Baskın ORAN
Mülkiyeli kardeşim Cengiz (Çandar) meseleyi TBMM’de açıkça koydu ortaya. O kadar açıkça ki, bunun üzerine daha fazla yazmak zait:
“Şu sıralarda Şam’ın kazanmış görüntüsünü kendi kazancı gören zihniyete hitap etmek istiyorum.
“Bu kazanç, Türkiye topraklarındaki Kürtlerle büyük bir duygusal kopuş pahasına olacak, öyle oluyor. Şam’daki geçici yöneticilere gösterdiğiniz şefkatin hiç değilse yarısını Suriye Kürtlerinin temsilcilerine gösterin.
“Sayın iktidar sahipleri, uyanın. Hâlâ vakit var; geri dönülmez bir yolda değilsiniz. Süreci kurtarabilirsiniz.”
Zait ama, bu özel konuda teorik açıdan bikaç kelime etmek gerekli olabilir. Her gün defalarca değişen durumu hepimizin izlediğini düşünerek, onlara girmeden, sadece temel kavramlar üzerine en az 3 husustan bahsetmek lazım.

Birincisi, Ulus-Devlet kavramı.
Daha önce çok konuştuğumuz bu devlet türünün temel ilkesi asimile edebileceğini asimile etmek, asimile edemeyeceğini de etno-dinsel temizliğe uğratmaktır. Egemen etno-dinsel grup dışındaki farklılıklara tahammülü yoktur.
Türkiye Cumhuriyeti; biraz I. Dünya Savaşı sonunda dağılan imparatorlukların yerine Ulus-Devletlerin kurulduğu bir ortamın, biraz da Atatürk’ün asker kişiliğinin etkisiyle tipik bir Ulus-Devlet kurdu. Asimile edemeyeceği Gayrimüslimleri çeşitli yöntemlerle en aza indirdikten sonra Kürtleri de yoğun baskılarla sindirdi.
1970’lerden sonra PKK isyan etti. Ankara, büyük ölçüde teknolojik gelişmeler sonucu bu ayaklanmayı 2000’lerde zayıflattı ve sonunda söndürdü. “Süreç”i başlatarak, şu anda tipik bir Ulus-Devlet uygulamasını aşmaya çalışıyor artık.
Fakat şimdi de aynı muameleyi dışarıda, Suriye Kürtlerine tekrarlıyor Ankara. “Sınırdışı operasyon”larla, sürekli operasyon tehditleriyle.
Oysa Ankara, 1990’larda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (Barzani) bütün gücüyle karşı çıktığı halde, şimdi bu Yönetim’le kardeş. Denize açılımı olmayan o Yönetim Türkiye’ye muhtaç ve Ankara’nın bölgedeki en sağlam müttefiki. Ama Ankara bu durumdan hiç ders almışa benzemiyor.
Üstelik, 21. Yüzyıl’ın ilk çeyreğini aşmış bir dünya artık Ulus-Devlet diktasına müsait değil.
Türkiye’ye ve hatta bütün dünyaya Ulus-Devlet kavramını aşılamış olan Fransa’nın 1951 Deixonne Yasası ve özellikle de 1981 Başkan Mitterrand’dan beri Demokratik Devlet’e dönüştüğü bir evrende, Suriye’deki Ahmet Şara’nın (Colani) yani IŞİD yönetiminin kravat takıp devlet başkanı olunca Kürtlere bir Ulus-Devlet zihniyetiyle davranmaya devamı mümkün değil. Fena patlar.
Ve sonuçta, Ankara’nın zaman içinde yumuşayarak kendi Kürtleri için ikinci defa ilan ettiği “Süreç” Suriye olayından sonra soru işaretlerine gömülmüş vaziyette.
***
İkinci husus:
Hem Türkiye ile Suriye devletleri fevkalade farklı, hem de bu ikisindeki Kürtler.
Türkiye, her ne kadar 20 küsur yıldır İslamcı ve milliyetçi zihniyete sahip bir iktidar yönetiminde olursa olsun, kendi kendini tatmine yarayan sembolizmler dışında ideolojisini uygulayamıyor. Çünkü ülke 1718 Lale Devri’nden beri yani tam 3 asırdır Batılılaşıyor. Cumhuriyet yönetimi boyunca da laikliği (Kemalistlerin bütün “şeyini” çıkarma çabalarına rağmen) yerleştirdi.
(Tabii, ülkemizde 20 küsur yıldır süren İslamcı iktidarın sebebi, hiç kendimizden gizlemeyelim, Batılılaşmayı ve laikleşmeyi devlet politikası yapmış olan Kemalist Ulus-Devlet zihniyetinin kendini askerî darbelerle sürdürmeye çalışarak demokrasi ve insan hakları ortamına bir türlü dönüşemeyişidir; onu da itiraf edelim.)
Eski Fransız mandası Suriye ise hiçbir biçimde Batılılaşmadı ve zerre kadar demokratikleşmedi. 1970’ten beri süren Baasçı Esad ailesi Kürtleri vatandaş bile kabul etmedi. Sonuçta, ABD’nin işe karışmasıyla IŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti; DEAŞ) mensuplarının şimdi devlet başkanı yapılması olayı yaşanıyor. (Türkiye ile karşılaştırabilirsiniz).
İki ülkedeki Kürtler de farklı çünkü en azından 1984’ten beri silahlı mücadele sürdüren PKK Türkiye’de silahlarını bıraktı ve palaskalarıyla birlikte yaktı (bu palaska yakmanın sembolik anlamı, bir daha silah kuşanmayacağız demektir). Reform yapacağı umulan Devlet hiçbir reform yapmadığı ve o andan bugüne kadar da yapma niyeti göstermediği halde.
