İbrahim Kiras
Putin’in bugün giriştiği çılgınlıkla bir süre önce yaptığı anayasa değişikliğinin ilgisi var mı acaba? Giderek çok sıkı bir merkezi otokrasiye dönüştürdüğü yönetimini 2035’e kadar sürdürme yetkisi aldıktan sonra belki de bu tür bir hareketliliğe ihtiyacı ortaya çıktı. Bisiklet üzerinde durabilmek için sürekli pedal çevirmek gerektiği gibi “yeni Çar”ın bugünkü Rus devlet makinası üzerindeki hakimiyetini devam ettirebilmesi için de makinanın ekstra hareketi gerekiyor olabilir mi?
Ya da oyunda bazı kurallar ihlal edildiğinde ister istemez diğer bazı kuralların da çiğnenmesi gerekiyor olabilir belki. Belki de modern devletin idaresinde modernlik öncesinin siyaset kültürü çerçevesinde gerçekleşen müdahaleler adım adım yönetimin karakterini değiştirirken yönetme pratiğinin de sürekli yenilenmesi gerekiyor.
Çin devlet başkanı için de benzer bir düzenlemenin gerçekleştiğini, bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinde de buna mümasil adımlar atıldığını hatırlayalım. Şahsa bağlı olarak karakterize olan rejimler bu tarih öncesi yönetme tarzının bütün gereklerini birer birer yerine getirmek zorundalar sanki.
Türkiye’de de iki dönem cumhurbaşkanlığı yapan Erdoğan’ın anayasadaki kurala rağmen üçüncü dönem için adaylığının tartışma konusu bile olmaması bu çerçevede okunabilecek bir durum mu?
***
Eski çağlarda devlet başkanları genellikle ömür boyu başta kalıyorlardı. Çünkü -sonradan imparatorluğa dönüşen- Roma Cumhuriyeti ve Helen şehir devletleri gibi tecrübelerden sonra monarşi bütün eski Akdeniz dünyasında yeniden hakim yönetim sistemi haline gelmişti. Monarşilerde ise kralın veya padişahın “taşıdığı kan” dolayısıyla ülkeyi yönetmeye hakkı olduğu kabul ediliyordu. Zaten geçmiş devirlerde devlet başkanını ikide bir değiştirmek de pratik bir iş değildi. Çünkü monark değiştiğinde onunla birlikte her şeyin değişmesi gerekiyordu. Bu bakımdan istikrara zarar veren bir yönü vardı taht sahibinin sık sık değişmesinin. Onun için hükümdarlığın kaydıhayat şartıyla geçerliği üzerine titrenen bir kuraldı.
Modern devirlerde kurumlaşmanın artmasıyla bahsettiğimiz sakınca azaldı. Kimi tarihçiler Osmanlı padişahlarının 17. yüzyıldan itibaren sık değişmesini de buna bağlıyor. Nitekim kuruluştan yükseliş devrinin sonuna kadarki iki buçuk asır boyunca hüküm sürmüş olan padişah sayısı yalnızca 17. yüzyılda tahta çıkan kişilerin sayısı kadardır.
Avrupa’da burjuvazinin -ve dolayısıyla halk egemenliği fikrinin- güçlenmesiyle birlikte hükümdarların elde kalan yetkileri de parlamentolara geçince tahtlar giderek sembolik makamlara dönüştü. Dünyanın geri kalan kısmında ise bu yöndeki bir eğilimi besleyecek toplumsal şartların oluşması geciktiği için eski alışkanlıklar fazla değişmedi. Monarşilerin ortadan kalktığı yerlerde bile halk egemenliği denebilecek bir siyasi düzen kurulamadı. Aksine -kimi sosyal bilimcilere göre tarihin ve coğrafyanın gereği olan- “Doğu despotizmi”, bir parça şekil değiştirerek de olsa yönetim anlayışı/siyasi zihniyet olarak hüküm sürmeye devam edebildi.
Öte yandan, bugün Avrupa kıtasındaki meşruti monarşilerin yanı sıra cumhuriyet idarelerinde de devlet başkanlığı sembolik bir makamdır genellikle. Napolyon ve Hitler gibi ömür boyu imparator olmaya heveslenen iki örneği saymazsak tabii.
