Mehmet AKAY
ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik başlatılan savaşın bir ayını tamamlamak üzereyiz. Savaş sınırlarını ilk haftada aşıp başta Körfez ülkeleri olmak üzere pek çok ülkeyi içine katmak üzere. Bir yandan diplomasi işletilemeye çalışılırken diğer taraftan savaşın acımasızlığı hızla sürüyor. Artık bir savaş sarmalına sürükleniyoruz diyebiliriz. Geçen hafta Ukrayna lideri Zelenski Suudi Arabistan’daydı. Rusya’ya karşı 5 yıllık savaş deneyimini Suudilere sunmaya gelmişti. Rus dronlarına karşı nasıl savunma yapılacağı üzerine teknolojik destekte bulunmak, karşılığında enerji desteği talebinde bulundu. Bu bize şunu duyuruyor, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşların nasıl birbirlerine bağlı olduğunu sanırım yeterince anlatıyor.
SAHA VE DİPLOMATİK ARAYIŞLAR
Birkaç gün önce Yemen Husileri, İsrail’e füze yollayarak savaşa dâhil olmakta tereddüt etmeyeceğini tüm dünyaya duyurdu. İran, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazını kapatırken, Husiler de Kızıl Denizde Bab al-Mandeb Boğazını kapatmakla tehditte bulunuyor. Irak’ta Haşdi Şabiler ABD üstlerine ve Kürtlere karşı saldırılarını artırmış durumda. Diğer yandan Lübnan’da Hizbullah, İsrail işgaline karşı bir devlet gibi savaşmakta.
Rusya, İran’a verdiği desteği açıklamaktan çekinmiyor. İran’ın kuzeyi, Hazar Denizinde bulunan limanlar İsrail tarafından vurulmakta. Basra Körfez ülkeleri özellikle Suudi Arabistan, İran saldırılarına karşı sert açıklamalarda bulunuyor.
Sahanın durumu, diplomatik arayışlar savaşın bölgeye yayılacağı ve uzun süreceği yönünde. Türkiye bir yandan Pakistan’ın öncüliğinde başlayan diplomasi atağını Körfez Ülkelerini katarak sürdürürken, diğer yandan savaştan uzak kalmaya çalışıyor. Bunu ne kadar becerebileceği konusunda kuşkular gün geçtikçe artıyor.
SAVAŞ KARŞINDA TÜRKİYE NE KLASİK RESMİ DIŞ POLİTİKAYLA,
NE’DE YENİ OSMANCILIKLA TUTUM GELİŞTİREBİLİR
Önce Kıbrıs’tan başlayalım. Kıbrıs, Türkiye için uluslararası çözülmeyen aktüel bir sorun. Türkiye’nin adadaki askeri varlığının uluslararası meşruluğu yok. Dolaysıyla Türkiye’nin, yayılacak bir savaşta Kıbrıs’a yönelik her hamlesi kendini batı emperyal güçlere karşı hedef bir ülke konumuna getirebilir. Kıbrıs güneyi; hem Akdeniz deniz havzasında enerji kaynaklarının bekçiliğini üstlenirken, hem de Ortadoğu ve İran’a karşı askeri üst olarak kullanılıyor. Umarız Türkiye, Kıbrıs üzerine çıkacak politik krizde bölgesel bir güç misyonuyla kutuplaşmayı değil de birlikte davranma ve uzlaşma prensibini geliştirir. Kıbrıs sorunu bunca yıl ertelenmesi Türkiye’nin aleyhine olmuştur.
Irak içindeki Haşdi Şabilerin bir iç savaşı körüklemesi ve bunun Suriye’ye ve Kürt bölgelerine yayılması durumunda Türkiye sahaya inme zorunda kalabilir. Ne yazık ki bölge böyle bir potansiyel taşıyor. Ancak bu hamle Ortadoğu üzerinde hâkimiyet ve alan kazanma olarak düşünülürse Türkiye yalnız uzun bir savaşın içine girmiş olmayacak aynı zaman da büyük bir yıkımla da karşı karşıya kalacak. Türkiye bu bölgede İran gibi yayılmacı olmamalı. Böyle bir dış politika Türkiye’nin İranlaşması anlamına gelir. Bu Türkiye halkları için bir intihar olur.
Türkiye Ortadoğu’ya ve Körfeze ne klasik resmi dış politikayla, ne’de Yeni Osmanlıcılık temelinde bakabilir. Her iki durumda Türkiye kaybeden bir ülke olur. Çünkü ABD-İsrail-İran savaşı Türkiye’yi aşan bir nitelikte. Daha önce söz etmeye çalıştığımız üzere savaş, emperyal yani jeopolitik ihtiyaçlar üzerine gelişiyor ve bugünün sorunu değil 90’lı yılların uzantısı olarak birbirine eklemlenerek gelişiyor.
