Fehim TAŞTEKİN
Hükümet uygulamalı atasözleri dersi veriyor. Birtakım siyasi mülahazalarla Musul’a yapılan askeri sevkiyat nedeniyle Ankara, Bağdat’ın sert tepkisi karşısında geri adım attı. Başika kampına gönderilen askeri konvoyun yaklaşık yarısı geri çekildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Çekilme söz konusu değil” demesine rağmen! Yeni nesiller, “Yanlış hesap Bağdat’tan döner” sözünün anlamını idrak ettiren iktidara minnettar olsun!
Çark görüntüsünden kaçınmak için geri adımın adını ‘çekilme’ değil ‘tanzim’ koydular. Türkiye’yi komşularıyla teker teker düşman haline getiren hatalardan dönüşü kolaylaştıracaksa varsın adı ‘tanzim’ olsun.
Irak’ta hata neydi?
Hata, IŞİD’e karşı oluşturulan uluslararası koalisyondan bağımsız olarak tek taraflı adımlar atılmasıydı. Ki ABD de bundan rahatsız.
Hata, Bağdat’tan habersiz tanklar eşliğinde askeri sevkiyat yapılmasıydı. Normalde Irak ordusu ve Peşmerge’nin eğitilmesi dahil her türlü askeri destek hükümetin koyduğu şart gereği Bağdat’la koordinasyon içinde yapılıyor. Mesela Batılı güçlerin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne gönderdiği silahlar önce Bağdat’a iniyor, gerekli kontrollerin ardından Erbil’e yönlendiriliyor. Kimse bazı yerlerde kontrolü kaybetmiş olmasına rağmen Irak hükümetine parya muamelesi yapmıyor.
Ama Türkiye yaptı: Bağdat eğitim desteği istedi diye Irak’ın meşru makamlarının onayı dışında kampı koruma bahanesiyle Musul’a tanklar yürüttü.
Ortada kampa yönelik nasıl bir tehdit olduğu da muamma. IŞİD, Musul’u alırken ‘Bunlar bize dokunmaz’ mantığıyla diplomatik misyonun rehine alınmasına neden olan iktidarın kampı tehditlerden koruma gerekçesine oralarda “Sağol, ben almayayım” demeyen çıkmaz.
Musul krizini aşmak için Bağdat’a gönderilen Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’na MİT Müsteşarı Hakan Fidan eşlik etti; işin içinde bir güvenlik sorunu olduğu izlenimi verildi. Ne var ki artık önemli dış temaslar Fidan’sız yapılmıyor. Son dönemlerde hükümetin Washington ve New York temaslarında da Fidan arz-ı endam etti. Kanımca Fidan’ın Bağdat’a gönderilmesi dış politika dosyasına MİT’in de ortak edildiğinin bir diğer karinesi.
Suriye’ye atfen ‘Muhaberat rejimi’ diye diye Türkiye’nin kendisi adım adım o noktaya doğru kayıyor. Biraz Hüsnü Mübarek döneminin Mısır’ını andırıyor. Orada da kritik dış politika dosyalarını Ömer Süleyman yürütürdü.
Başbakan Davutoğlu dün çekilmeyi tanzim diye izah ederken dinamik koşullara göre hareket edildiğinden bahsetti. Müsaadenizle ben bu dinamik koşullardan biraz dem vurayım.
* Hükümetin Suriye’de üstlendiği ‘yıkıcı rol’, Irak başta olmak üzere birçok ülkenin Türkiye’ye bakışını değiştirdi. Türkiye’nin hesapsız bölgesel heveslerinin yol açtığı rahatsızlıklar tarihten tevarüs eden eski korkuları da diriltti.
* Hükümetin IŞİD’e geçit veren laçka sınır politikası; Suriye’de özerk Rojava ve Esad yönetimine, Irak’ta ise Şii ağırlıklı hükümete karşı IŞİD’e kullanışlı örgüt muamelesi yapması; IŞİD’le mücadelede uluslararası koalisyona epey zorluk çıkarması geniş bir yelpazede Türkiye’nin niyetleriyle ilgili sorgulamalara yol açtı. Özellikle Irak’taki siyasi aktörler Musul’un düşmesi dahil IŞİD’in palazlanmasından dolayı en başta Türkiye’yi suçluyor.
* Türkiye ile ilgili bu algının yanı sıra IŞİD tehdidi, Irak’ın henüz oturmamış siyasi düzenine şekil veren yeni parametreleri öne çıkarttı.
* Birçok kişi Türkiye karşıtlığını İran etkisine ve Şii dayanışmasına bağlıyor. Bu, sorumluluk savmaya yarayan kolaycı bir yaklaşım. Bağdat üzerinde siyaset dışı yönlendirici bir etki aranacaksa Kum ya da Tahran’dan önce bakılması gereken yer Necef havzasıdır. Ancak Necef’in etkisi 2003’ten bu yana yaşanan türbülanslarda sanıldığı gibi sekteryen karakterde değil Irak’ın toprak ve siyasal bütünlüğünden yana tecelli etti. Bu tespit her şeye mezhep gözlüğü ile bakanlar için sinir bozucu olabilir.
Türkiye’deki hakim siyasi anlayışın Irak’ı neden kaybettiğini anlamak istiyorsak Necef havzasının taklit mercii Büyük Ayetullah Ali Sistani’nin açıklamalarına bakmakta fayda var.
