Kürşat BUMİN
Karara imza atan yargıçlar yetki dağılımı ilkesinde Sözleşme’nin taraflarca üst norm olarak kabul edilmesi gerektiğini tekrarlasalar da, “Türk yargıç” hâlâ “Sözleşme, ulusal hukuklara göre ikinci dereceden bir karaktere sahiptir, (Sözleşme’nin) temel normları hiçbir zaman iç hukukun kurallarının yerine geçmeyi hedeflememektedir” tezini savunmaktadır. “Türk yargıç”ın önündeki dosyada “tahammül edemediği” bir başka husus da, başvurucuların “içerdeki” karar mercilerini atlayıp AİHM’nin kapısını çalmalarıdır…
Şahin Alpay ve Mehmet Altan‘ın başvuruları sonucunda AİHM’den çıkan karara -bildiğiniz gibi- heyette bulunan “Türk yargıç” Ergin Ergül katılmadı. Ergül‘ün 6 yargıcın aldığı karara hangi gerekçelerle karşı çıktığını açıkladığı muhalefet şerhini önümüze koyarak gözden geçirmeye çalışalım:
İsterseniz Ergül’ün şerhinden önce kısaca, bazı kalemlerin dikkat çektiği gibi, Alpay’ın AYM’ye ikinci kez yaptığı başvurunun sonucunun ağır ceza mahkemesi tarafından gecikmeden yerine getirilmesi (tahliye) karşısında nasıl şaşırmış olduğumuzu hatırlayalım. Bu “sürat”in arkasında AİHM’nin 20 Mart’ta Alpay ve Altan dosyasıyla ilgili kararının başvurucuların lehine sonuçlandıracağının besbelli olduğu yolundaki haberin belirleyici neden olduğu tartışılmaz bir hakikat olsa gerek… AYM’den çıkan ilk tahliye kararını geçersiz sayan ağır ceza mahkemesinin AYM’nin ilkinden değil ancak ikinci kararından sonra Alpay’ı salıvermesi gerçekten -eğer bir “hukuk devleti” olduğumuz iddiasını sürdürüyorsak- gerçekten anlaşılır bir gelişme değildir. Ben de bazı meslektaşlarımız gibi, bu “ikinci karar”ın kaleme alınmasında Cumhurbaşkanı’nın AYM kararlarını uygulayan bir devlet olduğumuza ilişkin yaptığı açıklamanın belirleyici olduğunu sanıyorum. Daha doğrusu bir bakıma, 20 Kasım’da Strasbourg’da çıkacak karar artık apaçık olduğuna göre, ülkedeki mahkemeler arasındaki hiyerarşiyi tepetaklak eden bu hukuk dışı kararın artık savunulabilecek yanı kalmamıştır. Yani bir bakıma, madem ki yolun sonu göründü, o halde “yiğitlik bizde kalsın” misali…
Şimdi de, mahkeme’den çıkan karara imza atan yargıçlardan Spano’nun karara katılmayan “Türk yargıç”ın -diğer imzacıların da katıldıkları- değerlendirmesine kısaca göz atalım: Spano, değerlendirmesine AİHM ve onun yetkisini tanıyan devletler arasında yetki dağılımı ilkesini (Le principe de subsidiarite) açıklayarak başlıyor. Bu yetki dağılımı -tabii ki- her bir devletin hukuk sisteminin herkese Sözleşme’den kaynaklanan hak ve özgürlüklerin tanınmasını içermektedir. Bu durumda Sözleşme’den doğan hakların güvence altına alınması sorumluluğu Strasbourg Mahkemesi’nde değil, üye devletlerce üstlenilmektedir. İnsan haklarını garanti altına alması gerekenler AİHM’nin gözetimi altında ulusal otoritelerdir.
