Oya BAYDAR
Tayyip Erdoğan, yedi düvele karşı kurtuluş savaşı veren komutan edasıyla meydan meydan dolanırken, kitlelerin bilincini saptırıp gaza getirmeye yönelik en etkili propaganda unsurlarından biri olan “millî” kavramını tepe tepe kullanıyor. Her türlü muhalefeti, eleştiriyi, işine gelmeyen, hoşuna gitmeyen, planlarına uymayan her düşünceyi, her kararı, her kurumu, her uygulamayı gayrı millî ilan ediyor. Hedef aldığı kişileri, kurumları, örgütleri millî iradeyi tanımamakla, millî iradeye karşı darbe planlamakla suçluyor ve miting meydanlarını dolduranlara yuhalatıyor. Başbakan’ın “millî irade” saydığı/sandığı bir kısım insanımız da, komuta uyup millî çıkarları baltalayan “hain”leri, (Başbakan’ın deyimiyle “bunlar”ı) lanetliyor, iç ve dış düşmana karşı, istiklâl mücadelesi verdiğini haykıran başkomutanın yanında saf tutuyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın mahkemenin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşma sonrasında Başbakan’ın sözcülerinin ve medya borazanlarının ağızlarından kalemlerinden dökülen “Millî iradeye tokat atılmıştır, millî irade çiğnenmiştir, millî iradeye yargı darbesi”, vb. beyanları, millî irade kavramının nasıl çarpıtıldığının yeni bir örneği oldu. Bu sözler, AKP kadrolarının millî iradeyi kendileriyle özdeşleştirdiklerinin, kendi iradelerinden ibaret saydıklarının da açık itirafıydı. Çünkü o konuşmada tokat yiyen birileri varsa, “Anayasa mahkemesinin kararına saygı duymuyorum” diyen, AYM’yi millî çıkarlara aykırı kararlar alan şaibeli bir kurum olarak gösteren Başbakan Erdoğan ve kadrolarından başkası değildi.
Millî irade ne silah ne de kalkandır
Başbakan Erdoğan ve AKP kadroları “millî irade” kavramını hem silah, hem kalkan olarak kullanıyorlar. AKP’nin elinde ve dilinde “millî irade”; yolsuzlukların, kanunsuzlukların aklanmasını, rejimi büsbütün otoriterleştirecek adımların pervasızca atılmasını, kuvvetler ayrılığının tartışmaya açılmasını meşrulaştıran bir manivela oluyor. AKP’nin kendi oy tabanını sağlamlaştırıp pekiştirmek üzerine kurulu seçim stratejisinin temeli de bu kavramı kullanarak halkı: millî irade yani “bizler” ve karşımızdaki gayrı millî düşman kesimler, yani “onlar” olarak bölmeye, cepheleştirmeye, bir kesimi ötekileştirmeye ve milletten dışlamaya dayanıyor. Başbakan, örgütlü örgütsüz her çeşit muhalefeti, “bunlar, bunlar” diyerek ötekileştirip aşağılarken, millî irade olarak gördüğü kendi özde yurttaşlarıyla AKP’yi desteklemeyen halk kesimlerini, muhalif kişileri, farklı düşünenleri, farklı siyasetleri kalın çizgilerle ayırıyor; ayırmakla kalmayıp birbirinin karşısına dikiyor. Bir zamanlar vesayetçi zihniyetin asker-sivil muktedirlerinin sözde vatandaş ilan ettikleri, şimdiözde vatandaş olarak başkalarını “sözde”leştiriyorlar.
Erdoğan ve kadroları, millî irade kavramından oy çokluğunu ve Meclis çoğunluğunu anlıyor. Çağdaş demokrasilerde eksik ve yetersiz kalan, baştan beri de çok tartışılan bu anlayış Türkiye gibi demokrasi kültürünün henüz zayıf olduğu toplumlarda rejimin otoriterleşmesinden, siyasal iktidarın denetim dışına çıkmasından başlayıp çoğunluk (hatta bazı durumlarda azınlık) diktasına uzanan ciddi tehlikeler barındırıyor.
