Cemile Bayraktar
Koronavirüs konusunda herkesin bir görüşü var; kimilerine göre insanlık vazifelerini fazlaca ihmal etmiş insanoğluna ilahi bir uyarı. Kimilerine göre biyolojik savaşın bir çeşidi. Kimilerine göre tüketilmemesi gereken gıdaların tüketilmesi sonucu oluşmuş, ideal düzeni bozulmuş dünyada çok daha zararlı bir hale gelmiş bir virüs. Hepsinde haklılık payı olmakla birlikte, önümüzde duran ve acilen çözülmesi gereken problem bu virüs krizini en az zararla nasıl atlatacağımız?
Virüsün aşısı yok, en yakın bir yıla kadar da olmayacak. İyileşme ihtimali de var elbette; sağlıklı kişilerin hasta olduktan sonra iyileşme oranları yüksek. Ancak şimdilik tüm dünyanın eli kolu bağlı durumda ve bireysel izolasyon dışında bir çare öneren de yok. Her ülke kendi ekonomik imkanlarına göre vatandaşlarına bu zor süreçte madden yardım etmeye çalışıyor ancak bu yardımların yeterli olduğu konusunda tartışmalar var. Yani kimsenin tuzu kuru değil.
Tüm dünyaya baktığımızda virüs sonrası için oluşacak tablo, virüsü en az zararla atlatacak hükümetlerin ayakta kalacağı, bunu başaramayan hükümetlerin ise tarihe karışacağı şeklinde… Ancak mesele ülkelerin iç siyasetleri ile sınırlı değil zira küresel çapta etkisi olan bu virüs krizinin muhakkak küresel etkileri de olacak. Geçen hafta bu sütunda ifade etmeye çalıştığım gibi; genel kanı küreselleşmenin sonunun geleceği, devletlerin daha güçleneceği, yönetimlerin daha otoriter olacağı yönünde ancak farklı ve makul öngörüler de var.
Dünyayı döndüren ve şekilden şekle sokan argümanın ekonomi olduğunda hepimiz hemfikiriz… Savaşların barışların, etnik siyasetin, dini propagandanın, krizlerin ve fırsatların, hatta demokrasi pazarlamanın… ve nicesinin üzerini kazıdığınızda altından ekonomik rekabet, ekonomik çıkar çıkıyor. Ve ekonomi, maddi olandan manevi olana kadar hemen hemen her alanda değişim ve dönüşüm yapmaya da muktedir.
Konuyu fazla dağıtmadan daha iyi anlaşılması açısından Marks’tan bir örnekle açıklayayım; Marks vahşi kapitalizmin kendi sonunu kendisinin getireceğini savunuyordu. Marks dönemindeki gibi vahşi bir pozisyonda kalsa elbette kapitalizm kendi sonunu kendi getirecekti ancak kapitalizm hayatta kalabilmek için kendisini yeniden programladı. Hayatta kalabilmek için daha ılımlı bir hale geldi; örneğin işçi sendikaları, işçi hakları konusunda iyileştirmeler yapıldı. Nihayetinde kapitalizmin sömürme potansiyeli fazla değişmese de kısmen ıslah oldu. Küreselleşmede de sanırım durum böyle olacak, yani küreselleşmenin sonu denilen şey farklı bir küreselleşme modeli doğuracak ancak o bir önceki tecrübeden daha sert bir mizaçla kapımızı çalacak. Robert D. Kaplan’ın “Küreselleşme 2.0” dediği şey biraz da böyle bir şey…
ABD, Soğuk Savaş’ın son döneminden başlayarak tek kutuplu dünyanın tek hakimi rolünü, dünyanın çobanı rolünü uzun yıllar üstlendi ancak son dönemde Rusya ve Çin, ABD’ye rakip olabilecek güçte ülkeler olarak tarih sahnesindeki yerlerini aldılar. ABD, Rusya, Çin arasındaki rekabet son yıllarda zaten artmıştı ancak korona gündemiyle birlikte bu daha da artacak. ABD Başkanı Trump’ın pek karşılık bulmasa da sık sık COVİD-19’a “Çin virüsü” demesi biraz da bu gerilimin sinyallerini veriyor. Bu gerilim aslında “Küreselleşme 2.0”ın kötü yüzünün ortaya çıkacağı ortamı hazırlıyor.
