Eser KARAKAŞ
Geçen gün, durup dururken, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ortaya bu yardımcı doçentlik meselesini attı.
Aslında, “durup dururken” ifadesi sadece bizim için geçerli muhtemelen çünkü bu mesele ortaya atılırken, yine muhtemelen, bu tartışmayı açanların kafalarında bazı hedefler, projeler var.
Önce Yükseköğretim Kanunu (2547) yardımcı doçentliği nasıl tanımlıyor, ona bakalım:
“Madde 3:Yardımcı Doçent: Doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta uzmanlık veya belli sanat dallarında yeterlik belge ve yetkisini kazanmış, ilk kademedeki akademik unvana sahip kişidir.”
Şimdi de, yine aynı kanundan (2547) bir yardımcı doçentin, doktoralı bir öğretim elemanının ya da dışarıdan bir doktoralı kişinin nasıl doçent olabildiğine ilişkin bazı şartları görelim:
“Madde 24:Yükseköğretim Kurulunun belirlediği kıstaslar çerçevesinde yapılan merkezi yabancı dil sınavında başarılı olmak. Bu sınavın, adayın bilim dalı ile ilgili olması şartı aranmaz. Bilim alanı bir yabancı dille ilgili olanlar bu sınavı başka bir yabancı dilde vermek zorundadırlar. c) Üniversitelerarası Kurul, adayın başvurduğu bilim veya sanat dalından beş kişilik bir jüri ve bu jüri için iki yedek üye tespit eder. İlgili bilim veya sanat dalında yeterli öğretim üyesinin bulunmaması halinde, jüri üç üye ile teşkil edilebilir. Doçentlik sınav jürisinde yer alan asıl ve yedek üyeler, adayın akademik çalışmalarının her birini değerlendirerek hazırladıkları ayrıntılı ve gerekçeli kişisel raporlarını Üniversitelerarası Kurula gönderirler. Asıl üyelerin hukuken geçerli bir mazerete dayalı olarak raporunu verememesi halinde, yedek üyelerin raporları, sırasına göre değerlendirmeye esas alınır. Değerlendirmeye esas alınan bu raporların birer örneği, eser incelemesi sonucuna ilişkin bildirim yazısı ile birlikte adaya gönderilir. Eser incelemesinde başarılı bulunan aday, doçentlik sınav jürisi tarafından, sözlü sınava tabi tutulur. Jüriüyeleri, yapılan sözlü sınavın denetlenebilirliğini sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Sözlü sınavda başarılı olması halinde, adaya ilgili bilim dalında doçentlik unvanı verilir. Doçentlik sınavına ilişkin esas ve usuller, Üniversitelerarası Kurulun görüşü alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. “
Perşembe günü basına yansıyan haber ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nedenini tam açıklayamadığım, anlayamadığım talebi ya da direktifi üzerine Yükseköğretim Genel Kurulu’nun yardımcı doçentlik kurumunun gözden geçirilmesi için çalışmalara başlamış olduğu.
Özerk, bağımsız olması gereken yükseköğretimin en üst kurumunun (!) Cumhurbaşkanının bir direktifini ya da talebini bu kadar hızlı bir biçimde işleme koyması, çalışmalara başlaması da muhtemelen yükseköğretim tarihimizin altın sahifelerine geçecek; bu kurulun üyeleri de.
Kurul üyeleri arasında acaba, işleri bu, yardımcı doçentlik kurumunun aksadığına, değiştirilmesi hatta kaldırılması gerektiğine ilişkin daha önce bir açıklama yapmış olan var mı?
Direktifi alan, konuya ilişkin bir fikri de olmasa, hemen harekete geçiyor; yeni Türkiye böyle bir şey oldu galiba maalesef.
Yukarıda satır aralarında belirtmiş idim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yardımcı doçentlik kurumunun kaldırılması için neden direktif verdiğini çok net anlamış değilim, sadece sübjektif görüşlerimi aktaracağım.
