Hasan CEMAL
Futbolda 6 gollü bir mağlubiyet ya da sonu hüsran olan felaket maçlar elbette her takımın başına gelir. Ama felaketin adı konur, tarif edilir ve nedenleri neyse ciddiyetle araştırılır. Daha sezonun başındayız. Ciddi bir özeleştiri ve yeniden değerlendirme Galatasaray’ın gündeminde kesin olarak yer almalıdır.
Başkan’la Teknik Direktör, yani Aysal’la Terim arasındaki doku farklılığı, kulüp-içi iklimi zehirlemeye başladı. Bu uyuşmazlık şu ya da bu şekilde çözülmezse veya bu doku uyuşmazlığıyla birlikte yaşamanın medeni usulleri eğer bir an önce bulunmazsa, Cimbom’un önünde daha da güç bir dönem açılabilir.

Oysa yeni sezona ne güzel hayallerle başlamıştık.
Önce Londra’daArsenal’ı kendi sahasında yenip bir kupa kaldırmıştık. Arkasından Kayseri’deFenerbahçe’yi 1-0’la geçip Süper Kupa’nın sahibi olmuştuk.
Ama sonra hayal kırıklıkları başladı.
Üst üste gelen puan kayıpları. Ve önceki gece Arena’da, Real Madrid karşısında yaşadığımız büyük bozgun ya da hüsran...
Evet, aynen öyle.
Kendi sahanda tam altı golle yaşanan bir mağlubiyet ancak bozgunla, hüsranla tarif edilir.
Kabus gibi bir geceydi.
Maça iyi de başlamıştık. Gayet kontrollü, baskılı oynuyorduk. Savunma, özellikle stoperlerimiz maçın başlarında iyi bir oyun tutturmuşlardı. Real Madrid pozisyon bulamıyordu. Cristiano Ronaldo sahada yok gibiydi.
Ama gol atamıyorduk.
Bizimkiler yine aynı illete yakalanmışlardı. Al da beni içeri at dercesine ayaklarına gelen topları ağlarla buluşturamıyorlardı.
Korkunçtu beceriksizlikleri.
Cimbom’un büyük isimleri, büyük ayakları, kafaları yüzde yüzlük gol fırsatlarını mirasyedi zihniyetiyle üst üste harcarken, bizim gibi ‘futbol kaçıkları’na da tribünlerde saç baş yolmak kalıyordu.
Atamayana atarlar!
Klasik deyiştir futbolda:
Atamayana atarlar!
O kabus gibi gecede de böyle oldu. Biz atamadık, Real Madrid atmaya başladı. Savunmamız perişanlaştı. Hata üstüne hata yaptı. Verdiğimiz gediklerden vızır vızır geçen Ronaldo,Benzema birbirinden güzel goller attılar.
1, 2, 3 derken, 4, 5, 6...
Evet, tam 6 tane gol.
İçime en çok dokunan...
Uzun yıllardır içim ilk kez bu kadar acıdı. Damardan bir Galatasaray’lı olarak tribünlerde kendimi gerçekten çaresiz hissettim.
Böylesine yenilgiye hazır değildim, hem de hiç değildim. Beklemiyordum bu kadar farklı bir mağlubiyeti.
Real Madrid karşısında daha geçen sezon, yine Arena’daki Devler Ligimaçını 3-2 biz almıştık. Yarı finali kıl payı kaçırmıştık. Ayrıca, Real Madrid’i, 2000 yılındakiAvrupa Süper Kupasıdahil, iki üç maçta daha yenmişliğimiz vardı.
Elbette Real Madrid yine Real Madrid’di ama Cimbom için de yenilmez bir takım değildi. Salı gecesi böylesine duygularla gittim Arena’ya...
Ama sonuç tam bir hüsran oldu.
Bu gibi mağlubiyetler, damardan ya da fanatik taraftarda kısa süreli felç durumları yaratır. İçin çekilir gibi olur. Bunun süresini de fanatikliğinin ölçüsü belirler.
Ben ertesi sabah da kendime tam gelememiştim. Fenerli dostların mesajları da karın ağrılarının tuzu biberi oluyordu.
İçime en çok ne dokundu, biliyor musunuz? Kısaca anlatayım.
Real Madrid, bizim kalemize birbiri arkasından golleri sıraladıkça, Arena’nın tribünleri boşalmaya başladı.
Daha maçın bitmesine 20-25 dakika vardı ama beklemediler. Arkalarına bile bakmadan hüzünlü yüz ifadeleriyle çekip gittiler. Uzun yıllardır buna ilk kez tanık oluyordum.
