Hasan CEMAL
Daha önce “Anayasayı bekleme odasına aldık” demişti.
“Rejim fiilen değişti” demişti.
Anayasanın askıya alındığını, rejimin değiştiğini daha geçen yıl söyleyen bir cumhurbaşkanının, “Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymuyorum” demesi elbette şaşırtıcı değil.
Şaşırtıcı değil, ama vahim.
Hem de çok vahim.
Anayasayı çatır çatır çiğneyen bir cumhurbaşkanıyla karşı karşıyayız.
Anayasada yazılı yemini çatır çatır çiğneyen biri oturuyor Cumhurbaşkanlığı koltuğunda.
Bu kadarını Türkiye’de ilk kez yaşıyoruz.
Bu bir ilk siyasal tarihimizde.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı Rıza Türmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumunu üç noktada eleştiriyor:
1. Son derece kaygı verici.
2. Bu, hukuk devletini ortadan kaldırmak demek.
3. Hukuk devletinin kararlarını tanımıyorum demek.
Galatasaray Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu’nun tepkisi:
1. Anayasa Mahkemesi’nin kararı Cumhurbaşkanı’nı da bağlar.
2. Böyle bir ifade, her şeyin meşruiyetini tartışılır hale getirir.
3. Anayasa, herkesin bütün yetkilerinin kaynağıdır.
4.“Saygı duymuyorum” dediğiniz zaman birileri de cumhurbaşkanının anayasal konumuna saygı duymaz.
5.Cumhurbaşkanı tanımıyorum derse, kendi yetkilerini de tartışılır hale getirir.
6.Birileri de devletin diğer kurumlarına saygı duymazsa, nasıl hukuk devleti olacağız? (Ayşe Sayın ve Ali Açar’ın haberi, Cumhuriyet)
Şimdi sormak istiyorum:
Anayasayı askıya aldığını açıklayan, “Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımam” diyerek hukuk devletini ortadan kaldıran bir cumhurbaşkanına, Tayyip Erdoğan’a nasıl dur diyeceğiz?..
Bir soru daha:
Saray’da kurulmuş ‘despot düzeni’ne boyun mu eğeceğiz?
Sessiz mi kalacağız?
Bu öylesine bir despot düzeni ki, bir yandan hukuku yerle bir ediyor.
Demokratik hak ve özgürlükleri yok ediyor.
Aynı zamanda, Kürt sorunu ve Suriye politikalarıyla Türkiye’yi kan gölüne çeviriyor, savaşa sürüklüyor.
Evet, bir despot düzeni ile karşı karşıya Türkiye.
Kaderimize razı mı olacağız?
Hiç kuşkusuz hayır.
Boyun da eğmeyeceğiz.
Sessiz de kalmayacağız.
Mücadele edeceğiz özgürlükler için...
Bu arada ‘despot düzeni’nin derinleştirileceğine dair işaretler var.
Can Dündar’la ilgili ‘yeni tezgahlar’ kurulmakta olduğuna ilişkin duyumlar kulağımıza çalınıyor.
İnanmak istemiyoruz.
Öte yandan, İMC televizyonu karartıldı.
‘Despot düzen’ sadece sahibinin sesi olan medya istiyor, sadeceSaray gazetecileri olsun istiyor.
Cengiz Çandar hakkında Erdoğan’la ilgili yazılarından dolayı dava açıldı.
Benimle ilgili de Saray kaynaklı dava talepleri var.
İki yıl önce çıkan iki kitabım, Delila ve Kürdistan Günlüklerihakkında ‘terör propagandası’ndan soruşturma açıldı.
Ben kitaplarımla hep barış yolunu açmak istemiştim ama, anlaşılan, despot düzen beni terörist görmekten yana...
Öte yandan, hapiste daha çok gazeteci meslektaşımız yatıyor.
Ahmet Altan yazısında soruyordu:
Dündar’ın ve Gül’ün hakkındaki iddiaların ‘hak ihlali olduğunu’ söyleyen Anayasa Mahkemesi neden diğer tutuklu gazeteciler için aynı kararı vermiyor hâlâ?
Mehmet Baransu aynı suçlamalarla bir yıldır içerde.
Jiyan.org’dan Hayri Tunç içerde.
Hidayet Karaca, Gültekin Avcı içerde.
Otuza yakın Kürt gazeteci hâlâ içerde.
Bu gazeteciler ‘anayasanın kapsama alanına’ girmiyor mu?
Anayasa Mahkemesi bir yıldır hakkında bir iddianame bile yazılamadan hapiste tutulan Baransu’nun durumunu görüşmek için ne bekliyor?
Baransu’yla ilgili bir iddianame bile yazamıyorlar.
Böyle giderse yazamayacaklar da, çünkü ‘Balyoz’un ne olduğuna’ dahi karar veremediler henüz. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’a göre ‘kumpas’, Adalet Bakanı Bozdağ’ın iki gün önceki konuşmasına göre ‘darbe.’
Onlar aralarında anlaşamıyorlar, ama hapiste Baransu yatıyor.
Anayasa Mahkemesi’nin mahkeme olma vasfını sürdürmesi ve saygıdeğer bir hukuki organ olarak varlığına devam etmesi için içerdeki bütün gazeteciler için tahliye yolunu açması gerekiyor şimdi...
Bir kez daha vurgulamakta yarar var:
Türkiye bugün hukuk devletini tanımadığını açık açık ilan etmiş olan bir cumhurbaşkanıyla çok vahim bir kriz ortamına girmiş durumda.
Bu kadarıyla ilk defa karşılaşıyoruz.
Türkiye’de hukuk devletini tüm kural ve kurumlarıyla ayakları üstüne kaldırmak için, demokrasi ve barışı kurmak için bu ‘despot düzen’den kurtulmak zorundayız.
Yoksa bu gidiş, felakete doğru bir gidiş...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024