1981 tarihli Yükseköğretim Kanunu çok sıkıntılı bir kanun ama her sıkıntılı konuda olabileceği gibi, bu kanunun da tek tük olumlu yanları vardır ve bu tek tük olumlu yanların başında yardımcı doçentlik kurumunun ihdas edilmiş olması gelir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın itirazı da belki bu nedendendir.
Doktoralarını Türkiye’de de, yurtdışında da yapsalar, genç akademisyenlerin doçent unvanı alabilmeleri için en yoğun araştırma ve yayın yaptıkları ve ders vermeye hevesli oldukları, kürsü hakimiyeti kazandıkları dönemdir yardımcı doçentlik dönemi.
Doçentlik sonrası profesörlük meselesi zaten beş senelik bir çalışmaya ve kadroya endekslenmiş bir meseledir, doçentlik kadrosu hatalı bir mantıkla kadro güvencesi de içermektedir, bu dönemde yayın ve araştırma çalışmaları maalesef bir ölçüde yavaşlamaktadır.
Gelelim tekrar temel meselemize, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuyu hangi düşünceyle ortaya attığına.
Aklıma gelen muhtemel alternatifleri sunmaya çalışacağım.
1-Yaklaşık otuz bin yardımcı doçent var Türkiye’de. Bu yoğunluğu öne çıkararak tüm bu yardımcı doçentlere bir kereye mahsus olmak üzere doçent unvanı vererek, üniversitelerdeki kadrolaşmaya bir ölçüde kolaylık getirmek; ancak, yeni doktorasını bitiren ya da bitirecek gençlerin kadro meselesi ne olacak, bu sorunun da kafamda bir yanıtı, aşağıda sunacağım dördüncü alternatif dışında, yok.
2-Özellikle imam hatip liseleri kökenli yardımcı doçentlerin önemli bir bölümünün doçentlik yabancı dil sınavını aşmada sıkıntıları olduğu, senelerdir yardımcı doçent kadrosunda görev yaptıkları malum. “Bir kereye mahsus” denen bir “doçentleştirme” uygulaması ile bu konuya geçici bir çözüm getirmek istemiş olabilir birileri. Ancak, bu ihtimalin sakıncaları saymakla bitmez. Çok da zor olmayan bu doçentlik yabancı dil sınavını veremeyen yardımcı doçentlerin kariyerlerinin devamında ne yapacakları temel sorudur.
İmam-hatip liseli yeni akademisyen adayları için ileride ne tür çözümler üretileceği de açıklanmaya muhtaç bir konudur.
Tüm açıklığımla ifade edeyim, benim aklıma gelen en güçlü ihtimal de budur.
3-Benzer bir ihtimal de, yabancı dil sınavına paralel olarak, doçentlik bilim sınavının getirdiği kısmi sakıncaları, engelleri bu sınavı aşmakta zorlananlar için kaldırmaktır. Bu ihtimal düşük bir ihtimaldir zira yabancı dil sınavı merkezi bir biçimde yapılırken, bilim sınavı jürileri şimdilerde kontrollü hale gelen Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenmekte, böylece daha seçici sınavların birilerine getirebileceği engelleri izale etmek kolaylaşmaktadır.
4-Bir ihtimal de, doktoralı asistanlara eski statülerini vermek yani doçent olana dek, ders vermelerine de izin vermeyerek, “doktor asistan” olarak istihdam etmektir.
Bu ihtimal en zayıf ihtimaldir zira hem mesleğe yurtdışından katılımı bir ölçüde engeller hem de ders verme konusunda beşeri sermaye eksikliği ortaya çıkarır.
Yurtdışında iyi üniversitelerde doktora yapmış olanların belirsiz bir süre “asistan doktor” olarak istihdam edilecekleri bir ortama gelmek isteyecekleri de çok şüphelidir, bu ihtimalin kaçınılmaz sonuçları da çok kötüdür.
Aklınıza beşinci bir ihtimal geliyor ise lütfen bu ihtimali kamusal olarak paylaşın da bizim de tereddütlerimiz giderilsin.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları



































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.01.2026
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
18.12.2025
8.12.2025
1.12.2025
26.11.2025