Berrin Sönmez
Las Tesis performansı kadına yönelik şiddet protestosuydu. Erkek şiddeti protestosu… Aynı zamanda yasaları uygulamayan, kadınları şiddetten korumayan erkek siyasete yönelikti. Koruma görevini yerine getirmeyenler şiddetin suç ortağı kuşkusuz. Peki ya 8 Aralık günü Kadıköy Rıhtım meydanında Las Tesis performansıyla protesto eylemi gerçekleştirilirken polisin ses sistemini kapatması ve buna itiraz eden kadınlardan altı kişiyi gözaltına alması, akla ziyan değil miydi? Ama yetmedi mahkeme de adli kontrol kararıyla serbest bıraktı kadınları, takipsizlik vermek yerine. Protesto performansında yer alan “ataerkil bir yargıç” sözünü kanıtlamak istercesine. Tıpkı kadınları gözaltına alarak polislerin “Tecavüzcü sensin/Öldüren sensin/Polisler, hakimler, devlet ve başkan” sözlerini doğrulmak için yarıştığı gibi. Yasal süre içerisinde adli kontrol kararına itiraz hakkı kullanıldı elbet. Sonucu bekleyip göreceğiz. Ancak sonuç ne olursa olsun Şili’den dünyaya yayılıp tüm kadınları saran “asla yalnız yürümeyeceksin” sloganı ataerkiyi hayli sarstı. Emniyetin, yargının hatalı kararları bu sarsıntının eseri olmalı.
Direnen kadınlar her yerde ve mecliste asla yalnız yürümeyeceksin sloganıyla güçlendikçe ataerkil siyaset, kendisini yasanın, anayasanın üstünde konumlandırmaya girişti. CHP’li kadın vekillerin eylemiyle Las Tesis sözleri Meclis genel kurul salonunda yankılandığı gibi tutanaklara da geçti: “Ataerkil bir yargıç / Kadın olmak suçumuz / Kestiğiniz cezamız / Seyrettiğiniz şiddet / Suç bende değil / Her neredeysem / Ne giydiysem/ Suç bende değil/ Suç bende değil/ Her neredeysem / Ne içtiysem suç bende değil / Tecavüzcü sensin / Öldüren sensin / Polisler, hâkimler, devlet ve başkan / Direnen kadınlar / Dünyada, her yerde / Asla yalnız yürümeyeceksin / Asla yalnız yürümeyeceksin / Asla yalnız yürümeyeceksin / Asla yalnız yürümeyeceksin / Asla yalnız yürümeyeceksin / Asla yalnız yürümeyeceksin / Asla yalnız yürümeyeceksin / Asla yalnız yürümeyeceksin” Parlamento tarihindeki yerini almış bulunuyor, erkek şiddetine kayıtsız ve önlemede yetersiz kalan ataerkil siyasete karşı kadın protestosu. Peki Süleyman Soylu, kendisine hitaben sergilenen bu eylem karşısında “Eğer bu meclis, ‘Bunları söylemeye devam etsinler’ derse ben içişleri bakanıyım, kanuna rağmen, Anayasa’ya rağmen en geniş hakkımı kullanacağım” sözleriyle ne anlatmak istedi? Bu sözler başlı başına ciddi bir sorun olarak yakın gelecekte bizi nelerin beklediğini düşünmemizi gerektiriyor.
İlk bakışta akla gelenler Hindistan ve Çin örnekleri. Hindistan’da ırkçı yönetimin kabul ettiği inanç ayrımcılığını devlet politikası haline getiren vatandaşlık yasasına itirazları polis şiddetiyle susturma çabası. Protesto gösterilerine karşı polis şiddeti öylesine arttı ki Müslüman protestocular üzerine gerçek mermilerle polis şiddeti uygulandı. Gösteriler sırasında hayatını kaybeden altı kişiden dördünün polis kurşunuyla öldüğüne dair iddialar gündemde. Farklı dinlerden göçmenlere, belli şartlarda vatandaşlık statüsü tanındığı halde sadece Müslüman göçmenlerin ayrımcılığa tabi tutulması salt göçmen politikasıyla ilgili değil elbet. Keşmir’in özerk statüsünü, uluslararası hukuku da çiğneyerek tek yanlı değiştirmekle de ortaya koyduğu son yıllarda artan Müslüman karşıtlığının bir parçası. Bu yasa sadece Müslüman göçmenleri sınır dışı etmekle kalmayıp ülkenin yerleşik Müslümanlarını da ikinci sınıf vatandaş konumuna indirecek nitelikte. Ve insanların bu yasaya itirazı bile polis tarafından öldürülmeleri anlamına geliyor.
