Ümit Akçay
Yılın ilk yazısında bir genel değerlendirme yapmak, geçen yılı kapatmak ve önümüzdeki yıla kalanları tasnif etmek için yararlı oluyor. Geride bıraktığımız 2025 yılını tek bir kelimeyle özetlemek gerekirse, bu kelime belirsizlik olurdu.
2025 için ABD ve Avrupa’da olduğu kadar Türkiye’de de ortak olan temel olgu, ekonomide ve siyasette belirsizliklerin derinleşmesi. Ancak bu belirsizlik, ani şokların ya da beklenmedik krizlerin ürünü değil. Aksine, son kırk yılda inşa edilen neoliberal modelin krizinin yarattığı yapısal bir durum.
Belirsizliğin sermayeyi ilgilendiren kısmı, yatırım kararları ve önümüzdeki dönemdeki makroekonomik politikaların doğrultusunun ne olacağı ile ilgili. Emekçi sınıflar açısından ise belirsizlik, çalışma ilişkilerinin, gelir akışlarının ve yaşam planlarının öngörülemez hale gelmesi anlamına geliyor.
2025’te yoğunlaşan belirsizlikler, birbirini besleyen dört gelişmeyle tasvir edilebilir. Teknolojik, jeopolitik, ekonomik ve siyasi alandaki belirsizlikler, bunların bileşiminden oluşan bir belirsizlik rejimi, eskinin geride kaldığı ancak yeninin henüz doğmadığı bir küresel ara rejimi işaret ediyor.
Teknolojik belirsizlik
Teknolojik dönüşüm, özellikle üretim süreçlerinde ve tedarik zincirlerinde robot kullanımının yaygınlaşması, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamaları, uzun yıllardır durağan olan üretkenliği artırma potansiyeline sahip. Ancak bu potansiyel, kapitalist mülkiyet ve rekabet ilişkileri içinde, emek üzerindeki denetimin yoğunlaşması biçiminde hayata geçiriliyor.
Teknoloji, farklı çalışan grupları arasında statü, ücret ve gelecek beklentileri bakımından yeni ayrımlar yaratıyor. Ortak bir sınıfsal deneyim üretmek yerine, emek piyasasını daha heterojen ve dağınık hale getiriyor. Bu da kolektif pazarlık ve örgütlenme kapasitesini zayıflatırken, belirsizliği bireysel bir sorun gibi yaşanır kılıyor.
Kısacası 2025’te teknolojik yeniliklerin oluşturduğu belirsizlik, işçi sınıfı açısından yalnızca iş kaybı riski değil, emek süreçlerinin parçalanması ve mesleki niteliklerinin aşınması anlamına geldi.
Jeopolitik belirsizlik
Jeopolitik alandaki belirsizlik, küresel ölçekte büyük güç rekabetinin geri dönüşüyle kalıcı hale gelmiş durumda. Ticaret savaşları, yaptırımlar ve bölgesel çatışmalar, artık ekonomik kararların ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Kural temelli serbest piyasa ilkelerinden bahseden neredeyse yok. Bu yeni denklemde serbest piyasanın erdemlerinden çok, ekonomik güvenliğin bir ulusal güvenlik meselesi olduğu vurgulanıyor.
Ancak bu süreçlerin maliyeti, ülkeler ve sınıflar arasında eşit dağılmıyor. Artan askeri ve güvenlik harcamaları, kamu kaynaklarının yeniden tahsisini beraberinde getiriyor. Sosyal harcamalar baskılanırken, yaşam maliyetleri yükseliyor. Bu yeniden tahsis süreci, emeğin dolaylı olarak disipline edilmesine hizmet ediyor ve belirsizliği sınıfsal olarak derinleştiriyor.
Ekonomik belirsizlik
Ekonomik belirsizlik 2025’te özellikle dış ticaret ve para politikaları üzerinden yoğunlaştı. Dış ticaret alanındaki belirsizlikler ikinci Trump döneminin başlaması ile arttı. Sanayi yatırımlarını ABD’ye geri çağırmak ve ithalatı zorlaştırmak için ilan edilen gümrük vergileri ve sonrasında ilan edilen seviyelerin ikili anlaşmalarla ve pazarlıklarla yeniden değişmesi, dünya ticaretinde belirsizlik yaratan en önemli gelişmeydi.