Bu çerçevede (“Türk Yargıç”ın 15 Temmuz girişimini uzun uzadıya aktarmasından olacak) Spano’nun Sözleşme’nin 15. Maddesine ilişkin yaptığı yorum özellikle dikkat çekici. Yargıç’a göre, bu ilkeler Sözleşme’nin 15. Maddesinde zikredilen “ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike” durumu için de geçerlidir. “Böyle bir durum devletlere açık çek vermiyor.” Başka bir deyişle olağanüstü hal, üye devletlere. insan haklarının korunması ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulu demokratik bir toplumun temellerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir çağrı değildir.
Spano’nun şu sözlerini de aktarıp bu bahsi kapatalım: “Sonuç olarak, bugün mahkemeden çıkan kararı olması gerektiği ve olduğu gibi uygulama görevi, Bakanlar Komitesi’nin gözetimi altında ve Türkiye’nin Sözleşme’ye ilişkin yükümlülüklerine uygun biçimde Türk otoritelere düşmektedir.”
“Türk yargıç”ın muhalefet şerhine göz atacak olursanız, söz konusu metnin AİHM yargıçlarının yukarıda kısaca söz ettiğim temellendirmesini ters yüz etmek üzerine kuruludur diyebiliriz. Karara imza atan yargıçlar yetki dağılımı ilkesinde Sözleşme’nin taraflarca üst norm olarak kabul edilmesi gerektiğini tekrarlasalar da, “Türk yargıç” hâlâ “Sözleşme, ulusal hukuklara göre ikinci dereceden bir karaktere sahiptir, (Sözleşme’nin) temel normları hiçbir zaman iç hukukun kurallarının yerine geçmeyi hedeflememektedir” tezini savunmaktadır.
“Türk yargıç”ın önündeki dosyada “tahammül edemediği” bir başka husus da, başvurucuların “içerdeki” karar mercilerini atlayıp AİHM’nin kapısını çalmalarıdır… Örnek: Şahin Alpay, 8 Eylül 2016’da AYM’ye başvurmuş; ama başvurusu görüşülmesine rağmen (sabırsızca!) 28 Şubat 2017’de AİHM’ne de başvurmuş; AYM 11 Ocak 2018’de başvurucuyu haklı bulup serbest bırakılmasına ilişkin kararını açıklamış; ama siz şu işe bakın ki, başvurucu AYM yaptığı yeni başvurunun sonucunu beklemeden AİHM’nin kapısını çalmış!
“Türk yargıç”ın canını sıkan bir başka örnek: Bu durumda AİHM, Anayasa Mahkemesi kararını verdi ve Türkiye’de çözüm yolları tükendi, diyerek dosyayı önüne alamaz. Üstelik AYM’nin kararı başvurucu lehine olduğuna göre, başvurucu artık kendisini “mağdur” addedemez…
Görüyorsunuz, “şaka gibi” gerçekten…
2016’da AYM’ye gitmeye (AYM de bayağı hızlı çalışıyor yani!) rağmen 2017’de AİHM’nin kapısına dayanmanın nasıl makul bir açıklaması olabilir?! AYM 11 Ocak 2018’de serbest bırakılmasına ilişkin kararı vermedi mi? Tamam kararı ağır ceza tanımadı ama bu husus çok mu önemli! Böyle bir AYM kararı ortada dururken “el kapılarını” (Strasbourg) çalmanın ne âlemi var şimdi?
