Levent Gültekin
‘Erdoğan seçimi kaybetse de gitmez’ şeklinde bir görüş var ortalıkta.
İyi niyetle, şartların vahametine dikkat çekmek amaçlı söylendiğini düşünsem de bu görüşe birkaç nedenle itirazım var.
Birincisi: Bu görüşü dillendirmenin toplumu yılgınlığa, umutsuzluğa, çaresizliğe sevk etmekten başka hiçbir anlamı yok.
Halbuki toplumun cesarete, umuda, heyecana ihtiyacı var.
İnsanlar ‘Ben bir şey yaparsam işler düzelir’ anlayışından uzaklaşırsa nasıl çıkacağız bu girdaptan?
Kaldı ki ‘Sen ne yaparsan yap hiçbir şey değişmez, boşuna uğraşıyorsun’ anlamına gelen bu cümle esasında Erdoğan’ın işine yarıyor.
Çünkü yukarıda da dediğim gibi, yapılanları çaresizce sineye çekmeye itiyor toplumu.
İtirazımın ikinci nedeni ise: Erdoğan seçimi kaybetse de gitmez görüşüne teslim olacaksak o zaman niye yazıyor, konuşuyor, mücadele ediyoruz? Kendimizi tatmin etmek, vicdanımızı rahatlatmak için mi yapıyoruz tüm bunları?
“Erdoğan seçimle gitmez” diyenler bize tam olarak ne öneriyorlar?
Ne yapalım? Teslim mi olalım? Oturup sessizce boyun mu eğelim?
Bir kere şunu kabul etmemiz gerek: Politikalarından memnun olmadığımız bir iktidarı değiştirmek için seçimden başka yol yok.
Bütün zorluklara, bütün engellere, bütün antidemokratik uygulamalara rağmen seçim, sandık sığınacağımız tek liman.
Onu da anlamsız kılacak, onu da umut olmaktan çıkaracak bir görüşü yaygınlaştırmaya çalışmak topluma “Teslim olun, ne yapsanız boş” demekten başka bir şey değil.
İtirazımın bir başka nedeni ise: ‘Seçimi kaybetse de gitmez’görüşü zaman zaman bende de oluşsa da, gitmemek o kadar da kolay değil.
Evet, seçim yenilgisini kolay kolay kabul edeceğe benzemiyorlar.
Ama dünyada özellikle bizim gibi ekonomisi yabancı sermayeye bağımlı hiçbir ülkede iktidar toplumsal desteğini kaybettikten sonra hükmünü sürdüremez; yönetemez, ayakta kalamaz.
Erdoğan’ın şu anda elindeki tek sermayesi arkasındaki toplumsal destek. Yani aldığı yüzde 40-50 civarındaki oy.
Buradaki çoğunluğu kaybettiğinde bu fark edilir.
Bunun tek göstergesi sandık değil.
Onu herkes hisseder. Kendisi bile hisseder.
Üslubu, yaklaşımı, her şeyi değişir.
Şu anda ‘Kolay kolay gitmem’ izlenimi vermesindeki en önemli neden, toplumsal desteğinin devam ediyor olması.
Peki ne öneriyorum?
Evet, şartlar çok zor. Adil bir seçim yapmak neredeyse imkansız. OHAL var.
İnsanlar, bir sabah birdenbire işini kaybediyor.
Medya gücü bütünüyle iktidarın elinde.
Devlet parti devletine dönüştüğü için devlet imkanları bir partinin kontrolünde.
Ellerinde dinî hamaset gibi korkunç bir silah var.
Hak, hukuk, kural tanımıyorlar.
Seçimin şartlarını kendi lehlerine göre ayarlıyorlar. Sandık güvenliği sıkıntılı.
İtiraz eden, varlık gösteren, sesini yükselten herkesi bir şekilde susturuyorlar.
Tamam ben de tüm bunların farkındayım.
Bütün bunlara rağmen gene de ‘Hiçbir şey değişmez’ psikolojisine teslim olmak kötülüğe, berbat yaşama ve nihayetinde muhtemel bir yıkıma razı olmaktır.
Hayır, bu kötü kadere razı olamayız. Olmamalıyız.
Hukukun olmadığı, özgürlüklerin kısıtlandığı, çatışmanın arttığı, adam kayırmanın ayyuka çıktığı, yolsuzluğun cezasız kaldığı, eğitimin çöktüğü, yoksulluğun, işsizliğin artığı KHK ile şiddetin teşvik edildiği bir ülkede insan gibi bir yaşam süremeyiz.
Bu kötü gidişatı durdurmak zorundayız.
Bunun için bütün olumsuzluklara, engellere rağmen elimizdeki tek araç sandık.
Onu da “Nasıl olsa bir şey değişmez” diyerek anlamsızlaştıramayız.
Sorunu tespit edip susmak olmaz. Çözüm bulmak, oturduğumuz yerden kalkmak, işe koyulmak zorundayız.
Korkuya teslim olmuş, akıl terazisini, vicdanını, sağduyusunu, yönetme yetisini yitirmiş adeta cenazeye dönüşmüş bir iktidar var.
“Bu iktidar gitmez” demek “Bu cenaze kalkmaz” demek gibi bir şey.