Televizyon ekranlarındaki veya iktidar-muhalefet atışmalarındaki sığ ve kısır tartışmaları bir adım aşıp AKP’nin millî irade’den ne anladığı üzerine düşünmek gereksiz fikir jimnastiği sayılmamalı. Kavramı yerli yerine oturtmak sadece bugün demokratik rejimi tehdit eden gidişatı anlamaya değil geçmişteki darbeci-vesayetçi otoritarizmi de açıklamaya olanak sağlar.
Genel irade’nin Türkçesi: Millî irade
Kavram siyaset bilimi ve felsefesinde millî değil “genel irade” şeklinde geçer. Jean Jacques Rousseau’nun demokrasi kuramının önemli ayaklarından olan siyasal meşruiyet kavramı, (daha sonra da Fransız Devrimi’nin halk egemenliği ilkesi) “genel irade” temeline dayanır. Yurttaşların bireysel tercih ve iradelerinin üzerinde yer alan, bütün ulusun üstün iradesi olarak tanımlanan genel irade, Rousseau’dan beri çok tartışılmış; diktatörlüğe, kitle terörüne, birey iradesinin ve azınlık haklarının yok edilmesine vardırabileceği ileri sürülmüş; genel iradenin ulusun tümünün değil siyasal çoğunluğun iradesi olduğu ve yasal -anayasal denetim mekanizmalarının eksikliği durumunda bu iradeyi siyasal çoğunluk adına kullananların baskıcı, otoriter, antidemokratik uygulamalarına gerekçe sağladığı görüşü, yaşanan deneyler ışığında ağır basmıştır. Çağdaş demokrasilerde, genel iradeyi temsil eden iktidarların halk adına kullandıkları egemenlik hakkı, her ülkede kendine özgü biçimler kazanan çeşitli anayasal denetim mekanizmalarıyla güvence altına alınmış, özellikle de keyfîliği ve kişi ya da parti sultasını engellemeye yönelik yasal önlemler getirilmiştir.
“Millî” sözcüğünün toplumumuzdaki fetiş niteliği nedeniyle olmalı, genel irade kavramı Türkiye’de “millî irade”ye dönüşerek çok partili sisteme geçiş döneminde yaygınlık kazandı. Özellikle 1950’de halk çoğunluğunun oylarıyla “Yeter! Söz milletindir” sloganıyla iktidara gelen Demokrat Parti, devletin dizginlerini ellerinde tutan vesayetçi seçkinlere karşı millet iradesine dayandığını, gücünü milletten aldığını millî iradeye sürekli atıfla belirtti. DP söyleminden hafızalarda kalan: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz” veya “Odunu aday göstersek seçilir” türünden ifadeler millî iradenin o zamanlardaki yorumlanma tarzını gösterir.
Aradan 60 yıl geçti. Dünyada demokrasinin çoğunlukçuluktan çoğulculuğa doğru evrilmesi sürecinde, bugün çağdaş özgürlükçü demokrasiyi birey hakları, azınlık grupların hakları, kuvvetler ayrılığına dayalı denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi ilkeler belirliyor. Oysa Tayyip Erdoğan ve partisi demokrasiyi oy çokluğuna dayanarak bildiğini okumak sanıp millî iradeyi kendileriyle özdeşleştirmeyi, “Tayyip Bey odunu aday gösterse seçilir” zihniyetini sürdürüyor. Mutlak kuvvetler ayrılığı, anayasa mahkemesi, yargı bağımsızlığı, sivil toplum gibi denetim kurum ve mekanizmalarına tahammülsüzlükleri de bundan kaynaklanıyor: İçselleşmiş bir demokrasi gelenek ve kültürüne sahip olmamalarından, sınırsız ve denetimsiz iktidar arayışlarından...
Siz millî iradeyseniz bizler neyiz?
