Cihan Tuğal
Radikal sağ, Kirk suikastından sonra tarihi bir moment yakalamış durumda. Büyük kitle gösterilerinde “sol”un ezileceğine dair yeminler ediliyor. Elon Musk dahil önde gelen isimler, üzeri yarı örtülü silahlı mücadele çağrısı yapıyor.
Çarşamba günü, ilk verilere göre sağ-liberter görüşlere sahip bir kişinin bir ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) gözaltı kampına saldırısından sonra bu hava iyice yoğunlaştı. Trumpçılar cinayeti solun üzerine yıkmaya çalışıyor. Kanıtları, zanlının ICE karşıtı mesajlar bırakmış olması. Fakat devletin kurumlarına düşmanlık, Amerikan liberterleri arasında da yaygın. Zanlı Jashua Jahn, geçmişte çok az sosyal ve siyasi yorum yapmış. Bunların başında tecavüzü yücelten, (Ron Paul dışında) her türlü siyasetçi ile dalga geçen açıklamalar var, ki bu da Amerika’da soldan ziyade sağ ile özdeşleştirilen bir tutum.
Jahn, herhangi bir işte uzun süre tutunamamış, zamanının çoğunu bilgisayar oyunlarıyla geçiren, ideolojilerle çok alakası olmayan, 29 yaşında bir genç. Yani, en az bir göçmenin ölümüyle sonuçlanan saldırı, bir ideolojiden çok kayıp bir kuşağın dışa vurumu. Olayın toplumsal trajedi boyutu bir yana, burada siyasi olarak asıl dikkat çeken unsur, devlet otoritelerinin hemen her fırsatta -daha yeterli kanıt toplamadan- sola karşı savaş çağrıları yapması.
Bu çağrılar bir dizi bireysel terör eylemiyle sonuçlanabilir. Ancak kampüsleri, sendikaları ve liberal şehirleri tamamen teslim alacak örgütlülükte bir faşist hareket yok ortada. Proud Boys, Oath Keepers, Boogaloo Bois gibi birkaç odak bu misyonu taşıyabilecek kapasiteye bir türlü ulaşamadı. Dolayısıyla aşırı sağ, bireysel terör kadar devlet şiddetinin artmasına güveniyor.
Dünya çapındaki sağcı-otoriter atılımların en önemli ayaklarından birini, Amerika’da güvenlik kuvvetlerinin dönüşümü oluşturuyor gerçekten de. Bunların başını çeken ICE gündüz gözüyle çocukları ve diğer göçmenleri kaçırıyor. Kaçırdıklarını da başka ülkelerin toplama kamplarına, hapishanelerine yolluyor. En son eylemleri arasında 800 göçmeni kaybedip izlerini silmek de var.
Birkaç aydır, şeriflik ve polislik sınavlarını geçemeyen niteliksiz elemanlar ICE’ye dolduruluyor. Bu adamların Trump’a bağlılık dışında bir özelliği yok.
FBI’nın da yavaş yavaş Trump kontrolüne girdiğine yönelik işaretler var.
Bir süredir, Trump yönetiminin faşist eğilimlere sahip oligarşik bir diktatörlük olduğunu ve faşist bir hükümete dönüşmesinin zor olduğunu iddia ediyorum.
Fakat güvenlik kuvvetlerinde yaşanan bazı dönüşümler, Amerika’da faşizme doğru gidişi hızlandırıyor.
Bazıları Marksist olmak üzere birkaç önde gelen yazar, Trump yönetiminin zaten faşist olduğunda ısrarcı. Bunlara karşı kurduğum argümanlardaki temel dayanağım, Yunan kökenli Fransız komünist Nicos Poulantzas’ın faşizm tahlili. Poultantzas, faşizmi kapitalist diktatörlüğün diğer biçimlerinden ayırıyor. En çok vurguladığı biçimler askeri diktatörlük ve Bonapartizm. İlki neredeyse tamamen yukarıdan empoze ediliyor. İkincisi bir örgütten ziyade kişisel bağlantılar üzerinde yükselen bir liderin, kitleleri düzensiz biçimde seferber etmesine dayanıyor. Faşist diktatörlük, kitleleri örgütlü ve sık sık seferber etmesiyle bu ikisinden ayrılıyor.
Dylan Riley’nin, ilk Trump yönetimi sırasında da belirttiği gibi, Trump “führer”den ziyade “Bonaparte”ı çağrıştırıyor. Riley’e kısmen katılsam da birkaç yıldır Trumpçılığa “Bonapartizm” etiketi yapıştırmanın, bu hareketin faşist ögelerini ıskaladığına dikkat çekiyorum. Ayrıca son on yılın Amerika’sı, Poulantzas’ın odaklandığı Batılı vakalarda aynı biçimde görülmeyen, Markos ve Duterte diktatörlükleri gibi (Birkaç güçlü aile ve mafyamsı “klan”a dayanan) oligarşik diktatörlüklere giderek daha da benziyor.
Tüm faşizan söylemlerine karşın, Trump’ın 2024 seçim kampanyası Markosvari eğilimlerin faşist eğilimlere baskın çıkacağı izlenimini veriyordu.
