Markar ESAYAN
Bir entegrasyondan bahsederken, 'dışarılıklı' bir toplumsal unsurun 'içeridekiler' veya 'evsahipleri' ile 'uyumu' ima edilir. Bir evvelki yazıda 'Beyaz Türklerin halka entegrasyonu' meselesini sorunsallaştırmaya çalıştım. Bunun için bazı gözlemlerimi aktardım. Şahsıma ve arkadaşlarıma uzun süredir yapılan linç yeni değil ve pek umurumuzda da değil. Bu linç daha büyük bir sorunun sadece bir semptomu, ama bunun bu ülkede neredeyse çoğu ailede yaşandığını biliyorum. Bir okuyucum sürekli Ulusal TV'yi izleyen 84 yaşındaki annesinin nasıl çıldırdığını, kendi ailesi içinde de 'hacı amca' muamelesi gördüğünü ifade ediyordu.
'Beyaz Türkler' sıfatı bence isabetli, ama içeriğinin iyileştirilmesi gerekiyor. Beyaz Türk derken, gayrımüslimlerin malları ile zenginleşmiş, devlet bürokrasisinin tepe noktalarını ele geçirmiş, medyada söz sahibi İttihatçı elitlerden bahsetmiyoruz sadece. Yani mesele birkaç yüz aile değil. Öyle olsa, sorun nispeten daha kolay halledilirdi. Bu anlamda Erdoğan'ın Koç ailesinin fabrika açılışına gitmesi de çok yerinde, olgun bir davranış olmuştur. Bizim ötekileşmeye, ötekileştirmeye ihtiyacımız yok, bizim sorun çözmeye, kucaklaşmaya ihtiyacımız var.
'Beyaz' kendisini üstün görmekle 'Siyah'ı tanımlar veya 'Siyah'ın eşitlik talebi 'Beyaz'ı belirginleştirir. Türkiye, bir yarı sömürge mantığı ile kurulmuş, böl-yönet taktiği ile idare edilmiştir. Devlet imkânları, şiddet veya özendirici önlemler ile (Ötekilerin, sonra da devletin yağmasından küçük paylar) toplum mühendisliği yapılmış, 'siyahlardan' bir 'beyazlar' topluluğu ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu kolonyal stratejidir ve tüm sömürge coğrafyalarında yıkıcı bir sosyolojik çelişkiye neden olmuştur.
Biz Türkiyeliler çok daha şanslıyız. Tam değil, yarı sömürge, Avrupa'ya komşu bir imparatorluk bakiyesi olduğumuz için tedrici bir değişimden geçiyoruz ve dindarlar, Kürtler gerçekten iyiniyetli ve yapıcı davranıyorlar.
Ama bu şans, kolonyal çelişkinin toplumu yarmasını engellemeye yetmiyor. Kendi kimliği ve içinden çıktığı toplumu beğenmeyen, aslında kendi kendinden nefret eden bir sosyolojinin çıldırmasına tanık oluyoruz. Erdoğan, biraz da bu mühendisliğin çökmesini ima ettiği için nefret objesi haline geldi. 80 yıl boyunca kendilerine anlatılanların koca bir yalan olduğunu tek başına kanıtlayan bir paratoner oldu Erdoğan. Bu sosyolojide, Erdoğan ve dindarlar başarılı oldukça, Türkiye güçlendikçe patolojinin artıyor olması son derece normal.
Bu insanlar, bazı holdinglerin sahipleri veya onların dolgun ücretli çalışanlarından mürekkep değil. Onlar, işte bizim komşularımız, bazen annemiz, iş arkadaşımız, bazen bir öğretmen, bir esnaf, bir bakkal, bir akademisyen veya bir işçi... Aslında Türkiye'nin ayağa kalkmasından menfaati olan kesimler. Ama genler ile öyle oynanmış, insanlar öyle kendilerine yabancılaştırılmış ki, son 12 yılın gelişmeleri, ciddi bir kimlik bunalımına yol açmış durumda. Ağırlık merkezlerini, hayata tutundukları bağları, amaçlarını kaybetmiş gibi hissediyorlar.
