Alper GÖRMÜŞ
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) “yarılmanın eşiğinde” olduğunu görmek için, bu partiyi çok yakından izleyen ve onun hakkında “organik” bilgiyi haiz Hasan Bülent Kahraman’ın uzmanlığına ihtiyaç yok ama, ben yine de onun değerlendirmesini aktararak başlayacağım:
“(...) Bu zıtlaşma partiye yerleşmiş ulusalcılarla herhalde yenilikçiler dememiz gereken kesim arasında cereyan ediyor. Artık saklanamayan, muhtemelen bölünmeyle sonuçlanacak bir yarılma ve çatışma bu. CHP eğer söylendiği gibi yeni olacaksa bu kopuştan sonra olacak.” (Sabah, 23 Ocak 2013)
Kahraman’ın, Hüseyin Aygün’ün partide yarattığı fırtınaya işaretle kaleme aldığı yazısından bir gün sonra, parti içinde, Aygün’ün yol açtığıyla kıyas kabul etmeyecek büyüklükte yeni bir kargaşa başladı. Bu defa başrolde Birgül Ayman Güler ile onun “Türk ulusu ile Kürt milliyetinin eşit ve eşdeğerde olmadığı” yönündeki sözleri vardı.
O sözlerin ardından parti içinde bütün netliğiyle ortaya çıkan saflar açıkça gösterdi ki, Hasan Bülent Kahraman haklıdır: Bu CHP yarılacak!
Tamam da, yarılmadan sonra ortaya çıkacak “yarım”lar ne olacak?
CHP’deki “1930’cu” olmayan kanat
Bu soruya cevap vermeye girişmeden önce halen parti içinde yer alan ve “çatışmakta olan”tarafların hangi politik-ideolojik çizgileri temsil ettiği hususunda bir değerlendirmede bulunmak gerekir.
Hasan Bülent Kahraman, CHP içindeki mevcut çizgileri şöyle tanımlıyor:
“Buradaki tartışma CHP’nin Tek Parti döneminden kalan mirasına, hatta doğrudan Tek Parti CHP’sine sahip çıkmakla ilgili. Bir grup, klasik Altı Ok’u, o dönemin yani 1930’ların Kemalizmini, 1940’ların faşizan, tepeden inmeci yaklaşımlarını vazgeçilmez bir değer olarak benimsiyor... Diğer bir grup da, tıpkı zamanında SHP’de olduğu gibi, bu tarihin artık terk edilmesi gerektiğini dile getiriyor.”
Eh, mevcudun değerlendirmesi böyle olunca, “yarılma” sonrasında ortaya çıkacak “yarım”lardan birinin (1930’cu olmayan “yarım”ın) otomatik olarak “normal” bir sosyal-demokrat partiye evrileceğini düşünmek de normal oluyor.
Fakat ben bu kanaatte değilim, çünkü CHP içindeki “1930’cu olmayan ‘yarım’”ın Batı tipi bir sosyal-demokrat parti ideolojisine o kadar da yakın olduğunu düşünmüyorum.
“1930’cu” olmayan kanat, “1930’cu” tabana karşı
Hasan Bülent Kahraman’ınki türünden CHP değerlendirmelerinin, benim yıllardır üzerinde durduğum bir problemle malûl olduğunu düşünüyorum: CHP’yi, bu partiyi temsil eden kamusal-siyasi figürler üzerinden düşünmek ve CHP tabanının onlar üzerindeki etkisini hesaba katmamak... Yine: CHP tabanının 1990’larda ve 2000’lerde içine girdiği büyük değişimi yeterince değerlendirememek...
Deniz Baykal’ın bir kaset darbesiyle CHP’den uzaklaştırılmasının ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçmesinin ardından kaleme aldığım “‘Özgürlükçü CHP’ yüzde 25’i de göremez!” başlıklı yazıda şu değerlendirmeyi yapmıştım:
“Bugün, başta ‘liberal’ ve ‘özgürlükçü sosyalist sol’ çevreler olmak üzere çeşitli kesimlerce sık sık öne sürülen bir ezberden, ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) seçim kazanması için özgürlükçü bir çizgiye yönelmesi gerektiği’ ezberinden söz edeceğim.
“Ben, Baykal’ın ‘çarşaf açılımı’ndan itibaren CHP üzerine yazdığım bütün yazılarda, bu partinin tabanını oluşturan ve kendileri için ‘laik’, ‘çağdaş’ gibi sıfatları uygun gören kesimlerin ruh hâline işaret ederek, başkanlar ve yönetimler istese de CHP’nin değişemeyeceğini anlatmaya çalışıyorum.
“Şurası çok açık: Baykal’a komplo kasetiyle birlikte, artik kimse o, bir ‘akıl’ devreye girdi. Bu ‘akıl’ bu işin böyle gitmeyeceğini, mevcut politikalarla CHP’nin Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) karşısında hiçbir zaman şansının olmayacağını söyledi ve bir sürü itiş kakışın sonunda, bu ‘akıl’ doğrultusunda hareket etmeye çalışan birileri CHP’nin yönetimine geldi.