Ancak ICE, FBI, ve Ulusal Muhafız kullanımındaki bazı adımlar, tabloyu biraz daha karmaşıklaştırıyor. Askeri hiyerarşi ve profesyonelliği yıpratıyor bu uygulamalar. Yine de bu adımlar dahi, sağcı diktaya ne kadar ideolojik bir boyut katsa da diktanın kişiselleşmesine ve “klan”laşmasına daha çok hizmet ediyor. Yani örgütsel ve ideolojik açıdan güdük bir faşizm çeşidi bu.
ICE, bazı sosyalistler ve liberaller tarafından sık sık Nazilerin SS örgütüne benzetiliyor. Doğru… Şiddeti yüceltmesiyle, kanun dışı hareketleriyle, çakma führer Trump’ı kültleştirmesiyle SS’i andırıyor. Fakat ideolojik bir bütünlükten yoksun olmasıyla hem tarihi hem güncel (RSS, Likud, Ülkü Ocakları, vs.) faşist örneklerden ayrılıyor. Geçici olarak şu formülü önerebiliriz: Otantik faşist milislerin ve kitle örgütlerinin yokluğunda, devlet kendi kurumlarından birini (ICE) bunların yerine ikame ediyor. Bu kurumu melezleştirerek, yarı-paramiliter bir yapıya büründürüyor. Fakat bu yapıya “faşist” etiketi yapıştırmak için henüz erken.
Üstelik, faşizme doğru gidişi frenleyen ciddi etmenler var.
Yargının bazı kolları, Trump’ın birçok baskıcı uygulamasına karşı direniyor.
Daha da önemlisi, faşizmin kurumsal boyuttaki atılımlarının altını dolduracak sınıfsal bir rekompozisyon henüz yaşanmıyor.
Tarım emeğindeki arza vurulan darbe, kırsal burjuvaziyi ürkütüyor. Kentlerde ise Trumpçılığın en büyük ekonomik zaafı, kendine sadık bir işçi tabanı yaratamaması. Aynen ilk döneminde olduğu gibi ikinci döneminde de istihdamda sınıfta kalan Trump, işçilere ancak beyazlık üzerinden seslenebiliyor. Bu yönüyle de örneğin -daha kapsamlı bir endüstriyel politikası olan- Orbán diktatörlüğünden ayrılıyor.
Toplumsal muhalefet cephesindeyse, ICE ile mücadele sürüyor. Mesela, birkaç durumda protestocular göçmenlerin kaçırılmasını engelledi. Faşist bir diktatörlükte, protestoların böyle bir etkisi olamaz.
Tüm bu engellerden dolayı, rejimin faşist nitelikleri kuvveden fiile çıkamıyor bir türlü.
İçinde bulunduğumuz haftalar gibi kriz anlarında yaşanacak faşist mobilizasyon, bu karmaşık tabloyu, bu Gordion Düğümü’nü, aşırı sağ lehine çözebilir. Naçizane tahminim, Amerikan faşizminin bu fırsatı şimdilik kaçıracağı. Anahtar kelime “şimdilik.” Sol kendine çeki düzen vermezse, işin rengi değişebilir.
Yazarlar
-
İbrahim KahveciSiyasi riski düşürmek zorundayız 4.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİTrump’a kızıp acısını CHP’den çıkaranlara sözüm 4.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur Akgünİran Savaşı… 4.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUÜlkelere ‘kayyım’ atama dönemi mi başlayacak yoksa? 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZİran savaşı çözüm sürecinin yükünü ağırlaştırdı 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTahran’ı vuruyorum ama hedefim Çin! 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİran’ın gücü, rejimin zaafları 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezGSYH nasıl böyle yükseldi? 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyolİki haydut 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYADemokratik Toplum Paradigması ve Bölgesel Savaş Dinamikleri: ABD’nin İran’a Yönelik Saldırıları 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaABD ve İsrail'in hedefleri 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhan ÇETİNİran’daki Teokratik Rejimin Çöküşü ve Ortadoğu’da Muhtemel Domino Etkisi 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANTrump usulü savaş! 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya küresel ara buzul dönemde: Türkiye’nin geleceği nasıl belirlenecek? 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanModern eşkıyalar artık her ülkenin kapısını çalabilir 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞDİLE GETİRİLMEYENLER… 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞOkullarda laiklik tartışmaları ve nesil yetiştirme gayretleri 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANYeni dünya düzensizliği 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm sürecinin Öcalan kanadından son haberler 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜstü çizilmiş kadınlar 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİOrtadoğu Batının Eseri ama Batıyı da Ortadoğunun kaderi bekliyor 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUHatırlama: 28 Şubat dönemi… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERUmut hakkı muhalefeti böler mi? 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURTürkiye’nin en iyi giden işi 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçTanıl Bora ve 'Cereyanlar'… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALAB üyeliği hayalinden vize kuyruğunda bekleme gerçeğine… 1.03.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
5.01.2026
26.12.2025
9.12.2025
23.11.2025
11.11.2025
25.10.2025
12.10.2025
30.09.2025
14.09.2025