Sorun sadece bu insanların depresyonundan kaynaklansa, mesele daha basit halledilebilirdi. Bir de bu çelişkiye sert bir 'egemenlik savaşı' eşlik ediyor. 'Siyah'lar, vatandaşlık haklarını elde ederken dünyada söz sahibi bir güç haline gelmeye başlıyorlar. Bu egemenlik savaşı, belirli bir toplumsallığa oturtulmak zorunda. İşte burada, Gülen Cemaati'nin de yoldan çıkmasıyla, ellerinde siyaset, paralel bürokrasi ve medya güçleri bulunan ittifak yaralı insanların patolojilerinden bir kaldıraç yaratmaya çalışıyor.
Egemenlik savaşının yarattığı aparatlar, bu yaralı sosyolojinin üzerinde mühendislik yapmaya devam ederek bir Dr. Frankenstein rolüne soyunmuş halde. 80 yılın tüm imtiyazlarından yararlanarak, aslında çok çeşitliliğe sahip bu sosyolojinin her köşe başını tutmuş durumdalar. Sol, azınlıklar, çevreciler, LGBT, insan hakları kuruluşları ve STK'lar, Kürtler, Aleviler, milliyetçiler, mukaddesatçılar, cemaatler, iş dünyası vs... Her yerde o çevreye iliştirilmiş veya devşirilmiş ya da uyuyan hücreleri ile kontrol sağlama savaşı veriyorlar.
Oldukça da başarılılar. Kapalı toplum özelliği işlerini kolaylaştırıyor. Bir Yılmaz Özdil bir milyon kaplan gücünde, çünkü okuyucuları, başka yerden beslenmeyecek kadar içlerine kapalı halde yaşıyorlar. Bu alanda strateji, nihai yenilgi ve ittifakın dağılmasına kadar değişmeyecek.
İşte burada Başbakan Erdoğan ve hükümetin icraatları kadar, psikolojinin bu patalojiye göre önemsenmesinin önemi artıyor. Çünkü bizlerin sözü, işgal edilmiş bu mahallelere ulaşmıyor. Ancak Erdoğan ve hükümetin bu gücü var. Gerçi müthiş bir dezenformasyon ile Erdoğan ağzı ile kuş tutsa çarpıtılacaktır. Ancak yine de bu daha dikkatli olmanın faydalarını ortadan kaldırmıyor. Genel topluma konuşurken iç terminoloji kullanılmamalı. Erdoğan bu mahallenin de sağlığından sorumlu ve onların da Başbakanı. Beyaz Türklerin üst yapısının bilinçli ahlaksızlıkları ile altyapının çaresizliği birbirinden ayırt edilmeli. 'Psikiyatristler ve sosyal psikologlar ile çalışılmalı' derken, latife etmiyordum.
Tekrar ediyorum; Türkiye'nin en büyük meselesi Kürt veya Alevi değil, Beyaz Türk sorunudur. Ve bu sorun tahayyül edilenin aksine, dışarıda değil evimizin ta içindedir.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Operasyon çökünce...
9.05.2019 - Kızgın demiri soğutma yöntemleri...
2.05.2019 - Müzik ve terör örgütü listelerinin benzerlikleri...
24.04.2019 - Taşın altına elini yine Erdoğan koydu...
21.04.2019 - Millet İttifakı neye kuluçka oldu?
18.04.2019 - Organize kötülüğün peşini bırakmayacağız...
16.04.2019 - CHP'nin 2019 resmi
13.04.2019 - Mazbata fetişizmi neye delalet?
10.04.2019 - 31 Mart’ta Türkiye neyi başardı?
3.02.2019 - Bu seçimin adaletsizliği…
28.03.2019
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları































adil ozcan
bu yaziyi sana hic mi hic yakistiramadim namik cinar sen taraf gazetesinin avukatimisin derhal basbakandan ozur dile de vicdan azabindan kurtul ben inaniyorum ki sen adam gibi adamsin hic kimseye haksizlik etmezsin.
Ad Soyad Giriniz...
sayin cinar basbakan kendi istedigigibi kenndine ovguler dizmeyen yalanci saksakcilari dalkavuklari gibi durmadan her yaptigi yanlisi destekleyen sahsiyetsiz gazeteciler istedigi ve bekledigi icin hepinizi ayni gormek istiyor malum alismis ama yok artik ok yaydan cikti tarafi kimse susturamaz herdaim sizlergibi dogrulari yazan gercekleri dilegetiren demokratik elestirilerde bulunabilen gercek gazetecilerin arkasindayiz ve hicte azdegiliz icerde ve disarda neredeolursak olalim hic farketmez