Ümit Akçay
Geçtiğimiz hafta İsviçre’nin Davos şehrinde yapılan Dünya Ekonomik Forumu, küresel gündeme damgasını vurdu. Özellikle ABD Başkanı Trump’ın, Grönland’ı ‘Satın alma’ teklifinin bir askeri işgal ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağı belirsizliğinin sürmesi, Davos zirvesini daha da önemli hale getirdi. Trump’ın yaptığı konuşmada askeri müdahale seçeneğinin masada olmadığını ilan etmesinin ardından mevcut gerilimin azalması, nihayetinde Davos’ta da tartışılan konuların özüne değinmemize olanak sağladı.
Bu haftaki yazıda, Davos toplantısı öncesinde her yıl yayımlanan küresel riskler raporundan hareketle, geçtiğimiz haftalarda başladığım uluslararası siyasal iktisat tartışmasına devam edeceğim. Sorumuz aynı: ABD ve Trump ne yapmak, nereye varmak istemektedir? Bu soruya yanıt vermek için Davos’tan hareketle, jeoekonomi ve emperyalizm kavramlarına dönmek faydalı olacak.
Jeoekonomi ve emperyalizm
Son yıllarda küresel kapitalizmin güncel dinamiklerini açıklamak için en sık başvurulan kavramlardan biri jeoekonomi oldu. Ticaret, yatırım, teknoloji ve finansal akımlar artık piyasa sinyallerinden çok jeopolitik önceliklerle yönlendiriliyor. Ancak jeoekonomi yeni bir olgu değil. Yenilik, bu araçların bugün açık ve sistematik biçimde emperyal bir yeniden düzenleme stratejisi olarak devreye sokulmasında yatıyor.
Jeoekonomi, en yalın tanımıyla, ekonomik araçların jeopolitik ve stratejik amaçlarla sistematik biçimde kullanılmasıdır. Tarifeler, yaptırımlar, teknoloji kısıtları, finansal akımların denetlenmesi ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması bu araç setinin temel unsurlarını oluşturur. Ayırt edici olan, bu müdahalelerin ana akım yaklaşımlarda sıklıkla belirtildiği gibi ‘Piyasa aksaklıklarını düzeltmek’ için değil, uluslararası güç ilişkilerini yeniden düzenlemek amacıyla yapılmasıdır. Bu nedenle jeoekonomi teknik bir politika tercihi değil, siyasal ve sınıfsal bir projedir.
Bu çerçevede jeoekonomiyi emperyalizm tartışmasından koparmak mümkün değil. Ancak emperyalizmi sadece toprak ilhakı ya da doğrudan askeri yayılma ile özdeşleştirmek yanıltıcıdır. Lenin’in kullandığı anlamda emperyalizm, sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi, finansal sermayenin egemenliği, sermaye ihracının meta ihracının önüne geçmesi ve dünya ekonomisinin büyük güçler arasında hiyerarşik biçimde paylaşılmasıyla tanımlanır. Bu çerçevede emperyalizmin özü, sermaye mantığı ile ülkesel mantığın iç içe geçtiği bir düzlemde küresel hiyerarşinin yeniden düzenlenmesi ve yeniden üretilmesidir.
Davos
Bu kısa açıklamadan sonra Davos’a dönelim. Dünya Ekonomik Forumunun 2026 küresel riskler raporunda son iki yılda küresel düzeyde değişen risk algıları özetlenmiş. Raporda yer alan bir tabloda (s.9), jeoekonomik çatışmanın sekiz basamak birden yükselerek en hızlı artış gösteren risk haline geldiği görülüyor. Bu, ABD hegemonyasının göreli gerilemesi ile ortaya çıkan küresel ara rejim döneminde, küresel hiyerarşinin yeniden düzenlenmesi mücadelesinin dünya ekonomisinin ve siyasetinin merkezine yerleştiğini gösteriyor. Güncel risk algısında ekonomik durgunluk ve enflasyonun da benzer şekilde yükselmesi, bu mücadelenin geçici bir dalgalanma değil, yapısal bir kriz bağlamında şekillendiğini teyit ediyor.