Ortadoğu’da İran, Irak savaşıyla birlikte bölgede söz hakkına sahip oldu. ‘Şiir hilaliyle’ bölgenin dinsel kimliğini kullanarak yerel milis güçleri kendi çeperinde toplayabilmişti. Bölgede zaten etkin olan Şiilik, İran’ın politik taban bulmasını sağlamıştı. Bölgenin sosyal ve kimlik sorunu ABD ve İsrail karşıtlığını, işbirlikçi monarşilerin, diktatör rejimlerin yarattığı toplumsal çelişkinin yarattığı toplumsa muhalefet Şii üzerinden radikal Şii ve Selefi gurupların etkinleşmesini sağlamıştı. Arap Baharı’nın yenilgisinde bu gurupların etkisi de büyük oldu.
İsrail, Suriye savaşından beri ‘Şii hilalini’ hedef alan strateji benimsemiş durumda. İsrail diğer yandan suni mezhebini de yönelik planlar içinde. Suriye’de Şara’ya karşı da ABD’den bağımsız davrana bilmekte. Bölgede Şii ve Suni mezhepler siyasal olarak örgütlenmiş durumda. Bu yapılarda İsrail ve ABD karşıtlığı çok güçlü, İsrail için bugün Şiilik nasıl hedefse yarın Suniliğin; gerek Selefi, gerek Müslüman Kardeşler de hedef içinde olacaktır. Bu Türkiye siyasi elitleri için dikkat edilmesi gereken bir durum.
ABD ve İSRAİL’İN İSLAMOFOBİK SAVAŞ SÖYLEMİ
İsrail’in, İslamofobik söylemi bölgede ve dünyada yaygınlaşmasını hatta bugün İran’a karşı açılan savaşı İslamofobik olarak yorumlanmasına neden olmakta. ABD lideri Trump’un evanjelistlerle medyaya yansıyan ritüeller de buna çanak tutmakta. İran mollaları da savaşın bir din savaşı olarak yorumlanmasına çok razılar. Çünkü toplumsal meşruluğu bunu üzerine ikamet ediyorlar. Oysa savaş çok açık ki bir din savaşı değil. Tastamam ekonomik ve jeopolitik bir savaş. Savaşın mezhepsel temelde genişlemesi savaşan tarafların işine gelecektir. Gerçek niyetin gizlenmesi iki taraf içinde önemli. ABD, İran ve İsrail egemen sınıfları böylelikle ‘dünya güvenliği, demokrasi’ veya milliyetçilik söylemleri yetersiz kaldığında dinsel retorik öne çıkartılmakta. Rusya-Ukrayna, ABD-Latin Amerika ülkeleri arasında yaşananlar hiç de dini nedenler taşımıyor.
ABD bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol etmek istiyor. Çünkü iki kutuplu dünya jeopolitiği yaşandığı dönemde ABD bölgede enerji kaynaklarını kısmen kontrol ediyordu. 90’lı yıllardan sonra İsrail ile birlikte bölgeye yönelik iştahı artmış ve bu yönde hamlelerde bulunmuştu. İran-Irak savaşında aldığı tutum, 1. ve 2. Körfez Savaşında ABD’nin doğrudan müdahalesi bu bölgeye yerleşme çabasıydı. Körfez ülkeleriyle geliştirilen ilişkiler ve bölgesel üstler bunun diğer sacayağı. İsrail’de bölgesel hegemonya arayışında. Bunun için Gazze’yi ve Lübnan’ı işgal ediyor. Bölgeye hâkim olmak için arka bahçesini güvenceye alıyor. ABD aracılığıyla İbrahim anlaşmaları da İsrail’in bölgesel güç olma dayatmasından başka ne anlama geliyor. Daha şimdiden pek çok ülkeyi kapsamış durumda.
Şu bilinmeli; ABD için İran’a dönük başlatılan savaş bir rejim değişikliğini içermiyor. Değişirse ne ala, ama öncelik bu değil. Birlikte çalışabileceği, kendine hizmet edeceği yapılar arayışında. ABD, 90’lı yıllardan beri bölgede her geçen gün varlığını hissettiriyor, kazanmış olduğu stratejik hegemonyasını Rusya ve Çin’e karşı sürdürme çabasında. Bu çaba sürecek gibi. Dolaysıyla bölgedeki savaş belki kısa süreliğine ateşkes veya barışla ertelense de ABD ve İsrail’in, hegemonik ve stratejik baskısı sürecektir.
SAVAŞ KARŞISINDA TÜRKİYE’NİN BARIŞ VE ARABULUCULUKTAN BAŞKA BİR SEÇENEĞİ YOK
Türkiye’nin işi zor. Kıbrıs sorunu her an uluslararası politik krize yol açabilir. Irak’ta başlayacak mezhepsel çatışma bölgeye yayılarak Suriye’yi de içine alacak şekilde yaygınlaşabilir. Kürtler bu süreçte yalnız kaldıkları yetmezmiş gibi İslamcı güçlerin hedefi olması ihtimal dâhilinde. Hizbullah, IŞID ve diğer İslami guruplar yeni katliamlara yol açabilir.