“Türk yargıç” bu meyanda iki sayfa daha sitemde bulunduktan sonra sıra geliyor muhalefet şerhinin en uzun tutulan bayağı heyecanlı yazıldığı izlenimi veren 15 Temmuz 2016 gecesine…
İnternetten indirdiğim muhalefet şerhinin 6 sayfası (A4) bu meseleye ayrılmış. Olup bitenler bayağı ayrıntıya girerek aktarılmaya çalışılmış. Sizi bilmem ama ben bu muhalefet şerhinde bu fasılın bu kadar uzatılmasına anlam veremedim. Şöyle böyle değil, bayağı ayrıntı aktarılıyor… Savaş uçakları, havaalanlarının ve Boğaziçi Köprüsü’nün kapatılması, Cumhurbaşkanı’nın çağrısı üzerine sokaklara inen halk, yüzlerce sivilin ölmesi… Okuyunca siz ne dersiniz bilemem ama bana göre muhalefet şerhinin en heyecanlı kaleme alınan bu faslı fazla uzun tutulmuş. Uzun tutulmuş, çünkü AİHM yargıçlarının mutlaka bilgisinde oldukları bu durum (çünkü zaten “askıya alma” söz konusu) Mahkeme’den çıkacak kararı nasıl etkileyebilir ki? Ama belki şöyle bir akıl yürütme söz konusuydu: Başvurucular (Alpay ve Altan) da şu kadar zamandır “FETÖ” meselesinden dolayı tutuklu değiller mi?
“Türk yargıç”ın bu “heyecanlı” sayfalarda sözü İbn Haldun’a getirdiğini de görüyoruz. “Ne münasebetle” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, gerçekten de hiçbir münasebeti yok. “Türk yargıç” söze “Avrupa Konseyi Yönetmeliği”nin girişinde yer alan bir ilkeyi aktardıktan sonra giriyor İbn Haldunkonusuna. Kısa bir tanıtımdan sonra sıra geliyor bu büyük düşünürden bir alıntıya: “Medeniyetsiz bir devlet düşünülemez ve iktidarsız ve Devletsiz bir medeniyet imkansızdır.” Bu alıntıdan sonra da (yine İbn Haldun) bir yorum: “İnsan hakları ihlalleri medeniyeti çökertir ve medeniyetin çökmesi beraberinde Devlet’in çökmesini ve yok oluşunu getirir.”
Bu “münasebetsiz” alıntıların 15 Temmuz dolayımıyla hatırlandığını söylemeye gerek yok herhalde. Bu alıntılara gözü ilişen AİHM’nin “ihlal” kararını veren 6 yargıcı ne düşünmüştür acaba?
Yerimiz kalsa “Türk yargıç”ın “FETÖ”ye ilişkin (bence Mahkeme’yi uzaktan yakından ilgilendirmeyen) ayrıntılardan da söz ederdik. Bu konuda Yargıç’ın kaleme aldığı metinde yer alan bir bölüm özellikle ilgimi çekti. Bu bölümde 15 Temmuz öncesi bir mahkeme kararında “FETÖ/PDY”den “silahlı terörist örgüt” olarak söz edildiği söyleniyor. İlgi çekti haliyle; demek ki 15 Temmuz’dan aşağı yukarı bir ay önce söz konusu örgütün “silahlı terörist örgüt” olduğu yolunda ortada bir mahkeme kararı (Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Haziran 2016) var. Bu bilgi (de) sanırım AİHM’de davaya bakan yargıçları şaşırtmıştır. Nasıl şaşırtmaz; bir ay sonra darbe teşebbüsünde bulunan bir örgüt hakkında bir ay önce alınan böyle dehşetengiz bir karar ve haber var ortada?
İlgimi çekti biraz araştırdım. Şöyle bir şey:
“Erzincan’da Ergenekon davasında gizli tanıklık yapan Serkan Zirek’e 20 yıl, Ahmet Koç’a ise 6 yıl 3 ay hapis cezası veren mahkeme kararının gerekçesinde Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’nın silahlı terör örgütü olduğunun kabul edilmesi gerektiğine yer verildi. Böylece FETÖ/PYD’nin silahlı terör örgütü olduğu ilk kez mahkeme kararına girdi.”
“Girdi de ne oldu?” diyorsanız, bana değil söz konusu gelişmeyi unutmamış “Türk yargıç”a sorun!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
7.02.2018
21.04.2018
11.04.2018
27.03.2018
23.03.2018
10.03.2018
2.02.2018
16.02.2018
8.02.2018