Mazlum ÇETİNKAYA
Türkiye siyasetinin Cumhuriyet tarihinden bu yana kendini ağırlıklı olarak, Türk dışındaki her kimliği reddetme üzerine kurduğu gerçeğini artık rejim savunucusu olanlar da kabul etmektedir… Ağırlıklı olarak bu ret politikası Kürt/Kürdistan gerçeğinin yok sayılmasına, bu gerçeğin reddine dayandırılmaktadır. Kürtler dışındaki farklı kimlikler kabul mü görmüştür, değil elbette. Ancak Türkiye her kimliği eritebilecek, kendisine dönüştürebilecek bir gücü kendisinde görmekte; ancak mesele Kürtler olunca bunun kolay yutulur bir lokma olmadığını da çok iyi bilmektedir. Bunun için her şeye razı olan rejim, Kürtlere asla yeşil ışık yakmamıştır. Cumhuriyet rejimi ve onun uygulama sürecinde/ türevinde; faklı akıl, düşünce, inanç hatta ideolojiler de bu işte bir şekilde nasibini almışlardır.
Cumhuriyet aklı ve onun türevi akıllar, Kürt halkını, önce sorgudaki bir suçlu gibi yıllarca ‘Kürt yoktur’ diye reddetti. Ardından sıkışmaya başlayınca da, ‘Kürt var Kürdistan yok’aşamasına geldiler/getirtildiler. Bu aşamaya gelmesi elbet de kolay olmadı. Hatırlayın, yıllarca Türkiye rejimi Kürtleri sömürge olarak bile kabul etmemişti.
Son yıllarda gelişen ‘Kürtlerin bireysel hakları vardır. Türkiye hudutları bozulmadığı sürece de biz kardeşize kadar’ meseleyi getirdiler. Şimdilerin modası söylemle hemen herkes, bizler de; “yaşasın halkların kardeşliği”ni dilimizden eksik etmez olduk. Özünde kardeşlik güzel bir duygu, güzel bir söylem, çok duygusal ve yakınlaştırıcı. Ancak bu kardeşlik; siyasal haklar ve eşitlik, devlet kurma hakkı, özünde “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” olan ve siyasal statü ile şekillenecek bir talebe dayandığında hemen yüzyıllık akıl devreye giriyor, “bölücü” oluveriyorsunuz. İşin garibi bu söylemi artık Kürt hareketinden de sessizce duyar oluyoruz. İşte “Türkiyelileşmek” projesi biraz da bu aklın ürünüdür. Belki direkt türev değil ama türevin türevi bir akıl…Türkiye rejimi yok edemeyeceğini anladığı anda bu defa karşıtını kendine benzetme yoluna başvuruyor. ‘Yok edemezsen kendine dönüştür politikası.’ Özü itibarıyla HDP, Kürtlerin Türklerle kardeşliğini oluşturma projesinin adıdır. Son seçimde aldığı ciddi oy desteği de bunun ispatıdır. Buna rağmen yine söylüyorum, kimse kimsenin kardeşliğine karşı değil; mesele NASIL BİR KARDEŞLİK meselesidir aslında.
Daha çok matematik, fen bilimleri, istatistik, sosyoloji gibi alanlarda kullanılan “bağımlı ve bağımsız değişken ” terimi diye bir terim vardır. Kısaca bağımsız değişken; bizim değiştirdiğimiz değişkendir. Bağımlı değişken ise bizim değiştirdiğimiz değişkene yani bağımsız değişkene bağlı olarak değişen değişkendir. HDP de bu noktada ikili bir değişkenliği/sıkıntıyı (Kürtler ve Türkiye Sosyalistleri açısından) bağrında barındırıyor.
Barış ve kardeşlik, sebep değil sonuçtur, sosyal bilimlerde buna “bağımlı değişken”denir. Barış ve kardeşlik öncesinde yani ‘yaşasın halkların kardeşliği’ demeden önce YAŞASIN HALKLARIN EŞİTLİĞİ demek ve bu eşitlik gerçekleştikten sonra barış ve kardeşliğe vurgu yapmak daha doğru değil midir ? Eşit olmayanların kardeşliği nasıl bir kardeşlik olur? Birinin ezen, diğerinin ezilen ulus olduğu durumda hangi kardeşlik ilişkisinden, hangi eşitlikten söz edebiliriz. Kendi kaderini belirleme hakkı olmadan, her dönem büyük ağabeye bağlı bir kardeşlik nasıl bir kardeşlik olur?
Şöyle başlayan cümleler de hep bu tutumu besleyen sıkıntılı cümleler olmuştur. “Hepimiz kardeşiz, o halde...”, “Bin yıldır barış içinde yaşamışız, öyleyse...”diye başlayan bir dil; hem dilbilgisi açısından hem de sosyal bilimler açısından yanlış ve yerinde olmayan zorlayıcı bir dildir. Ancak bu dil, son yılların siyasetteki moda dilidir. Ve Kürdistan gerçeğini reddetmek üzere kurgulanmış bir dildir. İşin tuhafı bu dili biz Kürtler de son dönemlerde çokça kullanmaya başladık.
