Atilla Aytemur
Türkiye’nin bir “beka sorunu” var mı, yok mu? Toplum olarak bu sorunun cevabında anlaşamıyoruz.
AK Parti iktidarı ve Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP, son dönemde yaşadığımız bazı iç olaylar ve özellikle güney sınırlarımızdaki gelişmelerden hareketle, ülkenin bekasının ciddi tehdit altında olduğunu iddia ediyor.
Muhalefet ise Türkiye’nin varlığının iktidarın ileri sürdüğü gibi bir tehdit altında olmadığını; yaşanan kimi zorlukların nedeninin izlenen politikalar olduğunu; “beka sorunu” diyerek Cumhur İttifakı’nın hedef saptırdığını ve bu yolla kendi geleceklerini kurtarmaya çalıştıklarını söylüyor.
Belediye seçimlerine giren düşmanlar mı var?
Mahalli seçimlerin yapılmasına şunun şurasında 20-25 gün kalmış olmasına karşın, iktidar koalisyonu “nasıl bir yerel yönetim modeline ihtiyacımız var” sorusunu tartışmak yerine, bilinçli bir tercihle propagandasını “beka sorunu” etrafında yürtmekte ısrar ediyor.
Üstelik bekadan ne anladıklarını ve mahalli seçimlerle bağını nasıl kurduklarını da açıklamış değiller.
Beka konusunu mahalli seçimlerin içine yerleştirmek ve iktidarın bazı belediye yönetimlerini kaybetmesini ülkenin varlık-yokluk sorunu gibi sunmak seçmenin oyunu çekmek için geçerli bir yol mu, çok şüpheli. Olur olmaz her demokrasi ve ekonomi kavgasını Türkiye’nin bağımsızlığına ve geleceğine bağlamak bir politik tercih olabilir, ama siyaseten doğruluğu ve ikna ediciliği hayli tartışmalıdır.
Bazı belediyelerin yönetimlerinin, üyeleri bu ülkenin vergi veren ve askerlik yapan vatandaşları olan başka partilere geçmesinin, ülkenin varlığını ve bağımsızlığını tehlike altına sokacağını öne sürmek, her yönüyle sorunlu bir yaklaşımdır.
MHP Genel Başkanı Bahçeli de beka konusunda dur durak bilmiyor. Mahalli seçimlerin “beka sorunuyla” ne gibi bir alakası olduğunu soranlara “niyetleri bozuk olduğu gibi, milli mensubiyetleri de sorunludur” diyerek hakaret etmekte sakınca görmüyor.
Beka kavramından hareketle ülkenin geleceği hakkında endişe, korku, şüphe ve belirsizlik yaratarak ve muğlak düşmanlara işaret ederek seçmenden oy istemeyi, AK Parti’nin on yedi yıllık iktidarı boyunca attığı en sorunlu adımlardan biri olarak görüyorum.
İttifak yapmak herkes için haktır
Yeni başkanlık rejiminin bir sonucu olarak seçimlere ittifaklarla gidilmesi bütün siyasi partiler için bir zaruret haline geldi ve ilk kurulan Cumhur İttifakı oldu. Hal böyleyken, hem AK Parti yönetimi, hem de MHP yönetimi muhalefet partilerinin Millet İttifakı etrafında toplanmasını, sanki yasalara aykırı bir iş yapılıyormuş gibi çok ağır ithamlar ve suçlamalarla karşıladılar.
HDP’nin, resmen dışında olsa bile, fiilen Millet İttifakı’nı destekleyen bir politika izlemesinden hareketle, bu ittifakı “terör örgütüyle kol kola yürümek”le, “Kandil’den talimat almak”la ve “hainlerle işbirliği yapmak”la suçladılar.
Halbuki HDP, halen parlamentoda grubu bulunan, yasal siyaset yapan bir parti ve hakkında yetkili yargı organlarınca verilmiş bir kapatma kararı yok. Altı milyon seçmenin oyunu alan bir partinin Millet İttifakı’nı dolaylı olarak destekliyor olmasından hareketle yapılan suçlamaların, ne “beka sorunu” tartışmasında, ne de seçim rekabetinde haklı bir tarafı var.
Hele “Kürdistan” kavramını kullanmalarından ötürü “defolup Kürdistan’a gitsinler” diyerek HDP’lileri kovmaya çalışmak, ne anayasayla, ne vatandaşlık hukukuyla ne de siyasi etikle bağdaşıyor. Üstelik Kürt seçmenin böyle bir yaklaşımı olumlu karşılamayacağını görmek için falcı olmaya da gerek yok.
Zorunlu ve tatsız hatırlatmalar
Konunun bir başka boyutuna, yakın tarihimizdeki kullanımına da dikkatinizi çekmek isterim.
Olağan demokratik sürece ve seçimle gelmiş sivil iktidarlara müdahale eden (veya müdahaleye teşebbüs eden) bütün darbeci vesayet güçlerinin ilk yaptığı, zamana göre radyolarda ya da televizyon kanallarında ülkenin bekasının tehdit altında olduğunu iddia eden bildiriler okutmak olurdu.
27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016’ daki darbe ve müdahale girişimlerinde, hep bu gerekçeye sığınıldı.
Ama gerçeklerin bu iddiayla ilgisinin olmadığı, “beka” kaygısını seçimle gelmiş meşru iktidarı devirmede ve kendi iktidarlarına meşruiyet kazandırmada bir araç olarak kullandıkları kısa zamanda açığa çıktı.
Eğer anlamlı bir örnek aranırsa…
Şüphesiz ülkelerin tarihinde beka sorununun yaşandığı dönemler olabilir. Dünya savaşları, iç savaş, işgal ve istilalar, olağanüstü doğal âfetler ve büyük salgınlar, istisnai olarak ülkeleri böyle durumların eşiğine getirebilir.
Osmanlıdan Cumhuriyete böyle kritik dönemlerin yaşandığını biliyoruz.
Hakiki bir beka sorunu aranacak olursa, üzerinde mutabakat sağlanabilecek belki biricik örnek olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağıldığı ve topraklarının dönemin büyük emperyalist güçleri tarafından paylaşılmak istendiği Birinci Dünya Savaşı ve onu takip eden Millî Mücadele yıllarını gösterebiliriz.
Cumhuriyeti kuran kadro, içinden yirmi yedi devlet çıkan imparatorluğun yıkıntıları üzerinde yeni bir gelecek ararken, yaşadıkları durumu “beka sorunu” olarak değerlendiriyorlardı. Tarih haksız olmadıklarını gösterdi.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.11.2023
19.08.2023
6.05.2023
28.04.2023
17.04.2023
29.03.2023
22.03.2023
9.03.2023
15.11.2022
9.09.2022