Birçok aktör “Sistani’nin vatanı savunma seferberliği için verdiği emir olmasaydı IŞİD, Bağdat’a girmiş olurdu” diyor. Haziran 2014’te Sistani’nin fetvası üzerine oluşturulan milis gücü Haşd el Şabi, Dicle hattında Musul’un ardından kısa sürede Beyci ve Tikrit’i alan IŞİD’i Samarra’da durdurmuştu. Oradaki tetikleyici etken de Samarra’daki İmam Hasan el Askeri’nin türbesinin tehlike altına girmesiydi. Kaide bu türbeyi 2006’da roketle vurarak mezhepçi bir savaşı kışkırtmıştı.
Türkiye’nin Musul’a asker sevkinin ardından Sistani’nin yaptığı açıklama çok önemliydi. Sistani, sözcüsü Şeyh Abdülmehdi Kerbalayi aracılığıyla, "Hükümet, hiçbir yabancı gücün Irak'ın egemenliğini ihlâl etmesine izin vermemeli" dedi.
Üzerinde fazla durulmayan ama siyasi irade üzerinde mutlak bir etkiyi sahip olan bu açıklamadan sonra Başbakan Haydar el İbadi’nin “Türkiye askerlerini çekmeli” açıklamasından geri dönmesi de zor. Nitekim Türk heyetinin temaslarına rağmen meseleyi BM Güvenlik Konseyi’ne götürme kararı aldı.
Sistani, Bağdat’ta siyaset kördüğüm olduğunda etkisini gösteriyor. En son 2014’te Nuri el Maliki’nin hükümete kurma görevinden İbadi lehine feragat etmesinde de Sistani’nin rolü vardı.
Sistani’nin etkisini görmek için bırakın kendisini sözcüsü Kerbalayi’nin önüne Cuma hutbelerinde konulan mikrofonları saymak yeterli. Ben geçenlerde Necef’teyken saydım, 32 kanal vardı. Şiiler Cuma namazında iki hutbe veriyor; biri dini diğeri siyasi. Haliyle bütün gözler siyasi hutbede verilecek mesaja çevriliyor.
Burada Necef havzası, özelde Sistani açısından da yeni bir durum var: Sistani’nin siyaset üstü duruşunu sürdürmesine rağmen siyasete doğrudan etki eden bir dini lider haline gelmesi Şiilerin iç dünyasını bilenler açısından biraz şaşırtıcı. Şöyle ki Sistani, İran’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin sistemleştirdiği Velayet-i Fakih anlayışını kabul etmiyor. Bunun anlamı ‘mollalar siyasetin dışında kalsın’. Hatta bunu “Necef havzası laik bir düzen istiyor” diye yorumlayanlar var.
Ancak Bağdat’ta işlerin sarpa sarması, ülkenin bölünmenin eşiğine gelmesi Sistani’yi uzak durduğu bir şeyi yapmaya zorluyor. Sözleri taklit mercii olması nedeniyle bağlayıcı. Etkisini sadece kitleler değil çoğu dini hareketlerden gelen yeni siyasi elit üzerinde de gösteriyor. Yeni düzende Sistani’nin sözünü yerde bırakacak siyasi bir liderin işi asla kolay olmayacaktır.
Ayrıca Necef, Şiiliğin ortak havzası olmasına rağmen siyasi konularda ‘İrani’ ve ‘Farsi’ değil ‘İraki’ ve ‘Arabi’ karakter arz ediyor. İran doğumlu olmasına rağmen Sistani’nin kişisel tutumu Irak’ta İran etkisini kesen bir duruştur.
Yeni dinamikler derken iki husus için de parantez açayım:
* Iraklı Türkmenler de Türkiye’ye olan inançlarını kaybetmiş durumda. Türkmenlerin hamiliği ve Kerkük’ün statüsünün Türkmenler aleyhine değiştirilmemesine endeksli klasik politika son yıllarda rafa kaldırıldı. Şimdi Ankara bölgede tutunmak için bir tarafta Sünni Araplara diğer tarafta Kürtlere yaslanıyor. Erdoğan’ın şu sözü Irak siyasetinin rengine dair epey fikir veriyor:
“Buradaki Sünnilerin durumu ne olacak? Burada Sünni Araplar var, Sünni Türkmenler var, Sünni Kürtler var. Bunların güvenliği ne olacak?”
Bu politika yüzünden Şii Türkmenlerin yüzü kuzeyden güneye döndü. Şii Türkmenler IŞİD ile savaşmak için Sistani’nin çağrısına uyup Haşd el Şabi’ye katıldı.
* Bir diğer yeni parametre Rusya. ABD’nin IŞİD ile mücadeledeki samimiyetsizliğinden dolayı Irak giderek Rusya’ya alan açıyor. ABD’nin İbadi üzerindeki muazzam baskısı olmasa Irak’ın makas değiştirmesi elde değil. İbadi’ye alttan ciddi bir baskı var; “IŞİD’e karşı Rusya’yı davet et” diye… Zaten hali hazırda İran, Rusya ve Irak arasında askeri istihbarat paylaşımı için Bağdat’ta bir koordinasyon ofisi var. Irak artan oranda Rusya’dan askeri donanım da alıyor. Bu kayış makas açarak devam ediyor. Suriye’deki restleşmeler yüzünden Türkiye ile Rusya arasındaki artan gerilim, Irak’taki kamplaşmayı da besliyor.
Özetle Ortadoğu’daki yeni değişkenler Türkiye’nin mevcut politikalarla yol almasını imkânsızlaştırıyor. Türkiye’yi nüfuz alanlarından çekilmeye mecbur eden politikalara öyle kıyısından kenarından değil kitabın tam ortasından bir ‘reset’ gerekiyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025