Mehmet BARANSU
Kürt sorunu ve bu bağlamda son günlerde yaşanan ölüm oruçları, her geçen gün Türkiye’nin en önemli konusu olmaya doğru gidiyor. Çözüm bulunamaması hâlinde, 2000 yılında yaşadığımız “Hayata Dönüş” operasyonundaki benzer sahnelerle de karşılaşmamız sözkonusu. Ölüm oruçları gittikçe uluslararası bir sorun hâline gelecek gibi.
Bugün, siyasetin sıkıştığı bu alana bir “giriş” yapacağım. Giriş dedim çünkü; özellikle 30 yıldır artarak devam eden bu sorun ve çözümle ilgili değerlendirmelerin bir yazıya sığmayacağını biliyorum. Önce durum tesbiti yaparak konuya gireyim.
AK Parti, 10 yıllık siyasi hayatımızda gündemi belirleyen temel aktördü. Muhalefet, özellikle CHP ve MHP bu süreçte AK Parti’nin belirlediği alanlarının dışına çıkamadı. Her iki parti de siyasi aktör olmaktan uzak bir görüntü çizdi. Öyle ki ana muhalefet partisi grup konuşmalarını iktidarın ardından yapıp, onun söylemlerine cevap verme üzerine bir strateji kurdu. Ve bunda da ne kadar başarılı olduğu ortada.
Bu siyasi boşlukta Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, topu istedikleri gibi çevirdiler. Tempoyu kendileri belirledi. Zaman zaman tempo yükseltildi, gerekli görüldüğü anlarda düşürüldü. AK Parti, CHP ve MHP’nin, statüko üzerine kurulu savunma anlayışındaki açıkları da iyi görüp, değerlendirdi. Bu alanlara pres yapmaktan geri durmadı. Presten her iki partiyi de bunaltmanın ötesinde, ne yapacağını bilemeyen bir muhalefetle karşı karşıyaydık. Verkaçlar, sağdan, soldan yapılan ortalar, “derin”lemesine paslar, savunma arkasına sızmalar, kaleye atılan şutlar, çok kolay bir şekilde gole çevrildi.
Bu oyunda, muhalefet partilerinin unuttuğu bir nokta vardı. Türkiye, futbolu, güzel oyunu ve golü seviyordu. Takım ayrımı yapmaksızın güzel oyunu destekliyordu.
İşte bu oyunda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve askerin muhalifliği dışında AK parti’yi zorlayan takım olmadı. Sezer ve asker de tıpkı muhalefet partileri gibi değişen siyasi futbola ayak uyduramadı. Eski taktik ve oyun anlayışı galibiyet için çare değildi ve takımlar uzun soluklu maçta erken yoruluyordu.
Unutulan bir nokta da stattaki milyonlarca seyirciydi. Seyircinin desteği, AK Parti’nin arkasındaki itici güç olmuş, öteki takımlar oyundan bunalmıştı. Saha içinde galip gelemeyenler, saha dışından medet ummaya başlamış, kural dışına çıkmışlardı. 367 krizi, 411 elin kaosa kalkması, Cumhurbaşkanlığı seçimi, Cumhuriyet mitingleri, Danıştay, Hrant Dink cinayeti gibi onlarca konu buna en güzel örnekti.
Köşk hakemini ve saha dışındakilerin oyuna müdahalelerini gören seyirci, takımının bunaldığı bu en kritik anlarda devreye girmiş, takımına nefes aldırmanın ötesinde, oyunu karışı alana yıkmayı da başarmıştı. Bu psikolojik üstünlük her kritik maçın son dakikalarında meyvesini vermiş, atılan her gol “demokrasi” hanesine yazılmıştı.
Eski düzen oyuncular, bu seyirciye, takıma, oyun anlayışı ve yeni kurallara ayak uyduramadı. Artık kendi sahasında, deplasmanda gibi oynayan ve mağlup olan takımlar vardı.
Olumlu gibi görünen bu tablo iktidar açısından bir süre sonra sorun hâline geldi. Her maçta galip gelen takım, rehavete kapılmış, oyun anlayışını geliştirememişti. 2007 seçimleriyle birlikte Meclis’e 20 kişiden oluşan dördüncü bir “bağımsız parti” girmeyi başardı. “DTP spor” artık Meclis’teydi. 2011 seçimleriyle mecburen adını değiştiren parti, bu kez 36 kişiyle bu ligde ben de varım dedi.
Oyunu istediği gibi oynayan, tempoyu kendi belirleyen AK Parti, “İmralı-PKK-BDP” üçlüsünün çizdiği oyun anlayışına alışık değildi. Rehavet, kendini geliştirememe, bilmekleri bu alanda sıkışmalarına neden oldu.
Şehit haberleri, KCK operasyonları, Kürtçe savunma krizi, anadilde eğitim, Uludere, müzakere, Oslo, Habur, ölüm oruçları gibi yeni taktikler karşısında artık AK Parti de ne yapacağını bilemez bir durumdaydı.
Yapılan her atak ve pres, iktidarı dar bir alana hapsetti. İktidarın art arda yaptığı hatalar, PKK ve Öcalan’ı bu oyunda güçlendirdi. Oyun yönlendirenler, oyunu seyretmeye başladı. Rakibin oyununa ayak uydurmaya çalıştı.
Futboldan gitmişken, isterseniz Galatasaray’ın UEFA kupasını aldığı o gecenin öncesine, otel odasına gidelim. Takım uyurken, Fatih Terim ve yardımcıları saatlerce tek bir konuya odaklanmıştı. Arif bu maçta ilk 11’de oynamalı mıydı?
Arif, finale kadar her maçta oynamış, takım yenilmemişti. Arif demek, kendi oyun anlayışını sahaya yansıtmak demekti. Arifsiz bir kadro, savunma anlayışı, rakibin oyununa ayak uydurmaya çalışmak demekti.
İşte o gece Terim ve arkadaşları, saatlerce bu konuyu konuştular. Gün ışığıyla birlikte de karar verildi. Arif ilk 11’deydi. Ve o sabahın akşamı, milletin duası, inanmışlık, kendi oyun anlayışı kupayı Türkiye’ye getirdi.
Şimdi Terim’in yaptığı gibi Başbakan ve arkadaşlarının karar vakti. Futbolu iyi bilen Başbakan, oyunun sıkıştığı bu gibi durumlarda teknik direktörlerin şok bir karar aldığını bilir. Yapılan bir hamle, rakibin dengesini bozar, inisiyatifi size geçirir ve galibiyet gelir.
AK Parti, “İmralı-BDP-PKK” çizgisinin arkasından mı gidecek, yoksa bir şok kararla, inisiyatifi ele alıp kendi oyununu mu sahaya yansıtacak? Önce buna karar verilmeli. Sonrası kolay. Yapılması gerekenler bir sonraki yazımda.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.01.2016
5.02.2016
28.12.2015
15.12.2015
9.02.2015
30.11.2015
23.11.2015
16.11.2015
9.01.2015
26.10.2015