Mehmet AKAY

Mehmet AKAY
Mehmet AKAY
[email protected] Gece Metrosu 1997 Doruk/Dâhiler ve Aşkları 2008 İkaros/Aşk Üzerine Düşünceler 2015 İkaros/Ardıç Konuşması 2017 NoKitap/Ateşin Felaketi 2020 Klaros/ 80 Kuşağının Üç Şairi 2021 Klaros /Göle ağladım/Çöl oldum 2021 Klaros/Gökyüzü Gazelleri Şiirden Yayıncılık2002 Tüm Yazıları
Küresel Savaş mı, Küresel Barış mı
17.03.2026
50

Savaşın 18. günü ve Ortadoğu cehennem ateşine döndü. ABD-İsrail'in İran'a karşı hukuksuz savaş ilanı Körfez ülkeleri başta olmak üzere Lübnan, Irak'a sıçradı. Savaş her geçen gün yeni bir cephe açmakta. Lübnan, Irak, Afganistan-Pakistan ve Körfez Ülkeleri savaşın cepheleri. Özellikle Basra Körfezi veHürmüz Boğazı savaşın restleştiği yer oldu. Çünkü Basra Körfezi'nin dünya enerji ve ticari kapasitesinin yüzde otuzunu karşılıyor. Savaşın başından bugüne petrol ve türevi hammadde fiyatlar neredeyse iki katına artı ve bunun dünya ekonomisine maliyeti endişe yaratmaya başladı.

Körfez tedarikçisi ve söz sahibi İngiltere ve Avrupa, ABD'nin savaş ısrarına karşı düşük ölçekte olsa da homurdanmaya başladı. Diğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik füze saldırılarını kınayan karar tasarısını kabul etti. Oylamada 13 ülke tasarıya destek verirken Çin ve Rusya çekimser kaldı. Tasarı, Bahreyn tarafından Körfez İşbirliği Konseyi üyesi olan Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte Ürdün adına sunuldu.

Savaş ve Diploması

İran, ABD ve İsrail saldırısına karşı Körfez ülkesini hedef alması uluslararası diplomaside yalnız kaldığını gösterir. İran, savaşın galibi olmayacağının farkında. Dolaysıyla savaşı yayarak bölgenin yerleşik gücü olduğunu kanıtlamak istiyor. İran bunu hem kendisi, hem de birlikte çalıştığı Çin ve Rusya için yapıyor. İran, savaşın ulusal varoluş meselesi olduğu bilincinde olduğu kadar emperyalist bir kutuplaşmanın sonucu olarak da görüyor.

İran, savaş deneyimi konusunda deneyimli bir ülke. On yıl süren İran-Irak savaşı ayrıca Çin, Rusya, Kuzey Kore'den aldığı askeri ve teknolojik destekle sofistike silah gücüyle direnmekte. Oysa İran'ın elinde ne hava, ne deniz gücü kaldı. Ancak İran'ı bölgede ve dünyada güçlü kılan Basra Körfezi. Bu durum yıllardır var ve İran bu avantajı savaşta da kullanmakta.

İran'ı güçlü kılan bir diğer şey de, bölgede kullandığı Şii ideolojisi. Körfez ülkelerinde, Irak'ta, Ürdün'de, Lübnan'da, Umman'da, Yemen'de devlet kadar güçlü örgütleri yarattı. Basra Körfezini kendi malı gibi görmenin yanın da Şii ideolojisi aracılığıyla bölgesel mezhepsel iç savaş çıkaracak gücü de elinde koz olarak tutmakta.

ABD, İran'ın bu gücünün farkında, dolaysıyla Trump'ınNATO'yu harekete geçirme cabası yenilgi korkusundan değil savaşın kontrolünü kaybetme endişesi olarak görülmeli. Körfezin seyrüsefere kapalı olması savaşın ekonomik maliyetini artıracağı, bunun da ABD'yi İran karşında yalnız kalması anlamına geliyor. İslam İşbirliği Teşkilatı, Körfez İşbirliği Konseyi gibi uluslararası kuruluşlar savaş konusunda ABD ve İsrail’in gerek İran, gerek Ortadoğu’ya yönelik saldırısına karşı ‘barışın’ yanında daha aktif rol almalıdırlar. Özellikle Basra Körfezi ve Hürmüz Boğaz kullanım ve geçiş güvenliği için uluslararası güvenlik şemsiyesi oluşturulması için şimdiden girişimlere başvurmalılar. Körfez ve Hürmüz ne ABD, ne’de İran’a bırakılmamalı.

