Kürşat BUMİN
Gazetenin ‘Yazıklar olsun‘ manşetini hatırlayanlarınız az değildir sanırım. Adı yanlışlıkla ‘merkez medya’ya çıkmış, aslında temel niteliği ‘menfaatperest’likle tarif edilebilecek ve logosunda hâlâ (yani bu yüzyılda bile!) o malum özdeyişi kullanabilen gazete yani. Dolayısıyla başta genel yayın müdürü olmak üzere o baş sayfayı tasarlayıp gerçekleştirenlere bizlerin‘Yazıklar olsun’ dememiz gerekiyor.
Gazetenin başköşesine yerleşmiş bu manşet salt gazetecilik açısından bakınca da yerlerde sürünüyor. Neden derseniz, çünkü ‘Yazıklar olsun’denerek üzerinde tepinilen Almanya parlamentosundan çıkan karara ilişkin haber‘Tasarıda ne deniyor’ başlığı altında yer alan iki satırdan ibaret. (Bu tespitten sonra belki merak ederler diye hatırlatalım: Kararın tam metnine Karin Karakaşlı’nın çevirisinden AGOS’ta ulaşabilirler!)
Biraz ciddiyet lütfen…
‘Merkez medya’nın bu başa güreşen pehlivanının manşetini görünce ister istemez bu gazetenin 90’lı yıllardaki ‘Avrupa baskısı’nın manşetlerini ve başyazıcısını hatırladım. Bu yıllarda bu ‘baskı’nın aynı zamanda genel yayın yönetmeni ve baş yazarı olan bir ‘gazeteci’ vardı. Adamın işi gücü gazetesi aracılığıyla Almanya’daki Türkiyeli göçmenler ile Almanların arasına nifak sokmaya çalışmaktan ibaretti. Yukarıda kendisinden‘gazeteci’ diye söz ettim ,çünkü kendisinin bu meslekle ilgisi olmayan bir istihbaratçı ya da onun benzeri bir işle iştigal eden birisi olması kuvvetle muhtemeldi.
Bu ‘Avrupa baskısı’ o dönem aklını Cem Özdemir ile bozmuştu. Bir değil iki değil, hemen her gün –hem de baş sayfadan- bir ‘Cem Özdemir haberi’ mutlaka vardı. Yok Özdemir ‘küpe takıyormuş’, olmadı ‘Özdemir Ermeni papazın elini öpmüş’ vs.
Bu türden yayınların işi azıya aldığı dönemde Almanya’da bir müddet bulunduğumda Cem Özdemir’le tanışma fırsatını bulduğum için bu kötücül yayınları daha dikkatle izlemeye çalışıyordum. Bugün olduğu gibi o günlerde de Özdemir hakkında şöyle düşünüyordum: Yeşiller akımından-grubundan politikaya soyunmuş bu genç adam aslında Almanya’ya yerleşmiş Türkiyeli göçmenler için âlâsından bir rol modeldi. Bir işçi çocuğu öğretimini tamamlamış ve Almanya’nın giderek önemli bir politikacısına dönüşüyordu. Bu yükseliş karşısında sevinilmez, gurur duyulmaz da ne yapılırdı?
Özdemir’e bugün birilerinin söylediği gibi “Çocuk o ya çocuk, çıkmış Alman Parlamentosu’na metin hazırlıyor. Sen nereden biliyorsun ya? Arşiv bilincin ne senin?” türünden hakaretamiz sözler edileceği ya da kimilerinin yaptığı gibi ‘devşirme’ sıfatını yapıştırılacağı (hem de ömrünü Almanya’da geçirmiş bir kalemden!) kimin aklına gelirdi?
Türkiyeli göçmen ailelerinin çocukları bugün Alman meclisi, Avrupa Parlamentosu, eyalet meclislerinde sayıları giderek artan şekilde politika yapabiliyorsa, bu sürecin uçbeylerinden Cem Özdemir’in giderek ‘vatan haini‘ ilan edilmeye çalışılması gerçekten çılgınca bir tavırdır. Bugün farklı siyasi partilerden 11 Türkiyeli göçmen ailesinin çocuğu Alman meclisinde milletvekili. Ve de bu iftihar edilesi kadronun tamamının ‘kanı bozuk’!
Biraz ciddiyet lütfen…
Bir meclis daha ne desin?