Bismarck’tan beri Almanya’da şansölyelik güçlü bir makamdı. Gücünü kendisini seçen parlamentodan alıyordu çünkü. Ama Weimar devrinde İmparatorluk Başkanı (Reichspräsident) unvanı taşıyan Cumhurbaşkanının ağırlığı yine de daha fazlaydı. Nazilerden sonra cumhurbaşkanlığı sembolik bir göreve dönüştü Almanya’da. Fransa’da ise devlet başkanlığı hâlâ -en azından şimdiki beşinci cumhuriyet rejiminde- sembolik değil. Belki bu da Napolyonculuğun siyasi kültürdeki devamlılığının işareti. Ama Fransız Cumhurbaşkanı ömür boyu görev yapamıyor. En geç iki dönem sonra Elysee Sarayı’na veda ediyor.
***
Batı dünyasında bir de ABD var “Cumhurbaşkanı hükümet sistemiyle” yönetilen. Dünyanın en güçlü koltuğu diyorlar Amerikan Başkanlığı makamı için. Ne yazık ki bu göreve gelen kişiler de en fazla iki dönem oturabiliyorlar koltukta. Ne kadar başarılı olsalar da, halkın ne kadar sevgisini kazansalar da uzatamıyorlar görev sürelerini zavallılar. Bunun sebebi de kendi kurucu babalarından biri. Başka bir vesileyle bu kuralın nasıl oluştuğunun hikayesini anlatmıştım daha önce:
ABD’nin “kurucu başkanı” George Washington ikinci dönemini tamamladıktan sonra “Bu görev için sekiz yıl fazla bir süre” diyerek yeniden aday olmadı. Seçilme şansı neredeyse yüzde yüz olduğu halde… Amerikan Bağımsızlık Savaşı’na önderlik edip yeni devletin siyasi rejimini şekillendiren kadronun en ön sırasında yer alan, yani tabiri caizse “Amerika’nın Atatürk’ü” diyebileceğimiz Washington’un adı, ülkenin başkentine verilecek kadar itibarlıydı o günlerde ve “Amerika’nın babası” iki dönem başkanlık yaptıktan sonra kendi isteğiyle kenara çekildi.
İki dönem kuralı bir yasal zorunluluk olmasa da “siyasi teamül” olarak 20. yüzyıl ortalarına kadar sürdürüldü. İkinci Dünya Savaşı yıllarında ülkeyi yöneten Franklin Roosevelt bu teamülü yıkarak dört kere üst üste aday olup başkan seçildi. Dördüncü döneminin başında 63 yaşındayken öldü. Ömrü vefa etseydi birkaç defa daha seçilebilirdi belki…
Bu durum Amerikan siyasi elitinde rejimin karakterinin korunmasına ilişkin bir kaygı oluşturdu. Roosevelt’ten sonra “iki dönem kuralı” yeniden gündeme getirildi ve bütün partilerin katılımıyla gerçekleştirilen anayasa değişikliğiyle başkanların iki dönemden fazla görevde kalmaları yasal olarak önlendi.
***
Görev süresi konusu “Tek bir kişi bu yoğunlukta bir görevi aynı enerjiyle çok uzun süre yapamaz” çekincesiyle ilgili değil yalnızca. Uzun tarihi tecrübeler neticesinde şekillenmiş olan bir yönetimin sistemik boyutunun silinip kişiye bağlı hale gelmesi riskine karşı yönetici ile yönetimi ayırma çabası var burada.
Batı dünyasında iyi kötü bir yola girmiş bulunuyor bu mesele artık. Batı dışı dünyada ise çalkantı hâlâ bitmiş değil. Mesela Çin ve Rusya örneklerinde Batıdakinden başka türlü “çözümler” geliştiriliyor. Diyetisyenlerin “kişiye özel” hazırladıkları beslenme rejimleri gibi “kişiye özel siyasi rejimler” dizayn ediliyor.
Ancak kişiye özel tasarlanan bir yönetim modeli söz konusu kişinin siyasi ömrüyle kaim olabiliyor ancak. Baştaki şahıs değiştiğinde uygulanabilirliği kalmıyor çünkü. Bu da bir diğer yıpratıcı mesele.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.02.2026
27.01.2026
27.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
20.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
13.01.2026
6.01.2026