Oya BAYDAR
Bizimki yüz yıllık yalnızlık değil, yüz yıllık yalan. Osmanlı’nın çöküşü, imparatorluğun dağılması ile başlayan ulus-devlet kuruluş sürecinden bugüne, neredeyse yüz yıldır; sanal bir alemde, bir yalanlar dünyasında yaşıyoruz. Aslında, “yaşatılıyoruz” demeliydim, çünkü bunu biz seçmedik; en azından üç kuşak o yalanlar dünyasının içine doğduk; o dünyada yetiştik, eğitimimizi onun okullarında aldık; ahlâkımızı, değerlerimizi, fikirlerimizi bize sunulan afyonu yutarak oluşturduk. Farkına vardığımızda, “acaba mı?” dediğimizde, gerçeği bir kenarından aralayıp “hayır, bunlar yalan” diye isyan ettiğimizde kendimizi o dünyanın mahkemelerinde, hapishanelerinde, işkencehanelerinde, darağaçlarında, toplu mezarlarında bulduk . En hafifinden, işsiz güçsüz, yersiz yurtsuz, adsız ve dilsiz kaldık.
Bütün devletlerin, ulusların, toplumların, cemaatlerin, siyasetlerin; bütün ideolojilerin, dinlerin, mezheplerin kendi kandırmacaları, kendi sanallıkları, kendi yalanları vardır. Çünkü dünyevi ve uhrevi iktidarlar, muktedirlerin egemenliğini kurup pekiştirecek, gereğinde kitleleri ölüme gönderecek efsaneler, kutsallıklar, yalanlar, sanallıklar üzerine kurulur. Kitlelerin algısı, bilinci, zihniyet dünyası baskıyla, tehditle, korkuyla ya da daha yumuşak biçimde eğitimle, siyasetle, medya gücüyle bu yalanlar üzerinden biçimlendirilir, yönlendirilir, yönetilir. Resmi tarihler, egemenlerin ve egemen ideolojilerin kitlelere anlattıkları muhteşem masallardır ve kitlelerin afyonudur. Çoğunlukla kitleler bu afyonu severek, gönüllü yutarlar. Şu vahşi dünyayı, şu trajik insanlık macerasını anlamlandırmak için ihtiyaçları vardır. Egemenlerin resmi tarihini, kendilerine de manevi güç katan yüceltmeleri benimserler, hatta o yalanlar uğruna savaşır, yaşamlarını yitirirler.
Yalan sadece gerçeği çarpıtarak değil, susularak, susturularak, unutarak, unutturarak da söylenir. Egemen ideolojilerin anlatıları suskunluklarla doludur. Sanki olanlar hiç olmamıştır. Toplumsal belleksizleştirme, egemenlerin kurdukları, hatta çoğu zaman kendilerinin de inandıkları sanal dünyanın temel taşlarından biridir.
Gerçekle Yüzleşmek Güçtür
Son zamanlarda toplumca şaşkınlık içindeyiz. Ayaklarımızın altındaki toprak sarsılıyor. Bunca yıldır inandığımız, inandırıldığımız gerçekler, değerler, kutsallar, kişiler, olaylar tartışılmaya başlandı. Resmi anlatılar sorgulanır oldu, totemler ve tabular dokunulmazlıklarını yitirdi yitirecek. Daha birkaç yıl öncesine kadar, bırakın konuşmayı tartışmayı, zihinlerden geçmesinden bile çekinilen konular, televizyon ekranlarına yansıyor. Sadece yakın tarihimizin unutturulmuş sayfaları değil, sadece resmi tarih yalanları değil; sosyalist geçmişimizden İslami hareketin umdelerinin günümüzdeki durumuna kadar, üç hatta dört kuşağın tahayyül ve inanç dünyası, düşünce iklimi, ideolojileri yavaş yavaş yüzleşme, değerlendirme, sorgulama sürecine dahil oluyor.
Kimileri öfkeleniyor, tepki göteriyor: “Ne gerek vardı şimdi suları bulandırmaya!” ya da “Bunlar Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkmaya çalışan vatan hainlerinin işi”, ya da “Kendi içimizdeki din düşmanlarının, mezhepçilerin kışkırtması”, ya da “Türklüğü aşağılamak isteyen dış mihraklar ve iç hainlerin komplosu!” Hepsinin öfkesini, huzursuzluklarını anlamak mümkün. İnsanların beynine ve yüreğine kazınmış inançların sarsılması, ayakları altındaki zeminin kaymasından bile daha ürkütücüdür. İnançlarının, kutsallarının sorgulanması kişide de toplumda da ağır travmalar yaratır. Kişi ve toplum gerçekleri görmeye, bilmeye, öğrenmeye, kabule direnir. Güç ve sancılı bir süreçtir bu; bazen tam bir reddiye ile kişinin ve toplumun bir süre içine kapanmasına, donup katılaşmasına da götürebilir.
Ne var ki, toplumsal değişim bizim irademizden büyük ölçüde bağımsızdır. Değişimi bir ölçüde ve bir süre etkilemek, hatta yönlendirmek mümkün olsa da, önünde durmak ve durdurmak mümkün değildir. Hele de küreselleşmiş dünyada, bulunduğumuz bölgede ve Türkiye’de 21. yüzyılın ikinci yarısına doğru ilerlerken, 20. yüzyılın resmi tarihi, o tarihin yalanları ve yalanlar kadar önemli olan, onlarca yıldır toplumdan gizlenmiş olaylar artık örtbas edilemez. Çünkü o yalanlar ve suskunluklar geldiğimiz noktada toplumu zorluyor, bir adım ileri atmak istediğimizde geçmişimiz ayağımıza bağ oluyor. Kurtulmak için, acılı bir ameliyatla da olsa güçlü ve gürbüz hakikat damarının ortaya çıkarılması gerekiyor.
Nasıl Yüzleşeceğiz?
Son zamanlarda hepsi üst üste geldi. Ordu vesayeti, darbecilik, 37-38 Dersim katliamı, 1915 Ermeni tehciri ve kırımı, Kürt sorunu, 6-7 Eylül, Varlık vergisi, gayrimüslim azınlıkların hakları, Maraş, Sivas, Çorum vb. katliamları, Alevilik, medreseler, Diyanet kurumu, meleler/mollalar tartışmasıyla gündeme düşen tevhid-i tedrisat, vicdani red, zorunlu askerlik; ve Susurluk’ta, Ergenekon’da ifadesini bulan derin çeteci devletin faaliyetleri, cinayetleri... Hepsi peş peşe döküldü ortaya. Bir ilmek çekildi ve örgü sökülmeye başladı.
Örgünün sökülmesinden, farkındalıkların oluşmasından, yalanların meydana çıkması ve tabuların tartışmaya açılmasından rahatsız olanlar var, hatta çoğunluktalar. Siyasi ve ideolojik egemenliklerinin yıkılmasından, zihin konforlarının bozulmasından, bunca zamandır inandıkları ve inandırdıkları bir dünyayı yitirmekten korkuyorlar. Ve öfke içinde, “Kim kışkırtıyor bunları, Pandora’nın kutusunu açan kim, maksadı ne ?” diye soruluyor. Herkes kendi konumuna, siyasal-ideolojik meşrebine göre bir sorumlu buluyor. Olağan şüpheliler: başta AKP, Kürtler ve demokratlar.
Değişimi anlamayan veya değişime direnenler, perdeyi aralayanın, kutuyu açanın, ilmeği çekenin aslında zamanın ruhu olduğunu fark etmiyorlar. Şimdilik AKP’de temsilcisini bulan Sünni-İslamî hareket ve Kürt hareketi zamanın ruhunun sadece aracıları. Neden onlar? Çünkü her ikisi de ulus-devletin iktidar dışına ittiği, bununla da kalmayıp bastırdığı, yeraltına zorladığı güçler, bu anlamda sistemin neredeyse yüz yıllık mağdurları olarak sistemin dışından geliyor, Türk ulus-devletinin sanal alemini sarsıyorlar. Aslında Kürt hareketi AKP’den daha yapı bozucu, daha radikal; çünkü sisteme eklemlenen ve iktidar olan AKP’nin aksine Kürtler bugün de mağdurlar, bugün de sistem dışılar; ve AKP’nin de sahiplendiği Türk milliyetçiliğinin karşıtları olarak ulus-devlete en uzak kesimi temsil ediyorlar.
Konuyu haftaya devam ettirmek üzere bir ipucu verecek olursam; geçmişimizle yüzleşmek için öncelikle Türk ulus-devlet yapısını ve ideolojisini sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Dersim’den Ermeni tehcirine, Susurluk’tan Ergenekon’a, üzerimize karabasan gibi çöken olayların tümü özünde bu devlet zihniyetinin ve ideolojisinin ürünüdür. Bunların tümü birbirine bağlı ve aynı damardan besleniyor. Biriyle yüzleşip diğerini yok sayamazsınız, biri için özür dileyip diğerini aklayamazsınız. Kendi işinize geleni sorgulama dışı bırakıp siyasi rant sağlayacağını umduğunuzun üzerine gidemezsiniz. Geçmişle yüzleşmek topyekûn bir sorumluluktur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024