Diğer yandan Çin’in Uygur Türklerine, Müslüman Çin vatandaşlarına uyguladığı asimilasyon amaçlı tecrit ve vahşi şiddet politikasına yönelik tepkileri bile ekonomik çıkar hesaplarının kirli örüntüsüyle susturması da benzer bir durum. “İyi ki varsın” dediğim kıymetli insanlardan Mesut Özil’in sosyal medya paylaşımına verdiği tepkiyle Çin de Hindistan ve çoğu zaman İsrail gibi insan haklarını çiğnediğinin duyurulmasını bile ölçüsüz derecede aşırı zorlayıcı tedbirlerle susturma politikası uyguluyor. Çin devlet televizyonu CCTV, Mesut Özil’in takımı tarafından susturulmasını sağlamak için Arsenal-Manchester City maçını yayından kaldırmıştı, bilindiği gibi.
İlk çağlardaki Firavun’un, Nemrut’un, geçen yüzyıldaki Hitler’in, Bosna Kasabı Miladiç ve Miloşeviç’in günümüz versiyonlarını görüyoruz bugünkü, Mynmar, İsrail, Çin, Hindistan yöneticilerinde. Şimdi Süleyman Soylu’nun, kanuna ve Anayasa’ya rağmen içişleri bakanı olarak en geniş manasıyla haklardan söz edişi, bu tür insanlık suçlarını hatırlatıyorsa bu pek de aşırı bir yorum sayılmaz. Hele Kürtleri ve Ermenileri, Alevileri hatırlayınca, Talat Paşa’nın da içişleri bakanı olduğunu bilerek, o “en geniş hak”kın uzanacağı yerler pek bilinmez değil. Üstelik Ankara JİTEM davasında içişleri eski bakanlarından Mehmet Ağar dahil hiç tutuklu sanığın kalmadığı bu günlerde meclis kürsüsünde söylenen bu sözlerin iyi şeyler çağrıştırması imkansız.
Ancak başka bir ihtimal daha var ki bence kuvvetle muhtemel olan bu ikinci ihtimaldir: Kadın mücadelesini terörle kriminalize ederek kadınları ayrıştırma taktiği. Uzun zamandır HDP üzerinde uygulanan AKP taktiği. Kürt siyasetçilerden sonra şimdi kadın hareketini hedef almış olmalı. Feminist politika üreten kadınları suçla ilişkilendirerek feminist mücadelenin dışındaki kadınların kadın hakları bağlamında ortaklaşmasını önlemek için kullanılan bir yöntemin ifadesi sayabiliriz, Soylu’nun sözlerini. Nitekim bir süredir “şiddete karşı kadın eylemleri, terör için elverişli alan olabilir” minvalinde sözler işitiliyordu. Feministleri kriminalize ederek kadınları ayrıştırma yöntemi ülkede zaten dindar kesimin sürekli sergilediği bir tavır. İçişleri bakanınca uygulanacak bu politikanın parti tabanında ve toplumsal kesimlerde karşılık bulabileceğine şüphe yok. Bu durumda “Peki neden şimdi bir iktidar politikasına dönüşmek üzere?”, “Somut bir hedef mi var?” sorularına ulaşırız bu varsayımdan.
Evet Las Tesis ve şiddete karşı kadın eylemlerini kriminalize ederek kadınları ayrıştırma politikasının bugünlerde ciddi şekilde uygulanmaya başlamasının somut bir hedefi olabilir. Kısaca TCK 103 dersem bütün kadınlar ve yazılarımı takip edenler hemen anlayacaklardır. Ocak ayı yaklaşıyor ve bu durum bizler için yılbaşından, yeni yıldan çok daha fazlasını ifade ediyor. İkinci yargı reformu paketinin infaz yasasına ilişkin düzenlemeler içereceğini biliyoruz. Bazı suçlar için cezanın infazında kalıcı indirim gerçekleştirileceği basında yer alıyordu ve ertelenen paket ocak ayına takvimlenmişti, haberlere göre. Şimdi bu yargı reform paketi içinde, üç yıl önce AKP’liler dahil her kesimden kadının dayanışmasıyla engellenen af teklifinin bir benzeri hatta daha kötüsü yer alabilir. Şu anda Soylu’nun aşırı tepkisi, paket içinde korkulan bu maddenin gerçekten yer aldığını/alacağını düşündürüyor. Evlilik şartıyla ve 15’ten fazla olmayan yaş farkıyla çocuğun cinsel istismarı suçuna kalıcı ceza indirimi getirirken kadınların tepkisini kontrol altında tutmak amacıyla “bir kısım, marjinal” kadını suçla ilişkilendirip diğer kadınların sesini kısmak hedefleniyor olmalı. Kadın hareketini değil, kadın eşitlik mücadelesini değil, feministleri değil ama bu ülkenin kız çocuklarını cinsel istismar karşısında savunmasız bırakmak için politik taktik olmalı Süleyman Soylu’nun parlamentodaki bu aşırı sözleri içeren aşırı tepkisi. Eyleme yönelik anlık tepkiden çok kadınların asla yalnız yürümeyeceksin sloganına bütün kadınların katılmasını önleyecek hesaplı bir adım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025