Murat AKSOY
Marx ve Engels'in 1848 Şubatı'nda Londra'da Almanca yayınladıkları Komünist Manifesto şu çağrı ile biter; "Proleterlerin zincirlerinden başka yitirecek bir şeyi yoktur. Oysa kazanacakları koskoca bir dünya vardır; bütün ülkelerin işçileri, birleşin!".
Marx ve Engels'in çağrısında nispet yaparcasına bugün dünyanın pek çok ülkesinde "Biz yüzde 99'uz" diyen milyonlar "Wall Street'i İşgal Et" mottosu ile sokaklarda, meydanlardalar.
Aslında bugünlerin geleceği belli idi. Dünyanın farklı ülkelerinde gerçekleşen küreselleşme karşıtı eylemler, G20 toplantılarının yapıldığı her yerde protesto edilmesi, 2005 yılında Fransa'da, Almanya'da, 2008'de Yunanistan'da, 2011'de İngiltere'de gerçekleşen ve başını sistem dışına itilmişlerin ve gençlerin çektiği eylemler aslında sürekli başka bir arayışa işaret etti; "daha adil bir dünya". Bu arayış var olanın adil ve adalatli olmadığını söylüyor. Daha adil, adaletli bir dünya için sokaklara çıkanlara şimdi dünyanın her yerinde ve daha geniş kesimler destek veriyor. Çünkü artık "marjinal" addedilen "normal"leşiyor. Daha önce dünyanın "yüzde 1"'ni protesto eden "yüzde 1"e şimdi dışarıda kalan "yüzde 98"in büyük bir kısmı da destek veriyor ve "Biz yüzde 99'uz" diyorlar.
Kabul edelim ki, marjinal addedilenin normalleşmesine, dünyanın her yanında olduğu gibi ABD'de de milyonları sokağa dökülmesine cesaret veren gelişme "Arap Baharı'nın" yaktığı ateştir. Arap Baharı'na yol açan süreçte yaşanan haberleşme, örgütlenme, direnme deneyimleri hem bugüne kadar olanların sentezi hem de bundan sonraki süreç için büyük bir yol gösterici oldu.
1990'larda sosyal bilimlerde önemli bir çalışma alanı olan "Yeni Sosyal Hareketler" nihayet ete kemiğe bürünerek dünyayı değiştirecek dinamiği yakaladı. Bu aynı zamanda "birey"in, nesne olarak değil "özne" olarak tarih sahnesine de çıkışıdır.
Dünyada var olan adaletsiz sistemi değiştirmek isteyenler, daha adil bir dünya mümkün diyerek sokaklara çıkarken; Türkiye'de bu grupların paydaşları olanlar, Ankara'da bir salonda özgür ruhlarını, toplantı sonunda "Halkların Demokratik Kongresi" adını alan harekete teslim etmeleri tarihin bir ironisi olsa gerek.
12Haziran seçimlerine "Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku" adı altında katılan 17 parti ve kurum bu birlikteliği, bir adım daha ileri taşıdı. Hafta sonu Ankara'da Kongre hareketi olarak başladıkları birlikteliği Halkların Demokratik Kongresi (HDK) olarak tescil ettiler. 2007 ve 2008'de denenip başarılı olmayan "Çatı Partisi" girişimi bu kez başka bir adla bir kez daha denenmeye başladı.
İki gün süren toplantıda salonda her zamanki gibi sembolik düzlemde insanı rahatlatan pankartlar, belagatlar haberlere yansıdı.
Peki 2007-2008'de denenip başarılı olamayan hareket bu kez başarılı olabilir mi?
Yani Mecliste 30'un üzerinde milletvekili olan bir hareket başarılı olabilecek mi?
Bu soruların cevabını hareketin sonuç bildirgesindeki bir kaç satırı analiz ederek verebiliriz. Toplantının sonuç bildirgesinde bir bölüm şöyle, "AKP hükümeti ve devletin siyasal alana yönelik tutuklama saldırıları koşullarında toplanan Kongremiz, hapishanelerdeki tüm siyasi tutsakları selamlayarak derhal özgürlüklerini talep etti. Halkların Demokratik Kongresi Türkiye'nin ana muhalefet hareketidir. Türk sağının ve hakim sınıflarının ortak çıkarlarının savunucusu ve dünya kapitalizminin bölgesel uç beyliği AKP iktidarı karşısındaki sahici bir direniş odağıdır."
Gerek bu satırlarda gerekse sonuç bildirgesinin tamamında ne dünyada ne de Türkiye'de yaşananı anlamaya, analiz etmeye yönelik neredeyse hiçbir satır yok. Bunlar olmadığı gibi kendi dünyasını yaratmış, o dünyada pozisyonunu belirlemiş üstten bir bakış söz konusu. Bu bakış, bir kez daha ölü doğumun işaretidir.
Bu hareketin niye başarılı olamayacağını daha önce şu nedenlere bağlamıştım. İlki bu hareketi talep edenlerin AK Parti'ye siyaseten muhalefet etmeyi öncelik haline getirenler tarafından talep edilip, başlatılmaması. İkincisi ise bu hareketin ana gövdesinin esas olarak 'kimlik siyaseti' yapan Kürt siyaseti tarafından oluşmasından. Kimlik siyasetini esas alan Kürt siyaseti, son iki yıl içinde hayata geçirdiği bütün ortak platformlar, farklı düşüncelerin törpülenip homojenize edilmesi ile sonuçlanmıştır. Son toplantı ile dışarda kalanların da homojenize edilmesinde büyük yol katedilmiştir.
Elbette ki, bu konuda yanılmak en büyük arzumuz olacaktır.
Şu açık Türkiye'de, AK Parti'ye siyaseten muhalefet edecek partiye ihtiyaç var. Ancak salt bu ihtiyaç, hiçbir alternatif arayışa o "biricikliği" vermez. Hele hele AK Parti'ye muhalefeti, salt AK Parti karşıtlığına indirgemek ise "siyasetsizlikten" başka bir şeyi ifade etmez.
Bugün Türkiye'nin AK Parti'ye daha demokratik adım attıracak, başladığı açılımları daha da ileriye götürmesine katkı verecek, değişimi taşıyacak siyasal bir partiye ihtiyacı var; AK Parti karşıtlığını siyaset sanan muhalefete değil.
Son olarak yazının başlığına bir kez daha dönelim. Bir tarafta daha adil bir dünya için "Biz yüzde 99'uz" diyen sanal alemde örgütlenip sokağa çıkanlar. Diğer taraftan sokaktan salonlara hapsolan "Halkların Demokratik Kongresi".
Sahi sizce hangisi daha yaratıcı?
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- 43 günün kısa hikâyesi
8.02.2019 - Siz bu satırları okurken ben…
23.11.2018 - Hangi devlet sivilleri sever?
20.11.2018 - Yerel seçim sadece yerel seçim değil
16.11.2018 - Sosyal medya politik bir mezarlık mı?
13.11.2018 - Hatırladınız mı geçen ay ne olmuştu?
10.11.2018 - Şimdi değilse ne zaman?
6.01.2018 - Dini dinbazlardan* kim kurtaracak?
3.01.2018 - Kılıçdaroğlu: 'Dünyanın tüm demokratları birleşmeli'
30.10.2018 - Laik Türk’ten Sünni Türk’e üst kimlik
26.10.2018
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























şahin giray
her şey bir an önce netleşmeli ...