Para politikası konusundaki belirsizlikler ise, enflasyonun pek çok ülkede gerilemiş olmasına rağmen hayat pahalılığı krizinin izlerinin kalıcılaşmış olması nedeniyle artıyor. Gelir dağılımı adaletsizliğinin daha da kötüleşmesi, bu sürecin doğal sonucu. Merkez bankalarının, ticaret politikaları nedeniyle oluşan belirsizliklere nasıl yanıt verecekleri konusunda net bir ekonomi politikası doğrultusu olmaması da, belirsizliklerin katmerlenmesine neden oldu.
Siyasi belirsizlik
Bu üç alandaki basınç, siyasal alanda derin bir temsil krizine yol açıyor. Mevcut ana akım siyasal aktörler, emekçi sınıfların yaşadığı güvencesizlikle bağ kurmakta zorlanıyor. Seçimler, belirsizliği azaltan momentler olmaktan çıkıp, mevcut ekonomik yönelimin yeniden üretildiği süreçlere dönüşüyor.
Siyasal belirsizlik, demokratik mekanizmaların emek lehine işlevsizleşmesiyle birlikte ilerliyor. Bu durum, otoriterleşme eğilimlerini ve sağ popülizmi beslerken, sınıf temelli alternatiflerin siyasal alanda karşılık bulmasını zorlaştırıyor.
Türkiye’de kalıcılaşan belirsizlik rejimi
Yukarıda sıraladığım dinamiklerin çeşitli düzeylerdeki yansımasını Türkiye’de de görmek mümkün. Ancak Türkiye açısından 2025 yılının belirsizliklerin yoğunlaştığı bir dönem olmasının nedeni, otoriter konsolidasyon sürecinin temel dinamiklerinde yaşanan gelişmelerdir.
CHP üzerindeki baskıların artması, Kürt sorununun silahtan arındırılmasına yönelik bir sürecin başlatılması, Suriye’deki gelişmeler ve hukukun araçsallaştırılması gibi uygulamaların dozunun artması, 2025’i iktidar bloku açısından yoğun bir yıl yaptı.
Bunun karşısında siyasal alanda bu belirsizlikleri aşacak emek merkezli bir demokratikleşme programı etrafında birleşen geniş bir muhalefet blokunun eksikliği, mevcut sıkışmayı kalıcı hale getiriyor.
Toparlamak gerekirse, 2025’ten 2026’ya kalan, teknolojik dönüşümün emek süreçlerini parçalayarak ilerlemesi, jeopolitik gerilimlerin giderek artması, ekonomik belirsizliklerin maliyetinin emek üzerine yıkılması ve siyasal temsil krizi derinleşmesidir.
Yazarlar
-
Fehmi KORUVenezuela’yı aldı güya, ama para babaları güvence istiyor 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava’dan Ortadoğu’ya Ortak Gelecek Çağrısı; 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUİki ‘dost’: Trump ve Erdoğan 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünBu kadar düşüncesiz olabilirler mi? 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİEmeklinin Türkiye Yüzyılı şimdi başlıyor desenize 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHalep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi? 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm Süreci, Halep çatışmasına heba edilir mi? 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarLinç kültürü değil linç sektörü 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUZihniyet akrabası siyasetçiler 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergil“Yerli ve Millî” ahlâk yanılsamasına karşı çağrı 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuDers alınıyor mu? 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENAmbargo ile diktatörlük arasında sıkışan İran 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRTRUMP'A TEMİZ BİR "ÖDÜL" LÂZIM 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNESiyasetin cinselliği 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKaranlık Orman’ nedir? Trump’ın hepimizi soktuğu yerdir 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSuriye’deki tehlike 9.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANCumhurbaşkanı partili mi partisiz mi? 8.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENİnsan hakları için dış müdahale tartışması 8.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKNormatif çerçeve, pratik ve Türkiye’nin durumu 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanHalkını adalete hasret bırakanların ibretlik hikayesi… 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANMADURO 2014 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciFaizi kim düşürmüyor 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTAK Parti'deki Truva Atları... 7.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRŞov bir kez başladığında… 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasTrump’ın yeni ‘dünya düzeni’ ve Türkiye 6.01.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
3.12.2025
26.11.2025
17.11.2025
2.11.2025
26.10.2025
25.10.2025
12.10.2025