Demiray ORAL
Can sıkıcı, ne can sıkıcısı berbat şeyler yazacağım.
Çünkü hepsi gerçek, hatta gerçeğin sadece küçük bir kısmı.
Ve gerçek olduğunu bildiğim için de öğrendikten sonra, bu, hayatıma hiçbir şey yokmuş gibi devam etmemi imkânsız kılıyor.
Eğer okuduktan beş dakika sonra bunları unutacaksanız, sizde bir problem var demektir.
Bu durumda bu satırların devamını hiç okumayıp, müsait bir yerde inmeniz şahsiyetsizlik adına çok daha şahsiyetli bir hareket olur.
Başlıyoruz...
Bir müddettir memleketin cezaevlerindeki hasta tutuklu ve hükümlülerin yaşadıklarını takip etmeye çalışıyorum.
Önce kendi adıma vardığım kanaati yazayım: Eğer bugünkü koşullarda cezaevine düşsem ve ağır bir hastalığım da varsa büyük ihtimalle intihar ederdim.
Başta cezaevinde çocuğu olan aileler olmak üzere konuyla ilgili herkesten özür dilerim böyle dediğim için, ne kimsenin moralini bozmak gibi bir niyetim var ne de durumu abartıyorum.
Bu sadece, “Cezaevlerindeki ağır hasta tutuklu- hükümlülerin yaşadıklarını yaşasaydım ne yapardım”sorusuna verdiğim sansürsüz bir cevap.
Bakın, memleketin cezaevlerinde 266 “ağır hasta” insan var (İHD’nin 2011 verilerine göre).
Kanserin her türlüsü var, böbrek yetmezliği yaşayanlar var, ciğerleri iflas edenler var, felçli olanlar var, defalarca gündeme gelen ama “devlet büyüklerimizin” umursamadığı Hediye Aksoy gibi hem görmeyen hem böbrek sorunu yaşayan ve arkadaşlarının ifadesiyle koğuşlarda “Ranzalara kafasını çarpa çarpa dolaşan”lar var.
Ve bu insanlar gözaltına alındıklarında işkenceyle başlayan, daha sonra cezaevi- revir- mahkeme- hastane- Adli Tıp sarmalında devam eden korkunç bir yok ediliş süreci yaşıyorlar.
Çoğu siyasi tutuklu- hükümlü oldukları için önce ağır işkence görüyorlar, sonra bu işkencenin vücutlarında bıraktığı hasar cezaevi koşullarıyla birleşiyor ve ölümcül hastalıklar başlıyor, sonra cezaevi doktorunun aspirin misali yazdığı ilaçlarla aylarca oyalanıyorlar, sonra lütfen hastaneye sevk ediliyorlar (kelepçeli halde, tabut gibi ring araçlarında nakledilmeyi protesto ettikleri için jandarmadan dayak yiyerek), sonra hastanede kelepçeli ve jandarma eşliğinde bir doktora muayene oluyorlar, bu arada senede iki veya en iyi ihtimalle üç kere mahkemeye çıkıp “ağır hastalık”gerekçesiyle tahliyelerini istiyorlar, mahkeme “Adli Tıp’tan rapor istenmesine...” diyor ve tahliyeyi reddediyor, dört ay sonra yeni duruşma vakti geliyor hastalık vücutlarını biraz daha yemiş oluyor, yine nakil işkencesi yine şiddet derken nihayet hâkim önüne çıkıyorlar ve sürpriiiz!
Bildiniz, Adli Tıp raporu yine gelmemiş oluyor, mahkeme tahliye talebini yine reddedip “Adli Tıp’tan raporun sorulmasına” diyor, sonra...
İşte böyle sürüp gidiyor insanların yok ediliş süreci.
Bu esnada olur da aralarından biri “büyük medya”da uzun müddet birinci sayfa haberi olmayı başarır, yüce köşe yazarları “Sayın Cumhurbaşkanım lütfen...” minvalinde yazılar attırırsa Cumhurbaşkanı’nın affına mazhar olup serbest kalıyor. Tüm bunlar olup bitene kadar zaten hastalıktan kurtulma şansı kalmıyor ama hiç olmazsa son günlerini ailesinin yanında geçiriyor.
Ağır hasta tutuklu- hükümlülerin tahliye olmalarında adeta “el freni” rolü oynayan Adli Tıp gerçeği ise başlı başına bir mevzu.
Anlattığım yok ediliş sürecinin son misali 42 yaşındaki Yasemin Karadağ.
O bir tutuklu... Hani mahalle bakkallarının bile artık dükkânını açarken besmele çektikten sonra söylediği “Herkes, hakkında kesinleşmiş hüküm verilene kadar masumdur” lafındaki “herkes”ten biri...
Durumunu yazmak bile insanı yaşlandırıyor: Bir böbreği yok, diğeri yüzde 18’den az çalışıyor, kemik erimesi, yüksek tansiyon ve kansızlığı var, tansiyona bağlı beyin kanaması geçirdi, yemek yiyemiyor bu nedenle kilosu hızla düşüyor.
Ve elbette acilen tahliyesi gerekiyor(du).
Birkaç gün önce duruşması vardı. Başta annesi tüm yakınları bu kez rapor gelecek ve Yasemin cezaevinden çıkacak diye bekledi duruşmayı.
Peki, ne oldu?
Yine bildiniz: Adli Tıp’tan rapor yine gelmedi ve mahkeme haziranın bilmem kaçına ertelendi.
Hakkını yemeyelim ama Adli Tıp’a çok kızdı mahkeme ve “Aylardır gelmeyen raporların gönderilmesine” diye kulağını çekti (bu arada “aylardır” derken? Üç mü, beş mi, on beş ay mı? Mevzumuz haciz işlemi değil insan hayatı, hatırlatırım).
Böylece genç kadın yok ediliş cezasını çekmeye devam etmek üzere cezaevinin yolunu tuttu bir kez daha...
Şimdi bilmem hak verdiniz mi, “Bugünkü koşullarda cezaevine girsem ve ağır hasta olsam ne yapardım” sorusuna verdiğim cevaba.
Yazarlar
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYaşanacaklara dair olası senaryolar 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBabamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü günler geliyor kendini koru 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.05.2015
23.09.2014
13.06.2014
2.04.2014
16.02.2014
13.01.2014
6.01.2014
29.12.2013
19.12.2013
11.11.2013