Eşitliği olmayan kardeşlik…
Nisan 1992’de ABD’de bir siyahî sürücünün “aşırı hız yaptı diye” beyaz polisler tarafından durdurulup vahşice ve gaddarca dövülmesi üzerine başlayan ve tüm ülkeye yayılan, ABD’deki büyük şehirleri yangın yerine çeviren siyahî başkaldırının sembolleşen sloganı, “Adalet yoksa barış da yok” sloganı olmuştu. Şimdi bu doğruya bir doğru daha ekleyelim, derim. “Eşitlik yoksa kardeşlik de yok” demek Kürt halkının hayrına olabilecek en doğru söylemdir bence. Her konuda ama her konuda, adalet ve eşitlik olmadıkça barış ve kardeşlik bir uyutma ninnisi olacaktır Kürt /Kürdistan halk(lar)ına.
Türkiye’de “kardeşlik” kullanılarak bazı adımlar atılmaya ve bazı şeylerin “sebebi” yapılmaya çalışılmaktadır. Yapılması gereken, tam tersine, bazı adımların atılarak “kardeşliğin” sağlanmaya çalışılması olmalıdır. Mesele; Ulusların Kaderini Tayin Etme hakkını tanımak başta olmak üzere, bazı eşitliklerin sağlanması meselesidir…
Bu konularda genel olarak sol sosyalist bakış, Türkiye’de ciddi sıkıntıları içinde taşıyor.
Bu meselede en gerçekçi bakışı İbrahim Kaypakkaya sunar şu cümleleriyle: "Halkların kardeşliği sloganı baştan beri burjuva-liberal bir hiledir! Önce tam hak eşitliği, ancak ondan sonra halkların kardeşliği."
Eşitlik hatta tam hak eşitliği olmayanların, halkların kardeşliği demesi evet burjuva liberal bir hile yanında Kemalizm’in sol duruşundan da başka bir şey değildir.
Keşke Türkiye sosyalist hareketi Lenin’e biraz yaşadığı coğrafyadan bakabilseydi…Ya da sosyalist sol, kendi parti programına aşağıdaki birkaç cümlelik paragrafı yazabilseydi; yazabilseydi ve bu yazdıklarını da Türk halkı ile paylaşabilseydi; belki bu kardeşlik meselesinde o zaman daha inandırıcı ve güven verici olabilirdi.
Türkiye Sosyalist/Komünist hareketi eğer programına; “Bizler, Kürt ulusunu ayrı bir ulus olarak tanıyor ve ayrı bir devlet kurmak hakkını her ulus gibi Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını da kayıtsız şartsız savunuyoruz ve her türlü hakim ulus imtiyazını reddederek iki ulusun tam hak eşitliğini savunuyoruz” deseydi/diyebilseydi, belki o zaman anlaşılabilirdi sosyalistlerin Kürt/ Kürdistan meselesindeki samimiyetleri… Bu, savunulmadan halkların kardeşliği hangi sosyal gerçekliğe dayandırılacaktır? Kaldı ki, hiçbir eşitliği olmayan kardeşliği zaten rejim de savunmuyor mu?
Baştan sona sorunlu olan “Yaşasın Halkların Kardeşliği” yerine “Yaşasın Halkların/Ulusların Eşitliği” ya da “Yaşasın Halkların Özgürlüğü” denilmesi daha devrimci olmaz mıydı ve Kürt/Kürdistan Halklarından yana olan daha doğru bir tutum içermez miydi?
Mesele, halkların kardeşliği değil, ulusların eşitliği ve her türlü ulusal imtiyazın hakim ulus ayrıcalıklarının, bunun içinde de en başta devlet kurma hakkının sadece ezen Türk ulus burjuvazisine hak olarak tanıma sahtekarlığına karşı durmak; aslında bir boyutuyla da Kürt ulusunun gerçek dostları olmak meselesidir..
İ. Kaypakkaya’nın bu konudaki tutumu dönemi içindeki hatta bugünün bile sosyalist/komünist birçok yapısının oldukça ilerisinde ve saygı duyulması gereken bir duruş ve tutumdur.
Yaşasın Halkların Kardeşliği diyenler acaba şunu hiç merak ettiler mi? Eşitlik ve özgürlük hakkı tanınmayan bir halk ile bu hakkı tanımayan bir halk arasında nasıl bir kardeşlik oluşturulabilir?
Aslında bu güne kadar Türkiye sosyalist solunun büyük çoğunluğu -ki günümüzde de bu devam etmekte- mesele Kürtler olunca, hemencecik ceplerinde eksik etmedikleri kırmızı kartını, “enternasyonalizm” kartını çıkarırlar. Enternasyonalizm adına, Kürtlerin devlet kurma hakkını kullanmalarına gerek olmadığı; hatta ayrı devlet isteyenlerin de emperyalizmin güdümünde olduğu eleştirisine sahip sosyalist akılla yukarıda bir tanım yaptık. O aklı taşıyanlara Cumhuriyetin türevinin türevleri demek en doğru yaklaşım olacaktır sanırım. Aynı durumdaki Filistinlere gelince “devlet”, Kürtler’e gelince de “Türkiyelileşme” diyen sol mantığın “müminler ancak kardeştir” diyen ve Kürtlerin ayrılıp devlet kurmak isteme özlemlerini her defasında İslam adına karşı koyan İslamî akıldan farkları nedir ki!
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.