Alman meclisinden çıkan kararı sırasıyla gözden geçirecek değilim; kararın tam metninin okurlarımız tarafından bilindiğini varsayıyorum. Ancak bu metinde yer verilen iki konuyu-başlığı kısaca değerlendirmek istiyorum. Bunlardan birincisi şu cümle:“Alman İmparatorluğu da Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri baş müttefiki olarak bu sürece derinden dahildi. Alman İmparatorluğu’nun gerek siyasi gerekse askeri yönetimi ta başından beri Ermenilerin tehciri ve katledilişi konusunda bilgi sahibiydi.”
Unutmayalım, bu hatırlatmayı yapan Alman meclisi, ‘dışarıdan‘ bir devletin meclisi, ‘üst akıl’ filan değil. Bu tespitin şu cümlelerle pekiştirildiğini de gözlemliyoruz: “Federal Meclis (…) Alman İmparatorluğu’nun Ermenilerin organize bir biçimde tehcir ve yok edilişine ilişkin Alman diplomatlar ve misyonerler aracılığıyla da gelen açık bilgilere karşın insanlığa karşı bu cürmü durdurmaya çalışmayarak oynadığı yüz kızartıcı rolden ötürü elem içindedir.”
Bir demokraside iş başında olan bir meclis daha ne desin?
Darısı bizim başımıza
Alman meclisinin Alman İmparatorluğu’nun soykırımda oynadığı bu rolün altını özellikle çizmesi ‘bizim’ anlayabileceğimiz bir husus değildir. (Nasıl olur, sen ‘atalarını’ nasıl itham edebilirsin! ) Üstelik, bizim meclisimizin bırakın benzer bir oto-analize-eleştiriye kalkışmasını, Almann meclisinin bu tutumundan da şikayetçi bir hali var –ki gerçekten gülünç-.
Peki soralım şimdi: kararda da belirtildiği gibi: Birinci Savaş’ta Alman İmparatorluğu’nun Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘baş müttefiki‘ olması bizi soykırım bağlamında hiç düşündürmeyecek mi? Çanakkale Zaferi ya da ikinci sıraya yerleşen (sabık başbakanın‘Urfa Nutku’ marifetiyle) Kut-ül Amare Zaferi hakkında esip gürlerken bu iki savaşta da Osmanlı ordusunun Alman mareşal-generaller tarafından yönetilmiş olması üzerinde konuşulmaya değmeyecek derecede küçük bir ayrıntı mıdır?? Mareşal Goltz’un ne işi vardı Kut-ül Amare’de? İki taraftan on binlerce askerin öldüğü bu savaşın galibi olarak bu savaşın komutanı Mareşal Goltz’u mu yoksa onun tifüsten ölmesi sonrasında kumandayı ele alan sırasıyla Sakallı Nurettin Paşa ve Halil Paşa mı hatırlayacağız? Osmanlı ordusunun, silahından talimine, genelkurmayına kadar Alman İmparatorluğu’na bağlanması, Alman İmparatorluğu subaylarının paşalıktan ordu komutanlığına, mareşalliğe uzanan yetkilerle donatılmış olması hiç değilse bugün bizi hiç düşündürmeyecek mi?
Yani özetle, Osmanlı İmparatorluğunu Alman İmparatorluğu’yla el ele vererek savaşa sokan, bu büyük müttefikin nüfuz alanını genişletmeye yönelik politikalarının peşinden koşan, Çanakkale’ydi, Kut-ul Amare’ydi, Sarıkamış’tı diyerek yüz binlerce insanın canına mal olan savaşları planlayanlar (Alman meclisinin kararında da adları geçen) Jön Türkler değil miydi? Ermeni soykırımı da o dönem alanda olan hemen herkesin bilgisi dahilinde gerçeklemedi mi?
Ne dersiniz; Alman İmparatorluğu’nun Ermeni soykırımı konusunda açıkça suçlu olduğundan söz eden Alman meclisi, bu bahse hiç girmese miydi ?
Ama görüyorsunuz, olmuyor; olmuyor çünkü demokrasilerde politika toplumun hafızasını kurcalamadan kaçınamıyor. Darısı bizim başımıza diyelim….
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
7.02.2018
21.04.2018
11.04.2018
27.03.2018
23.03.2018
10.03.2018
2.02.2018
16.02.2018
8.02.2018