Avrupa Birliği (AB), zaten bir süredir çözülme kriziyle karşı karşıyaydı… İngiltere’nin birlikten ayrılmasının hemen akabinde, virüsten kırılan İtalya’nın tamamen yalnız bırakılması bile AB’nin bu krizden çözülmeye yakın bir zararla çıkabileceğinin bir göstergesi sayılabilir.
Ekonomik ve siyasi anlamda kırılgan olan ve gelişmekte olan ülkelerin virüs sonrası daha büyük krizlerle boğuşmak zorunda kalacağını söylemek için de müneccim olmaya gerek yok. Bu durumdaki ülkelerdeki rejimler varlıklarını koruyabilmek için ülkelerini, daha güçlü ülkelerin uydusu haline getirmek için eskisinden daha istekli davranacak ve bu ülkelerin içindeki siyasi krizlerin derinleşmesine neden olacaktır.
Yumuşak güç gibi uzun vadede kâr getiren ve yer yer maliyetli de olabilen dış politika argümanları hızla rafa kalkacaktır. Ve dünya ülkeleri Atlantik ve Avrasya bloklarına angaje olan ülkelerce daha keskin ayrımlara sürüklenecektir. Tabi burada Çin’in virüs sonrası belli ülkelere yardımda bulunmak gibi bir yumuşak gücü devreye sokmaya çalıştığını, virüs sonrası oluşacak yeni dünya düzeninde etkin bir aktör olmaya çalıştığını- ki etkin bir aktör-, zaten çok uzun yıllardır bunu yaptığını ancak virüs krizini fırsata çevirerek daha da etkili olmaya çalıştığını da not düşmek gerekiyor. Tabi virüs konusundaki ihmalleri kendisine fatura edilmezse…
Popülizm dünya genelinde bir süre iktidar sahiplerinin yönetim biçimlerinde can bulmaya devam edecek, ulus devlet argümanlarından nemalanacaktır ancak virüsün verdiği zarar rasyonel biçimde ortaya çıktığında, yani popülizmin sırmaları döküldüğünde, popülist yönetimler altın çağlarını büyük bir hezimetle kapatacaktır.
Bir süre katı, kutuplu, paradoks gibi gelmesin sınırları olan kutuplu bir küreselleşme, ekonomik ve sağlık güvenliğinin her tür güvenliğin önüne geçtiği, vatandaşların kurtarıcı olarak devletleri belirlediği bir süreç geçireceğiz ve bu pragmatik tercihlerin, ahlaki tercihlerin önüne geçtiği bir süreci doğuracak. Daha bencil devlet tutumları, daha bencil birey tutumları ortaya çıkacak. Şer dediğim biraz da bu tutumların ortaya çıkışı…
Bunların sonucunda ister istemez devletlerde iktidar olan yönetimler mutlak gücü elinde bulunduran daha otoriter bir hale gelecektir ve o otoriterliğin sınırına geldiklerinde hepsi vatandaşlarından bir süreliğine ele geçirdikleri hakları iade etmek, etmezlerse iktidarlarını iade etmek zorunda kalacaklardır.
Dünyanın birçok ülkesindeki yönetimler ve rejimler, bazen başarılı oldukları bazen ise başarılıymış propagandasını çok iyi yaptıkları için iktidar oldular. Ancak korona virüsün gerçekleri zamanla ortaya çıkarma, somut veri sunma, taraflı olmama gibi bir özelliği olduğu için eninde sonunda bir süre şerrinden nemalandığımız virüs etkisi, biraz uzun sürse de hayra dönecektir. Ancak bunun yolu sadece ve sadece hayrı talep etmekle mümkün olacaktır. Daha az bencil, daha fazla insani taleplerin yükselmesi sağlanırsa bundan hayırla kurtulabiliriz aksi halde şerri talep ettiğimiz için, şerden nasiplenmekten başka seçeneğimiz kalmayacaktır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
18.01.2026
10.01.2026
3.01.2026
19.12.2025
18.12.2025
9.10.2025
7.08.2025
3.08.2025
16.01.2025
7.01.2025