Bir nokta daha var, AKP propagandasının yoğun beyin yıkama operasyonunun etkisiyle çok da gündeme getirilmeyen bir nokta: Oy çokluğuna ve milletvekili sayılarına dayanarak ben millî iradeyim diyenler, kendi kararlarına, politikalarına, hukuksuzluklarına, antidemokratik adımlarına karşı çıkanları millî iradeye karşı gelmekle, halkın iradesine karşı darbe yapmakla suçlarken şu basit hesabı bilmezden geliyorlar: Oy oranları yüzde 45-50 de olsa geride yüzde 50, yüzde 55 var. Bu durumda halkın size oy vermemiş yarısı ve yarısından fazlası millî irade dışı mı? Millî irade Büyük Millet Meclisi’nde değil de AKP merkezinde mi temsil ediliyor? En fazla oy almış, en çok milletvekili çıkarmış parti olarak iktidardayım, yürütmenin başıyım, demek başka, milli irade benim demek başka.
“Benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir mi?” cümlesinde ifadesini bulan halkın bir bölümünü küçümseyici, vesayetçi, ötekileştirici, seçkinci ve antidemokratik zihniyet ile, “makbul vatandaş bana oy verendir, millî irade de onların benim tarafımdan temsil edilen iradesidir” anlayışının ne farkı var?
Millî irade benim irademdir, senin iradendir; demokratik özerklik isteyen Kürt halkının, tarihle yüzleşme ve özür bekleyen Ermenilerin, Dersimlilerin, bütün azınlıkların iradesidir; Alevinin, Zazanın, Süryaninin, Ezîdinin, dinlerine, mezheplerine, kültürlerine saygı, eşitlik, koruma isteyen herkesin iradesidir; yemelerine, içmelerine, değerlerine, yaşam biçimlerine karışılmasına izin vermeyenlerin, rant uğruna ülkenin talan edilmesine, doğanın tahribine karşı çıkanların iradesidir; bölge hâkimiyeti, Müslüman dünyası liderliği hayalleri peşinde, ülkemizin kirli savaşlara karışmasına hayır diyenlerin iradesidir. Size oy verenlerin de, vermeyenlerin de iradesidir. Genel irade, halkın bütün kesimlerinin evrensel insanî ve hukukî değerler paydasında birleşen iradesidir.
Kısıtsız, sorumsuz, denetimsiz güç olma ve halkın en az yarısı üzerinde tahakküm kurma hayallerinizi millî irade kalkanı arkasına gizleyip, oradan üstümüze ateş etmeyi kesin. Millî iradenin tokadı yoktur ama böyle giderse gün gelir gerçek varlığını ve gücünü bir şekilde belli eder.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Çocukları kefene sokan ruh hastası ilkel zihniyet
24.05.2024 - "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" mi, hukuka dönüş umudu mu?
14.05.2024 - 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?
3.05.2024 - 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?
3.05.2024 - Istakoz, Maldivler, pahalı saat muhalefeti AKP'nin AK'lanmasına yeter mi?
22.04.2024 - "Kobane düştü düşecek"ten Kobane Davası provokasyonuna
16.04.2024 - Hukuksuzluk değil irade gaspı ve siyasî ahlâksızlık
3.04.2024 - Desteğim DEM Parti'ye, oyum İmamoğlu'na
29.03.2024 - Vicdanını yitirmiş dünyanın vicdanını, ahlakını yitirmiş siyasetin ahlakını savunmak
22.03.2024 - Oy yüzdesiyle ölçülemeyecek kadın: Gültan Kışanak
7.03.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları





























Sami Parlaz
Devam ediyorum; Onlarda ergenekonun devamıdırda bizmi göremiyoruz...
Sami Parlaz
Sayın Sancar : Hükümetin iki seçeneği olan ,,,demokrasi veya şiddet seçeneğinden bahsediyorsunuz...Sonuçta hükümet sizinde belirttiğiniz gibi şiddet seçeneğine ağırlık veriyor ...Acaba neden? Ergenekon denen yapının devlet içerisindeki ağırlığındanmı ? Yoksa kendi öyle istediği içinmi ? Kendi öyle istiyorsa Kemalistlerden ne farkı var ? Eğer ergenekon denen yapı ağırlıkta ise ,,o yapıyı kırmak için neden demokrasiyi güçlendirmek yerine , onların yöntemi olan şiddet ve baskı politikası uyguluyor