Çünkü Türkiyeli Kürtler, bütün baskılara ve aşağılamalara rağmen, geçen bir asır içinde ulusal ekonomiye büyük ölçüde katılarak önemli ölçüde entegre oldular.
Suriyeli Kürtler için böyle bir durum yok; vatandaş bile yapılmadılar. Silah bırakmadılar. Bu da, farklılıklar düşünülünce, son derece normal.
Anormal olan; Türkiye’deki iktidarın, ülkedeki Kürt meselesinin artık son bulması için ciddi reformlar yapmaya girişmek yerine, Suriye Kürtlerinin de (SDK) silah bırakmasını önkoşul yapması. Meclis’teki “Komisyon”un nihai bir sonuca varmaması buna bağlanıyor. Oysa hem iki ülke hem de iki ülkenin Kürtleri arasındaki çok büyük farklılık dikkate alındığında, böyle bir yaklaşım anlamsız.
***
Üçüncü husus: Ortadoğu’da (ve Balkanlarda) toplumsal kimliğin temel unsuru, Osmanlı’nın Millet Sistemi nedeniyle, dil ve soy değil, din ve mezheptir ama, Kürtler bu kuralın büyük istisnasıdır.
Aksi halde hem bugüne kadar Kürt meselesi diye bir ana sorun olmazdı, hem de Alevi Kürtler ile Sünni Kürtler Ankara’nın baskılarına karşı birlikte hareket ederlerdi. Etmediler.
Bu “avantaj”a rağmen CB Erdoğan, kendi gibileri çok rahatlatan bir ezbere devam ediyor:
”Bizim tek ve ortak şemsiyemiz var. O da İslam kardeşliğidir. Bizi bir eden bizi bir araya getiren imanımızdır, inancımızdır, ezanımızdır, kitabımız, Peygamberimiz, kıblemizdir”
Adını ne koyarsanız koyun ve sebebine ne derseniz deyin, devletin Kürtlerle barışmasını sağlayacak Süreç’i başlatmakla tarihî bir hizmet yapmış olan D. Bahçeli de konuşuyor:
“SDG ve YPG yuvalandığı sahalardan sökülmüş, nihayet Fırat’ın batısından çıkarılmıştır. 10 Mart’a direnç gösteren, masayı ve müzakere ortamını sabote eden SDG, süpürme harekâtıyla bulunduğu alanlardan def edilmiştir”
Bunun yanı sıra Bahçeli, Ahmet Şara’nın ilan ettiği 13 sayılı kararnameyi çok olumlu buluyor ve ilan ettiği 8 maddelik “yol haritası”nda, Türkiye için ne arzuluyorsa onu Suriye’ye tercüme ediyor: Başkanlık sistemi, Kürtçe seçmeli dil, yeni bir anayasa…
***
Bu durumda Devlet de bildiğini yapmaya devam ediyor:
1) Erdoğan’a seçimde rakip olmasınlar diye AİHM ve AYM kararlarına rağmen CHP’li ve DEM’li kişileri içerde tutmalar;
2) Kanunen kayyım atanamayacak durumlarda atamaya devam etmeler, beraat eden kayyımları göreve döndürmemeler;
3) Başkanlık sistemini hanedana dönüştürerek devam ettirmek istemeler (Bilal);
4) Mülkiyeli Can kardeşimin (Dündar) tabiriyle “Kalemiyle mezarını kazan” insanlar yaratmaya devam etmek yani gazetecilere, sanatçılara sürekli vurmak;
6) Belediye bazında yerel yönetimleri yani ademi merkeziyetçiliği teşvik ederek farklı insanları kazanmak yerine, oraların belediye başkanlarını tarumar etmek. Özellikle de, hayatları tehlikede olan Murat Çalık’a, Muhittin Böcek’e ve Gezi hükümlüsü Tayfun Kahraman’a hastane ile cezaevi arasında durmadan tur attırmak.
Türkiye’nin Suriye’deki son durumdan alacağı ders elbette var, ama iktidarın telkin etmeye çalıştığının tam tersi yönde:
Barış / Terörsüz Türkiye / Kürt Süreci, ne isim verirseniz verin, bunun istikrarlı olarak yerleşmesi için demokrasinin ve insan haklarının gelmesi önkoşul.
Bu önkoşul yerine getirilirse Türkler ile Kürtler arasında sağlam bir duygusal bağ kurabilir Devlet. Aksi halde, kimse zorla ortak bir gelecek kuramaz. Adına “Süreç” dediğimiz bu son 1 yılda bunun nihayet anlaşıldığı umudunu geliştirmiştik.
Ama Suriye olayları bu umudu fena yıprattı.
Hayırlısı, diyelim.
https://baskinoran.com/suriye-olayi-ve-turkiyedeki-surec/?fbclid=IwY2xjawPgIQFleHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZBAyMjIwMzkxNzg4MjAwODkyAAEenvRPJ5pkkdMB2X_a040avmESF15bcDx6bWfPqTsrfxUmtkQ0Y_ImIETmxyE_aem_w5dhobCJu8Fx1Vziau3RfQ
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuYangının ortasında… 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAmerikan PDY’si 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSiyasi zeka ile siyasi tavır ilişkisi… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSavaş nereye? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart’ın Direniş Ruhu ile Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’na Çağrı... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANİran’dan Türkiye’ye yansıyanlar 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.09.2025
25.04.2025
4.04.2025
28.03.2025
14.03.2025
27.02.2025
27.12.2024
14.11.2024
1.11.2024
25.10.2024