkından yoksun bırakılamayacağını vurgulamıştı.
Netanyahu bu koşulları kabul edilmediği için barış müzakerelerini de, “Yahudi devleti” hayalini de bir başka bahara bıraktı ve bu defa da karşımıza kara harekâtıyla çıktı. Şimdi akan kanın acilen durdurulması gündemin ilk sırasında elbette ama çağımızın gerekleriyle taban tabana zıt olan İsrail sağı ve aşırı sağının demokratik devleti “Yahudi devleti”ne dönüştürme hedefini tarihe gömmenin tüm demokratların görevi olduğunu hiç unutmamamız gerekiyor.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Siyasi davalarla CHP ‘up’, Cumhur İttifakı ‘down’
2.02.2026 - Emeklide CHP in, Cumhur İttifakı out
26.01.2026 - Sefalet ücreti
15.01.2026 - Emekli için son çare sandık
12.01.2026 - Venezuela’da hortlayan “Büyük Sopa” politikası
5.01.2026 - 23 yılın en kötüsü
29.12.2025 - CHP, Özel ile doğru yolda
21.12.2025 - Harakiri Bütçesi
13.12.2025 - Kanun önünde eşitlik
6.12.2025 - Çözüm için ilk adım ne zaman atılacak?
1.12.2025
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları





























muharrem çavuş
cemaatleri devlet yönetir cematın omurgasını oluşturanlar kendini bile idare edemez tek bildikleri dini pazarlamakdır ben 1958 den buyana cemaatleri bilirim alayının oyu yüzde 2 yi geçmez zaten derin yapı asla bunları aynı kaba işetmez şu anda en popileri fethullah 4 kazı güdemez amarıkaya gitmeden kürsüde elinde mendil aglar sümük silerdi şimdi biraz eğittiler bazıları bilerek bazılarıda bilmeyerek cemaat işini abartıyor anlıyacagınız ordunun hesabı cemaatlerde kagıttan kaplandır