Bu tablo, küresel elitlerin Davos zirvesi sırasında kendi ağızlarından yaptıkları açıklamalarla da örtüşüyor. Örneğin Kanada Başbakanı Mark Carney’nin dünyanın bir kopuş dönemine girdiğini söylemesi, yaşananların geçici bir sarsıntı değil tarihsel bir kırılma olduğunu kabul eden nadir itiraflardan biri. Ya da ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in küreselleşmenin başarısız olduğunu açıkça dile getirmesi, neoliberal küreselleşme anlatısının merkez ülkelerde dahi çöktüğünü gösteriyor. Davos’un açılışında BlackRock CEO’su Larry Fink’in, sistemin otuz yıldır halka hiçbir şey vermediğini ve yapay zekanın beyaz yakalıları da ‘Yutmaya başladığını’ söyleyerek kapitalizmin yeni bir büyük faciaya sürüklendiğini ilan etmesi, bu krizin toplumsal boyutunun artık gizlenemez hale geldiğini ortaya koyuyor.
Sözünü ettiğim riskler tablosunun bir diğer çarpıcı yönü, çevresel risklerin ve toplumsal maliyetlerin riskler sıralamasında gerilemesi. İklim değişiklikleri, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik gibi başlıklar önem sıralamalarını kaybederken, eşitsizlik, işsizlik ve yetersiz sosyal koruma gibi risk unsurları sabit kalmış.
Bu durum, bu sorunların çözüldüğünü değil, sermaye açısından artık olağan ve kalıcı çıktılar olarak kabul edildiğini gösteriyor. Bir başka ifadeyle sermaye ekolojik krizi ‘Sorun etmekten’ vazgeçmiş görünüyor. Teknolojik gelişmelerin ise ekonomik eşitsizlikleri daha da derinleşeceği ‘olağan bir gidişat’ olarak kabul edilmiş durumda.
ABD emperyalizmi
Jeoekonominin yükselişi ve Davos’ta ana gündem haline gelmesi, emperyalizmin bugün küresel değer zincirleri, teknoloji rejimleri ve finansal yaptırımlar üzerinden işlediğinin en açık görünümlerinden biri. Bu bakımdan, meselenin özü değişmiş değildir. Mesele hâlâ küresel hiyerarşinin kim tarafından ve hangi koşullarda belirleneceğidir.
Bu çerçevede ABD’nin izlediği strateji belirleyicidir. Üretim ve sanayi kapasitesi açısından göreli bir gerileme yaşayan ABD, buna karşın finansal ve askeri üstünlüğünü büyük ölçüde koruyor. Bu asimetri, Çin’in giderek hızlanan yükselişine karşı ABD’yi mevcut küresel hiyerarşiyi yeniden tanımlamaya yöneltiyor. Uluslararası hiyerarşinin jeoekonomik olarak yeniden tanımlanması, bu stratejinin kavramsal ifadesidir. Trump doktrini ise bu yönelimin en açık siyasal biçimini oluşturuyor. Ticaret savaşları, tarifeler, teknoloji kısıtları ve tedarik zinciri müdahaleleri, ABD’nin göreli gerilemesine verdiği emperyal bir yanıt olarak devreye sokulmuştur.
Sonuç olarak jeoekonomi, teknik bir ekonomi başlığı değil, emperyalizmin kriz koşullarında aldığı güncel biçimin adıdır. Davos’ta tartışılan riskler tablosu, ABD’nin yeni bir küresel hiyerarşi kurma girişimlerinin bir ifadesidir. Bu nedenle jeoekonomi tartışması, kaçınılmaz olarak emperyalizm tartışmasıdır.
Önümüzdeki haftalarda bu konuyu farklı yönleriyle ele almayı sürdüreceğim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTYatırım Var da, Ödenek Nerede? 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciPiyasalar seçime hazırlanıyor 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSıra artık İran’a gelmişe benzer… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolPencereleri açmak 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayDavos, jeoekonomi ve emperyalizm 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de ateşkes, Türkiye’de çözüm: İki gerilim 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBir devletin nasıl yönetildiği hapishanelerinden anlaşılır 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNSaatler yine savaşa kuruldu 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti’nin millet iradesine yabancılaşması… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava Devrimi Tüm Dünya ve Kürdistan’ın Devrimidir... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasGaribanın oyu… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Dünyada canavarlar zamanı! 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni bir dünya kuruluyor… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTrump çıpası ile yeni Gazze’ye doğru... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidarın seçim planı 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklide CHP in, Cumhur İttifakı out 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİİsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağla 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞ“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”, öyle mi? 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALDış politikada yeni motto: Yurtta barış, dünyada barış, Suriye’de savaş… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞTÜRK USÜLÜ “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ…” 26.01.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
5.01.2026
21.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
3.12.2025
26.11.2025
17.11.2025
2.11.2025
26.10.2025