Salı gecesi bana en çok bu koydu.
Bir Galatasaray’lı olarak belki de içim hiç bu kadar acımamıştı.
Futbol böyle bir oyun.
Acımasızdır.
Pek öyle adaleti de yoktur.
Kim bilir belki her türlü sonuca açık olduğu için de kitlelerin nezdinde cazip bir oyun...
Ciddi bir özeleştiri GS'nin gündemine gelmeli
Futbolda 6 gollü böyle bir mağlubiyet ya da sonu hüsran olan felaket maçlar elbette her takımın başına gelir.
Ama başına gelir diye kaderci bir bakış açısıyla da sineye çekilmez. Felaketin adı konur, tarif edilir ve nedenleri neyse ciddiyetle masaya yatırılır, araştırılır.
Daha sezonun başındayız.
Ama ciddi bir özeleştiri ve yeniden değerlendirme Galatasaray’ın gündeminde kesin olarak yer almalıdır diye düşünüyorum.
Bu yazıyı, kendimi biraz zorlayarak, biraz istemeden yazıyorum. Çünkü benim genel eğilimim şudur:
Daha çok takımını seven bir taraftar olarak kalmak ve bir Divan Heyeti üyesi olmama rağmen iç meselelere mesafeli durmak...
Cimbom’lu olarak kulüp konusunda böyle çizgiyi izlemeye çalıştım.
Ama her zaman olmuyor.
İki yıldır lig şampiyonluğu kupası da, Süper Kupa da bizim. Geçen yıl Avrupa’da, Devler Ligi’nde çeyrek final oynadık.
Elbette başarıdır bu sonuçlar.
Ve bu başarılar, Ünal Aysal’ın Galatasaray’a Başkan, Fatih Terim’in futbol takımına Hoca olmalarıyla geldi.
Ama perde arkasında, başarının sistemleşmesine ya da başarının sağlam bir altyapıya kavuşmasına engel olabilecek bir uyumsuzluk dikkati çekiyordu.
Bugün de çekmeye devam ediyor.
Doku uyuşmazlığı zehirlemeye başladı
Bu bir doku uyuşmazlığı diye tarif edilebilir. Başkan’laTeknik Direktör, yani Aysal’la Terim arasındaki doku farklılığı, sakin olması gereken kafaları baştan itibaren karıştırmaya, başarı için huzurlu olması gerekenkulüp-içi iklimi gitgide zehirlemeye başladı.
Bu açıdan en son olumsuz gelişme, dört maçlık milli takım kararı oldu.
Yanlış bir karardı bu.
Kararı öğrendiğimde bir tweet atmakla yetinmiştim, “Bu kararın Cimbom’u olumsuz etkilemesinden korkarım” diye...
Milli takım kararının ne gibi sonuçlara yol açabileceğini kestirmek güç değildi. Nitekim,Galatasaray ve Fatih Hoca açısından ne öngörüldüyse, hepsi teker teker yaşanmaya, medyada tartışılmaya ve özellikle Hoca’yı fena halde germeye başladı.
Birlikte yaşamanın medeni usulleri bulumazsa…
Mısır’daki sağır sultan bile duydu. Milli takım kararı konusunda Başbakan Erdoğan’ın belirleyici olduğunu artık bilmeyen yok.
Kabul etmenin vatani görev, etmemenin vatan hainliği olduğuna kadar varan bir hamasetle, vatan-millet edebiyatıyla sarıp sarmalanan bu kararla, Galatasaray’da kafalar biraz daha karıştı, başarıların devamı ve sistemleştirilmesi için gerekli atmosfer biraz daha zehirlendi.
Ayrıntıya girmek istemiyorum.
Kim ne kadar kabahatli, ne kadar suçlu, kim haklı, kim haksız tartışmalarını geçiyorum.
Kapalı kapılar arkasında yapılabilir.
Benim yapmaya çalıştığım, objektif bir durum tespitidir. Bu durum tespitinin özünde de,Başkan’la Hoca arasındaki doku uyuşmazlığı yatıyor.
Bu doku uyuşmazlığı şu ya da bu şekilde çözülmezse veya bu doku uyuşmazlığıyla birlikte yaşamanın medeni usulleri eğer bir an önce bulunmazsa, Cimbom’un önünde daha da güç bir dönem açılabilir.
Dileğim, sarı-kırmızı renklere gönül vermiş her gerçek taraftar gibi, bu hafta sonu Beşiktaşderbisini iyi bir sonuçla geçip Real Madrid şokunu bir an önce atlatmasıdır Cim Bom’un...
Twitter: @HSNCML
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024