Cenazelerin kendileri gitmiyor, kaldırılmaları gerekiyor.
Bir ülkede esas olan toplumdur.
Bu nedenle toplumun farklı kesimleriyle diyalog kurmanın, konuşmanın, uzlaşmanın endişelerimize ortak etmenin yollarını bulmalıyız.
Meselenin farklı toplum kesimleri, partiler, ideolojiler arası bir iktidar mücadelesi değil, daha iyi yaşam sürme, daha huzurlu bir ülke olma mücadelesi olduğunu anlatmalıyız. Sadece anlatmak da yetmez hal ve hareketlerimizle de göstermeliyiz.
Herkes için eşit, özgür, huzurlu bir yaşam talebiyle oluşacak güçlü bir toplumsal tavrın karşısında hiçbir iktidar duramaz.
İstediği kadar tehdit etsin. Seçim kanunlarından istediği ayarlamayı yapsın. Medyayı kapatsın. Bütün devlet imkanlarını kullansın, yine de toplumla baş edemez.
Hatırlayın referandumu.
OHAL’de referandum yaptılar. Bütün devlet imkanlarını kullandılar. Oluk oluk para akıttılar. Medyayı bütünüyle teslim aldılar.
Bütün ayak oyunlarına rağmen aldıkları sonuç yüzde 51.
Üstelik o günden bugüne değişen çok şey var.
Geçtiğimiz günlerde bir anket şirketi yöneticisiyle konuştum.
AK Parti’nin Nisan 2017’deki kararsızlar dağıtılmadan önceki oy oranı yüzde 47 iken kasım ayında bu oran yüzde 37’ye düşmüş.
Yani gidişatın vahametinin farkında olan kimi AK Partililer odalarından çıkmış, gidecek bir alternatif görmedikleri için de “Kararsızım” diyerek kapının önünde duruyorlar.
“Niye başka partiye gitmiyorlar ki?” diye kızmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.
Gitmiyorlar çünkü mevcut partilerden hiçbirini umut olarak görmüyorlar. Mevcut partiler arasındaki mücadeleyi daha huzurlu bir Türkiye mücadelesi değil, farklı mezhep, inanç, ideolojiler arasındaki iktidar mücadelesi olarak görüyorlar.
İnanç, mezhep, kimlik, ideoloji kıskacında sıkışmış partiler de zaten herkese açık davet gönderemiyor.
Çünkü muhaliflerin de çoğu, günümüz dünyasını, demokrasiyi, eşit yurttaşlığı anlamaktan aciz.
Siyaseti hâlâ Soğuk Savaş şablonlarıyla algılıyorlar.
Siyaset, Türkiye’deki en geri faaliyet alanı.
Hepimize zarar veren de bu saçma sapan, akılsız, ilkel siyaset anlayışı zaten.
Vaktimizi alan, canımızı sıkan, hayatımızı zorlaştıran ve hepimize suçlu nazarıyla bakan akılsız ve ruh hastası bir siyaset anlayışı var.
Günün 24 saati konuşan, sürekli yalan söyleyen, cahil, çıkarcı, vasıfsız siyasetçilerin lakırdılarından fal bakar gibi yorumlar çıkarıyoruz.
Bu çökmüş siyaseti ciddiye alarak, onun çürümüşlüğünü, bozukluğunu gizlemiş oluyoruz.
Peki yapabilir miyiz? Bütün bu engellere rağmen başarabilir miyiz? Bu zilletten, utançtan kurtulabilir miyiz?
Yani aslında soru şu: Yıkılmış, bitmiş, kimseye (içindekilere bile) umut vermeyen siyaseti bütünüyle bir kenara itebilir miyiz?
Bunu yapmak gerçekten ama gerçekten çok mu zor görünüyor size?
Bunu da benim aklım almıyor.
Cenaze kaldırılamaz, öyle mi?
Müflise muhtacız yani?
Bakın…
Neredeyse her hafta bir şehre konferansa giden, farklı kesimlerden binlerce insanla konuşan biri olarak söylüyorum ki evet yapabiliriz.
Topluma ulaşıp duygu ve amaç birliği kurabiliriz. Bu birliktelikten doğan güçle sandık güvenliği dahil bütün zorlukların üstesinden gelebiliriz.
Tekrar edeyim: Herkes huzurlu bir yaşam istiyor.
Herkes çocuğunun iyi eğitim almasını, okulu bitirdikten sonra iş bulmasını, yüzünün gülmesini istiyor.
Herkes ayrımcılığın, adam kayırmanın, yoksulluğun, yolsuzluğun olmadığı, ağız tadıyla insan gibi bir yaşam sürmek istiyor.
Sağcı solcu, seküler, dindar, Alevi, Sünni, Kürt… herkes. Tek sorun birlikteliği sağlayamamak.
Bütün bu zorlukları hesaba katarak bir strateji geliştirmek yerine “Kaybetse de gitmez” demek kötü yaşama teslim olmaktır.
Teslim olamayız, bu berbat yaşama razı olamayız.
Daha iyisini yapabiliriz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.09.2023
19.08.2023
19.08.2023
14.08.2023
6.08.2023
8.07.2023
3.07.2023
27.06.2023
23.06.2023
19.06.2023