Türkiye’nin siyasi elitleri ‘Terörsüz Türkiye’ söylem ve niyetiyle bugün Kürtlerin yanında gözükse de aslında bir barış süreci yürütüyor ve her an bu süreç sekteye uğrayabilir veya savaşa dönüşebilir. Türk siyasi elitleri Kürtlerle barış konusunda kararlı gözükse de bir mezhepsel savaşta nasıl tutum alacağı konusunda net değiller. Bölgede İsrail’in ABD’yi kullandığı iddiasıyla ABD emperyalizminin sorumluluğunu hafifletmek veya gözden kaçırıp saf İsrail düşmanlığı yapma yanılgısı Türkiye’nin Ortadoğu’yu yanlış okumaya neden oluyor. Dolaysıyla bu yanlış algı Türkiye’nin bir zaafı ve savaşa çekebilecek yönü.
Türkiye, Hakan Fidan aracılığıyla bölgenin güvenliği ve savaşın sonlanması için arabuluculuk performansı Kürtleri de içine alacak bir şekilde yürütmeli. Körfez ülkeleriyle nasıl görüşmeler yürütüyorsa Irak, Suriye, İran ve Türkiye Kürtleri ve siyasi temsilcileriyle de görüşüp yanlarında olduğunu göstermelidir. Öcalan mutlaka özgürlüğüne kavuşup sahada siyasal olarak görünür hale gelmelidir. Türkiye, zaten savaşa çok kötü ekonomik koşullarda yakalanmış durumda. Silaha değil üretime bütçeyi ayırmalı, füzeler değil fabrikayı düşünmeli, demokratikleşmeyi her alanda hayata sokmalı.
Türkiye kendi içinde, bölgesinde ve dünya da barış ülkesi, elçisi ve arabulucusu olarak öne çıkmalı. Bölgeye arkasını silahlı gücünü almış bir ülke olarak değil demokrasi ve özgürlüklere sahip çıkan bir ülke olarak diplomasi yürütmeli. İktidar yani AKP, mutlaka muhalefetle barışmalı, yanına almalı, Kıbrıs sorunu ve Kürt sorunu bir an önce çözmeli. Siyasi elitlerimizin elinde bu söylediğimiz perspektif yoksa Türkiye yalnız ABD ve İsrail’in değil İngiltere, Avrupa’nın hatta Ortadoğu devletlerin hedefi olur. Bugünün ana meselesi savaştan uzak durmak, karşı olmak ve özgürlüklerden yana olmaktır.
Yazarlar
-
İbrahim Kahveciİhracatçı batıyor 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünKritik günlerden geçerken... 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYORTADOĞU VE KÖRFEZ ÜLKELERİ SAVAŞ SARMALINA SÜRÜKLENİYOR… 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİnsan olan böyle bir savaşta nasıl davranır? 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYACemre Toprağa Düştü, Newroz’un Ateşi Yüreklere; Şimdi 4 Nisan’ın Özgürlük Müjdesiyle Taçlandırma Zam 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRSadece orta direk değil, iyi bir gelecek kurma hayali çöküyor 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİREN“Başkan Trump’ı kurtarmak” 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞUÇAKTA AĞIR TÜRBÜLANS… 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMOğuzhan Müftüoğlu vesilesiyle Türk solu 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÜlkenizi bir otokrat yönetiyorsa... 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURDirenişten ‘Allah bizi mahcup etmesin’e 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYargı güce boyun eğiyor mu? 30.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİİslam ve düşüncede yerlilik 29.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRCHP’ye yakın araştırma şirketinden sürpriz sonuç 28.03.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENSAMER raporu ve saha 28.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezTrump'ın Manipülasyon Çabaları 28.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın umudu: Türkler bu sefer de bayrağın altında toplanır mı? 28.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUDezenformasyon felaketi 28.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKÇözüm süreci: Suriye’de hareket var, Türkiye’de söz çok icraat az 28.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİşte Şişli'nin bir gecede silinen tapuları 28.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZOsman Kavala 3070 gündür haksız yere hapiste yeter bu zulüm... 28.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERFransız seçmenin mesajları 27.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçKaranlık Akademi: Üniversiteler Nasıl Ölür? 27.03.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden mutsuzuz? 27.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN12 Yıl Önceki O Açıklama: “Önce Hukuk” 25.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİYargıya kim haber verecek bunları? 24.03.2026 Tüm Yazıları


























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2026
17.03.2026
12.03.2026
6.03.2026
5.03.2026
28.02.2026
26.02.2026
24.02.2026
7.02.2026
5.02.2026