“Fakat bana öyle geliyor ki, bu ‘akıl’ da tıpkı ‘liberal’ ve ‘özgürlükçü sosyalist sol’ çevreler gibi ‘taban’ın gücünü ve etkisini doğru hesap edemiyor. Görüyoruz, CHP’den gelen her ‘özgürlükçü’ adım görünmez bir duvara çarpıyor. Aslında görünmez değil o duvar, sadece görülmek istenmiyor. O duvar, CHP tabanının çelik çekirdeğini oluşturan etkili ‘çağdaş-laik-kentli’ kesimlerden başkası değil.”
CHP tabanı 1990’lar ve 2000’ler boyunca nasıl değişti?
Dolayısıyla ben şöyle düşünüyorum: CHP’deki muhtemel yarılmanın ardından, “demokrat” kanadın 1990’ların başındaki Sosyal-Demokrat Halkçı Parti (SHP) benzeri yeni bir oluşuma evrileceği yaklaşımı, CHP tabanının aradan geçen çeyrek yüzyılda nasıl bir değişim geçirdiğini ve bu tabanın CHP’nin kamusal-siyasi figürleri üzerinde nasıl bir baskı oluşturduğunu göremediği için tatlı ve boş bir hayal olmaktan öteye geçemeyecektir.
Peki, ne oldu bu çeyrek yüzyılda? CHP’nin tabanını oluşturan “kentli-laik-çağdaş” kesimler nasıl bir değişim geçirdiler de, partilerinin, bizzat kendilerinin “doğal” ideolojisi olmak gereken bir ideoloji doğrultusundaki dönüşümünün önünde engel hâline geldiler?
Bu sorunun cevabını 1960’lar, 70’ler ve 80’ler boyunca “merkez”e akın eden “barbarlar”ın ciddiye alınabilir bir siyasi güç elde etmeye başladıkları 1990’ların başlarında aramaya başlamak doğru olur.
1980’lerin sonunda Berlin Duvarı’nın yıkılmasından, bilahare Sovyet blokunun dağılmasından sonra Batı, “komünizm tehlikesi”ne alternatif teşkil edebilecek yeni bir tehlike aradı ve buldu: Siyasal İslam.
Böylece, Türkiye’de Soğuk Savaş dönemi boyunca halkı vesayet altında tutmada yararlanılan“komünizm tehlikesi”nin yerine hangi “tehlike”nin ikame edileceği de ortaya çıkmış oluyordu.
O andan itibaren, mümkün en geniş kesimleri, tehlikenin suni değil gerçek olduğu hususunda ikna etmek için büyük bir kampanya başlatıldı. Elbette faaliyetin ağırlıklı bölümü, teokratik bir İslam devletinden en büyük zararı görecek kesimler üzerinde uygulandı. Amaç, bu kesimleri kısa vadede korkutarak terörize etmek, orta ve uzun vadede ise “siyaseten alıklaştırılmış” kalabalıklar hâline getirmekti.
1993’e gelindiğinde, “laik aydın cinayetleri” ve başka araçlarla bu kesimlerin “terörize edilmesi”sağlanmıştı. Uğur Mumcu’nun cenaze töreni bunu açıkça göstermişti.
İşte o andan itibaren CHP, iktidar hayallerini iştah açıcı bu “laik kabarma” üzerine kurma kararı aldı ve kendisini, vesayetçi güçlerin bir projesi olan “laikleri irticayla korkutma” faaliyetinin bir parçası derekesine indirdi.
CHP, tabanı hesaba katmayan analizlerle anlaşılamaz
Elbette CHP tabanının hissettiği korku sadece bir vehimden ibaret değildi. Özellikle 2002’deki iktidar değişikliğinden sonra yalnız siyasi değil, iktisadi ve sosyal alanlarda da gerçek bir iktidar kaybına uğramaktaydılar.
Bu gerçek kayıp “irtica korkusu” ile birleşince gerçek ve büyük bir tepkiye dönüştü ve bütün bunların müsebbibi olan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AK Parti) yöneldi.
AK Parti’nin başlarda dile getirildiği gibi gelip geçici bir “konjonktür partisi” olmadığının ortaya çıkmaya başlamasıyla birlikte, bu kesimlerin yegâne politik hedefi “iktidardaki düşman”ı iktidardan uzaklaştırmak hâline geldi. Zamanla da bu amaç doğrultusunda kullanılabilecek bütün araçları“meşru” görme noktasına vardı (darbe dâhil).
Günümüzde CHP tabanını oluşturan kesimlerin siyasi pozisyonları, ufukları ve duyguları işte böyle...
Bu “taban”ı analize katmaksızın “tavan” üzerinden birtakım siyasi öngörülerde bulunmanın hiçbir geçerliliğinin olmadığını bilmem izah edebildim mi?
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025