Basra Körfezi ABD ve İran İçin Varlık Sorunu

İran, körfezde ABD'nin soluğunu uzun yıllardır ensesinde hissediyordu. Bunun için Çin ile ilişkisi her daim canlı tuttu. Körfezi baypas yaparak 1100 km'lik Gore-Caskpetrol boru hattını döşedi. Umman'a inen petrol terminalini kurarak Çin'e ve diğer ülkelere günlük 1 milyon varil petrol kaynağı sağladı ve savaş boyu da bu tedarik devam ediyor. Basra Körfezi günlük 20 milyon varil petrol ihracatı düşünüldüğünde bu büyük bir rakam. Körfezin su yolu petrol ihracatına alternatif bir diğer boru hattı Suudi Arabistan-Kızıl Deniz boru hattıdır ve günlü 1.5 milyon varil olmakta.

Savaşın Kaderini Basra Körfezi Belirleyecek

Basra Körfezi ABD ve İran için varlık sorunu. Savaşta tastamam buranın kontrolü üzerinde sonuçlanacak veya daha da büyüyüp, yaygınlaşacak. ABD, yıllardır Körfez Ülkelerin güvenliğini sağlıyordu. Amerikan petrol şirketleri bölgede çıkan petrol ve diğer hammadde kaynaklarını dünyaya pazarlıyor. ABD'nin yeni rakibi Çin de buradan enerji kaynağının büyük bir bölümünü karşılıyor. ABD, körfezin kontrolünü ele geçirdiğinde Çin'e karşı elini güçlendirecektir. Eğer ABD, körfezde ve Ortadoğu'da hegemonyasını kurarsa Çin'e karşı arka bahçesini tahkim etmiş olacaktır. İsrail bu anlamda koşulsuz desteklenmekte. ABD ve Çin'in görünürdeki ticari rekabetin önümüzdeki yıllarda bir dünya savaşına dönüşme ihtimali oldukça yüksek. Sınırsız ve çılgınca silahlanma bu sonucu üretmesi kaçınılmaz. Dolaysıyla körfez şimdilik dünya savaşına yol açmadı ama bölgesel savaşın merkezi oldu. Ancak savaş yayıldıkça durum değişebilir. Dünya daha büyük felaketle karşılaşabilir.

Küresel savaş mı, küresel barış mı seçeneği ne ABD, ne İsrail, ne Rusya, ne'de Çin'e bırakılacak bir konu. Silahlanma, hegemonya rekabeti ve savaşlar ulus devletlerin güvenlikçi politikalarına, silahlanma yatırımlarına meşruluk sağlamakta. Bu politikalar içeride demokratik ve sosyal hakların budanmasına, ırkçı ve milliyetçi partilerin güçlenmesine neden olmakta. Böylelikle küresel savaş tehdidine karşı barış seçeneği ötelenmekte. Oysa Gazze direnişinde Küresel ölçekte, milyonların katıldığı dev protestolar oldu. Sivil toplum hareketleri bölgesel ve küresel savaşa karşı bir cephe oluşturdu, demokrasi güçleri bu sivil gücü mutlaka görmeli. Böyle bir baskı, toplumsal muhalefet mücadeleyi sürdürdükçe ve iktidarlar üzerine baskı oluşturdukça bölgesel ve küresel savaşları engelleyebilir.

Türkiye Bölgesel Savaşa Karşı Önce İç Barışı Sağlamalı

Türkiye tanık olduğumuz bu bölgesel savaşa karşı yalnız diplomatik çabalarla yetinmemeli. Çünkü ABD-İsrail, Türkiye’yi yanında görmek istiyor. Türkiye’ye düşen İran füzelerin NATO tarafından bilinçli bir şekilde Türkiye topraklarına düşürüldüğü kanısı gün geçtikçe artmakta. Savaşa karşı Türkiye’nin öncelikle muhalefetle birlikte hareket edip, muhalefetle barışarak bir an önce demokratikleşme sürecini hızlandırmalı. Türkiye’nin kendi içindeki siyasi ve kültürel fay hatlarını harekete geçirir. 'Terörsüz Türkiye'nin sonuçlarını daha açık görünmesini sağlamalı. Türkiye kendi içinde barışı sağlarsa bölge ve dünya barışına da katkı sunabilir. Aksi takdirde diplomasiyle oyalanarak yaygınlaşma potansiyeli taşıyan savaşın bir parçası olması kaçınılmaz. Bu Türkiye’nin içinden uzun yıllar içinden çıkamayacağı bir durum olur.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar