Cihan Tuğal

Amerika ve Bookchin
5.01.2026
84

Komünalist teori Amerika’da geliştirildi fakat burada etkisi çok sınırlı kaldı.

1999’daki Dünya Ticaret Örgütü protestolarından 2011-2012’deki Wall Street’i İşgal Et hareketine kadar kitle ayaklanmalarında belirleyici olan anarşist ve anarşizan eğilimlerin nasıl tıkandığını on yılı aşkın süredir anlatıyorum. Bu hareketlerin önderleri üzerinde belirli bir etkisi olmasına rağmen, hayatının takriben son on yılında var olan anarşizmi eleştirerek “komünalizm” dediği bir hat kurdu Bookchin.

Zaten 1980’lerden beri belediyeciliğe, örgütlenmeye yaptığı vurgusuyla anarşistlerin çoğundan ayrılıyordu. Komünalizm hakkında yazdıklarıyla yerel seçimlere, yerel kurumlara olumlu yaklaşımını anarşistlerin toptan reddiyeciliğinden daha keskin çizgilerle ayrıştırdı. Belediyelerin konfederatif şekilde birleşerek modern devletlere alternatif bir yapı kurmasını savunmaya başladı.

Anarşistler arasında hâlâ Bookchin’in son yıllarında davasından tamamen kopup kopmadığına dair bitmeyen bir tartışma var. Bir kısım anarşist Bookchin’i “hain” ilan ederken, diğerleri komünalizmin anarşizmin ileri bir hali olduğunu iddia ediyor ve Bookchin’e saldıranlara “ilkel anarşist” yaftasını yapıştırıyor.

Günümüz Amerika’sında komünalist pratik ve çabalar “radar altı” toplumsal muhalefetin bir parçası. Bunların bir kısmı doğrudan Bookchin’in etkisinde, diğerlerinin ise en azından ideolojik akrabalığı var Bookchin’le.

Örneğin bazı küçük yerellerde belediyecilik anlayışı daha yeşil ve özgürlükçü bir noktaya evrildi. Ancak bunlar ülke geneline yayılamadı. Bunu gerçekleştirecek bir strateji oluşturulmaya başlanamadı bile.

Sorun Amerika’yla sınırlı değil. Tüm dünyada böyle durum. Adını nasıl koyarsak koyalım, komünal pratikler var olmaya devam edecek ama kadrolar bunların yayılmasına ve koordine olmasına önderlik etmediği sürece hep toplumun çeperlerinde kalacak.

Hem Bookchin’in eserlerinde hem de genel olarak anarşist yazında 20. yüzyılda özgürlükçü deneyimlerin yenilmesinin faturası Marksistlere çıkarılmıştır. Fakat artık bunların ayakta tutulamamasından (1980’lerden sonra minimal gücü olan) Marksistleri sorumlu tutmak abes. Nesnel koşullar kadar merkez soldan aşırı sağa diğer birçok siyasi hat çok daha büyük engel anarşistler ve komünalistler için. Aslında bu sorunlar Paris Komünü’nden itibaren anarşistlerin ve özgürlükçü siyasetin yakasını bırakmadı. Ne 1871’de ne de geçtiğimiz kırk yıl içinde komünal deneyimleri ezen ya da marjinalleştiren Marksistler değildi.

Bookchin’e katıldığım nokta komünal pratiklerin sosyalist tahayyülün ve stratejinin en merkezinde olması gerektiği. Ancak bunun yolu kendini Bolşevizme karşı tanımlayan bir komünalizmden geçmiyor. Bir dünya sistemi olan kapitalizmi ancak dünya çapında örgütlenerek yenebiliriz. Bolşevizm 21. yüzyılın koşulları ışığında tekrar inşa edilmeden böyle bir örgütlenme kurmak mümkün değil.

Anarşizmin müzmin sınırlarından bazılarını fark eden Bookchin, son on yılında Marksizme daha sıcak yaklaşmaya başlamıştı. Ancak 1960’lardan beri biriktirdiği Antimarksist cephaneliği dengeleyecek güçte bir sentezle sonuçlanmadı yazıları.

İşte tüm bu sebeplerden dolayı Bookchin’in etkisi Amerika’da hep sınırlı kaldı.

Kürt hareketi açısından durum farklı.

Katkısıyla, zararıyla Marksizm-Leninizmin damgasını vurduğu Kürdistan’da, Bookchin’in fikirleri geçmişle hesaplaşma açısından bir başlangıç noktası olabilir.

Bu noktada aslında Bookchin tartışmasının Amerika’da değil Türkiye ve Kürdistan’da yaşanmasının ironisine geliyoruz. Bookchin’in kendi fikirlerini dinletebileceği bir kitle örgütü olmadı hiçbir zaman. O fikirlerle kitle örgütü kurmak zor. Kürt hareketi ise Marx ve Lenin’in fikir ve pratiklerinin Türkiyelileştirilmesi ve Kürdistanlaştırılması sonucu dünyanın en etkin kitle örgütlerinden bazılarını kurdu. Bookchin düşüncesi, söz konusu örgütlerin büyük bir kısmının ortak önderi olarak görülen kişinin bu fikirleri ısrarla savunması sonucu saygınlık kazandı. Yoksa kazanamazdı.

Dünyanın -özellikle de Kürt hareketininki kadar sağlam kitle örgütleri olmayan- geri kalan coğrafyaları içinse Marksizme Bookchinvari saldırılar belki bir yere kadar ufuk açıcıydı ama artık değil. Leninist anlamdaki kadroların komünal pratiklere sık sık tehdit oluşturduğu doğru. Ama Antileninistlerin görmek istemediği, bu tarz kadroların yokluğunda toplumsal koşulların ve egemenlerin komünal pratikleri yok edeceğidir. Başka bir deyişle, sürdürülebilir bir sosyalizm için kadrolar ve komünal pratiklerin “çelişkili birlikteliği”ni sahiplenmeliyiz.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar