Taner AKÇAM
Amerikan Kongresi’nin kabul ettiği ve Trump'ın onayladığı, F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye tesliminin engellenmesi ile son gümrük hadlerinin artırılması ve dolar savaşı birbirleriyle doğrudan bağlantılı.
Türkiye'ye yönelik büyük bir “operasyon” yapıldığı tartışma götürmez. Ama bu “operasyon”, dünyada ve bölgemizdeki anarşik devletler düzeninde, Türkiye’nin de başkalarına “çektiği” sıradan egemenlik ve iktidar savaşlarından başka bir şey değildir.
Türk yöneticilerin yaptığı, kendisinin zayıflara çektiği “operasyonları” unutup, daha kuvvetlilerce kendisine “operasyon” çekildiğinde ağlamaktan ibarettir.
Gene “kuşatmaya” dönelim, önemli bir ayrıntı şu: Türkiye'nin söz konusu F-35 savaş uçağı programına 2002'den beri düzenli ödeme yapıyordu ve ilk parti uçaklar Texas'ta teslim alınmış ve pilotları orada eğitim alıyorlardı.
Tarihçi olma tuhaflığıma verin: Osmanlı 1911 yılında İngiltere'ye savaş gemileri siparişi vermişti. Sultan Osman I ve Reşadiye adı verilen gemilerin, kömür yakıt ücretleri dahil tüm ödemeleri yapılmıştı. Gemileri teslim almak için Temmuz 1914'de Rauf Orbay başkanlığında bir ekip Londra'ya gitmişti. Her şey bir bayrak çekme törenine kalmıştı.
Ve İngiliz Hükümeti, kalan ödemenin son teslimatının yapıldığının haberini alır almaz, 1 Ağustos 1914'te gemilere el koydu. Aldıkları paraları ise hiç geri ödemeyeceklerdi.
Aslında el konulan gemi sayısı daha fazladır… Şili Hükümeti tarafından ısmarlanmış iki torpido destroyeri de Osmanlılar tarafından satın alınmıştı. Bunlara da el konulur. Osmanlı Hükümetinin sert notaları ve protestoları bir sonuç vermeyecektir.
Türklerin, Almanlara daha da yakınlaşmasının ve Goeben and Breslau (Yavuz Selim ve Midilli) savaş gemilerinin “satın alınmasının” sebebi bu olay değildir ama arka planda bu el koyma hikâyesi de bir rol oynar.
Alman gemileri Çanakkale’den içeri girince, Almanya’nın İngilizlerce el konulan gemilerimiz yerine bunları bize verdiği propagandası yapılacak ve halk da buna inanacaktır.
Gerek F-35 savaş uçaklarının teslimlerinin iptal edilmesinin gerekse son ekonomik savaşın arkasında Türkiye'nin, özellikle Arap Baharı ile birlikte izlediği jeo-stratejik politikaların büyük önemi var.
Türkiye, uzun bir zamandır Batı ekseninden uzaklaşmayı merkezine almış bir stratejik hat izlemektedir ve Rusya ile yapılan S-400 füze anlaşması bu cephe değiştirmenin en önemli simgelerinden bir tanesidir.
Amerikan Senatosu’nun aldığı kararda önemli rol oynayan senatörler, kararlarını gerekçelendirirken, Türkiye’nin F-35 teknolojisini Ruslarla paylaşma tehlikesinden söz ediyorlardı.
Yaşanan elbette açık bir “kuşatma savaşı”dır. Ve Türkiye'nin “Batı'dan kopmak” istemesi cezalandırılmak istenmektedir. Batı, Türkiye’nin kendisinden kopmasını istemiyor. Sınırlarının kendisi tarafından çizildiği bir alanda “oynamasını” istiyor. Türkiye ise, artık kendine biçilen rolün ötesinde bir güç olma potansiyeline sahip olduğunu düşünüyor ve bunun için uğraşıyor.
Görülmesi gereken, bunun “iyilerinin” ve “kötülerinin” olmadığı çıplak bir iktidar ve egemenlik savaşları olduğudur. Bu egemenlik savaşlarının moral değerler üzerinden tasnif edilmesinin çok zor olduğudur.
İlginçtir, geçmişte de İngiltere’nin savaş gemilerine el koymasında da böyle bir “Batı’dan uzaklaşma” merkezi bir rol oynamıştı. Türkler Almanlara yakınlaşmış ve Rusya Türklerin güçlenmesinden korkarak İngilizlere baskı yapmış, gemilerin teslim edilmemesinde bir rol oynamışlardı.
Tarihle kurulabilecek ilginç bir paralellik de insan hakları ihlalleri konusudur. Batılı Devletler Türkiye’ye yönelik gündeme getirdikleri “kuşatma” savaşında, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini önemli bir argüman olarak kullanıyorlar.
Gerçi ABD, konuyu şimdilik biraz eline yüzüne bulaştırmış gözüküyor ve son yıllarda yaşanan onlarca insan hakları ihlallerini gündeme getirmekten çok, tutuklu Pastör Andrew Brunson konusuna yoğunlaşmış görünüyorsa da insan hakları konusunun daha çok seslendirileceğini tahmin etmek zor değil.
Büyük devletlerin bölgemize yönelik egemenlik savaşları ile bu topraklarda yaşanan insan hakları ihlalleri ve büyük devletlerin emperyalist politikalarını bu ihlallerin arkasına saklamaları bu coğrafyanın değişmez kaderi gibidir.
Sadece Birinci ve İkinci Cumhuriyet’in değil, 19’uncu yüzyıldan bu yana ister Abdul Hamit ister onu deviren İttihatçılar olsun, Osmanlı-Türk yöneticilerinin ana açmazı bu olmuştu.
Her dönemin yöneticileri, karşı karşıya kaldıkların bu kuşatma savaşına benzeri davranış kodları ile tepki verdi ve veriyorlar.
Birincisi, dış saldırıyı bahane ederek, içine düştükleri krizin ağırlıklı olarak kendileri tarafından da hazırladığının üstünü örtüyorlar. Altı çizilmesi gereken gerçek şudur: Kriz esas olarak Türkiye’nin ve/veya bölgenin mutfağında pişirilmektedir. Ve dışardan müdahaleler için ortam içerden hazırlanmaktadır. “İçeriye” egemen olan zihniyette değişiklik yaşanmadan, “dışarının” müdahalesinin önüne geçmek imkânsız gibidir.
Oysa dış saldırı, kendi sorumluluğunun üstünü örten, verilmiş büyük bir sadaka olarak işlem görüyor.
İkincisi, karşı karşıya kaldıkları kuşatma savaşını içerde sertleşerek, daha çok insan hakları ihlallerine başvurarak aşabileceklerini düşünüyorlar. “İç düşmanlar” yaratıyor ve bu iç düşmanları ezmeyi merkezine alan bir siyasi hat izliyorlar. Tarihimiz, her dönemin değişik koşularına göre oluşmuş ve ezilen ve hatta imha edilen “iç düşmanlar” ile doludur.
Üçüncüsü, dış saldırıyı kitleleri “iç ve dış düşmanlara” karşı harekete geçirmenin çok önemli bir aracı olarak kullanıyorlar. 1908 yılı sonrası Osmanlı topraklarında yaşanan boykot hareketleri hâlâ akıllardadır.
Bir tarafta, karşı karşıya kaldığı dış saldırıyı gerekçe göstererek insan haklarını ihlal edenler ve diğer taraftan insan hakları ihlallerini bahane olarak kullanarak egemenlik savaşı yürütenler…
Bölgenin değişmeyen kısır döngüsü budur.
Galiba, Üçüncü Cumhuriyet arayışı içinde olan insanların görmesi gereken gerçek şu: Bölgemizde, Sovyetlerin çökmesi ile başlayan ve Arap Baharı ile ivme kazanan büyük devletlerin egemenlik savaşları son aşamasına doğru ilerlemektedir.
Ve belki de daha önemlisi şu: bu savaşın “iyi” ve “kötü” devletleri yoktur.
Demokrasi ile yönetilen de diktatörlükle yönetilen de çıplak bir güç ve iktidar savaşı içinde. Ve demokrasi ile yönetilen büyük devletlerin, bölgemize yönelik diktatörlük rejimlerinden daha “iyi” bir dış politika izledikleri veya Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı daha duyarlı oldukları fazla doğru değil.
Elbette kendi iç kamuoyu baskısına diktatörlük rejimlerinden daha fazla açıklar ve belki de bu nedenle diktatörlük rejimlerinden çok daha fazla yalan söylemek zorunda kalıyorlar.
Benim gözlediğim ama Türkiye’de mevcut rejime karşı muhalefet etmek isteyen ve Üçüncü bir Cumhuriyet arayışı içinde olabilecek potansiyele sahip çevrelerin, Paris ve Berlin ötesine geçen bir ufka sahip olmadıklarıdır.
Bu nedenle, bu merkezlerden (şimdi bunlara bir de Washington eklendi) Türkiye’ye yönelik eleştirilerden mutlu olmanın ötesine geçmeyen bir ufka sahibiz.
Sorun ülkemizdeki insan hakları ihlalleri ile bölgemizdeki egemenlik alanları ve iktidar savaşlarını birbiri ile bağlayan; bu iki farklı ve fakat irtibatlı konuyu, aynı perspektif içinden ele alan bir bakışa, bir vizyona sahip olunamamasıdır.
Üçüncü Cumhuriyet arayışı, ancak ve ancak bu iki farklı boyuta aynı yerden bakabilmekle mümkün olacaktır.
Bu biraz da bölge insanının makus talihine son vermek isteyen bölgesel bir bakışla sorunlara yaklaşmak demektir.
Şu veya bu etnik-din-ulus grubunun yaşam savaşına övgüler düzmenin yeterli olmadığı kavranmak zorunda.
Demek istediğim odur ki, Üçüncü Cumhuriyet, Orta Doğu’ya ilişkin sunulacak kapsamlı bir yaklaşımın parçası olarak ele alınırsa başarılı olacaktır.
Yazarlar
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.07.2025
27.05.2025
24.03.2025
5.06.2023
1.04.2021
15.07.2020
2.05.2020
25.04.2020
22.04.2020
5.04.2020