Enver SEZGİN
31 mayıs cuma günü saat altı buçukta, Cihangir Mahallesi Pürtelaş Sokak’taki evimden dışarı çıktım. Çıkmamla tam karşıdaki markete kendimi atmam bir oldu. Taksim Meydanı’na atılan gaz bombalarından dolayı neredeyse nefes alamıyordum. Meydanın 200 metre ötesinden söz ediyorum... Meydandakilerin hâli nicedir, dedim kendi kendime. Az sonra da zaten bir şey dememe gerek kalmadı. Gazdan etkilenen bir grup genç bulunduğum markete girdi ki bazılarının durumu oldukça kötüydü. Marketten limon alıp, böylece gazın etkisini azaltacaklardı. Sayıları giderek arttı. Bir kasa limon tükendi. Gençler arasında oturduğum sokakta ikamet edenler olduğu gibi, bulunduğum apartmanda yaşayanlar da vardı. Pek çoğunu herhangi bir siyasi eylemde göremeyeceğiniz bu insanlar “Gezi Parkı” eylemine katılarak dayak yemeyi, eziyet görmeyi göze almışlardı.
Tam o sıralarda İçişleri Bakanı Muammer Güler “polisin orantısız güç kullanması iddialarının araştırıldığını” ifade etti.
Görünen manzaraya bakılırsa, olup biten hakkında “orantısız güç kullanımı” hafif kalırdı. Bunun adı, olsa olsa “vahşet” olurdu.
Derken sokağa çok daha fazla gösterici akın etmeye başladı. Maksatları polisin girişine izin vermediği Taksim Meydanı’na ulaşmaktı. Her yolu deniyorlardı.
Dayanamadım, Sıraselviler Caddesi’ne doğru yöneldim. Cadde insan kalabalığı ile doluydu. Polis kovalıyor, onlar tekrar toplanıp var güçleri ile meydana ulaşmaya çalışıyorlardı. Buradaki genel insan profilinin çoğu, demin anlattığım insan tiplerinden oluşuyordu.
Evet, gösterinin içinde pek çok politik parti ve grup vardı. Bu işin doğasında var zaten. Ancak aynı yerde herhangi bir siyasi örgüte mensup olmayan çok sayıda insanı da görmek mümkündü.
Saatler ilerledikçe göstericilerin sayısı daha da arttı. Meydan karadan ve havadan işgal altındaydı. Ama kimsenin de çekip gitmeye niyeti yoktu. Zaten evdekiler de gece geç saatlerde ellerine geçirdikleri tencere ve tavaları birbirine vurarak, çıkardıkları seslerle eyleme destek vermeye başladılar. Artık eylemler evlerin içine de girmişti.
Başbakan “birtakım marjinal grupların eylemi” olarak nitelendirse de cumartesi günü protestocu grubun sayısı daha da arttı...
Nihayet “sağduyu” egemen olmuş ve meydandaki polis barikatları kaldırılmıştı. Gittim baktım. Meydanda adım atacak yer yoktu.
Başka bir zaman asla birarada olamayacak parti ve gruplar alandaydı.
Hükümet, neredeyse tüm muhalefeti aynı saflarda birleştirdi.
İktidar bu olup bitenlerden ders çıkarmalı ve artık bu olanları küçümseme yoluna gitmemeli.
Gelişmeler “Gezi Parkı” eylemini çoktan aştı.
Bu saatten sonra pek çok şeyi yeniden düşünmemiz gerekebilir.
Şehir Hatları vapurlarının şeklinin nasıl olması gerektiğini vatandaşa soran Büyük Şehir Belediyesi, Taksim Meydanı’nın geleceği ile ilgili İstanbulluların görüşlerine başvurma gereği duymadı.
İki yıl önce bir yemekte Kadir Topbaş’la karşılaşmıştım. Fırsattan istifade İstiklal Caddesi’nin güzelim zemininin durup dururken ve kimseye sorulmadan neden yeni parke taşları ile değiştirildiğini sordum. Başkan “İstiklal Caddesi bizim ayıbımızdır,” yanıtını verdi. Ayıp işlenmeye devam ediliyor.
Hükümet aldığı yüzde elli oyla her istediğini yapacağını düşünüyor. “Siz ne yaparsanız yapın, biz orası hakkında kararımızı verdik, yapacağız” anlayışı tipik çoğunlukçu anlayıştır. Kendisi gibi düşünmeyenlerin görüşlerini dikkate almamaktır. Çoğunlukçu bir anlayışla hareket ederseniz, farkına varmadan olsa bile, otoriterliğin kapısını aralarsınız.
2002 yılında iktidara gelen AK Parti pek çok reforma imza attı, iyileştirmeler yaptı. Ancak zamanla kendi kadrolarını yerleştirmeye çalıştığı aşırı merkeziyetçi devlet yapısını değiştirmek için önemli bir girişimde bulunmadı. Gün gelir bu devlet yapısını toplumun da kendinizin de başına bela edersiniz.
AK Parti hükümeti son dönemlerde toplumun önemli bir bölümünün itirazlarını hesaba katmadan adımlar attı, atıyor. Önce alkollü içkiler konusundaki yeni düzenlemeler, daha sonra temeli atılan üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesi...
Sonunda tepkiler artacak, itirazın dozu yükselecekti.
Olacağı buydu.
NOT: Özellikle son üç gündür sürdürülen bazı eylemlerin “Gezi Parkı” ile bir ilişkisi olmadığı görülüyor. Kimi çevreler bu hareketlenmeyi fırsat bilerek ülkeyi tehlikeli bir maceranın içine sürüklemeye çalışıyorlar.
[email protected]
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTAK Parti’ye Kulaç Atan Albayrak… 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciBaşkanlık geldi dertler çığ gibi büyüdü 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRHALEP KATLİAMININ DAYATTIĞI! 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZKürt meselesinde eskimeyen refleksler, sorunların çözüm ihtimali 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur Akgünİran’da rejim sarsılırken… 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİran’da neler oluyor, neden oluyor? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolTrump Fed’e saldırıyor 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBilal Erdoğan “dindar insanlar iyi insanlar” algısını düzeltebilir… 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİ‘Dindarlar iyi insandır’ algısı niye kötüleşti? 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN“Halep oradaysa arşın burada” 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilDiyalog: Zaman, sınırlar ve yanılsamalar aynasında Türkiye 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKTürk’ün uluslararası ilişkilerle imtihanı 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasHalep’te çözüm süreci 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNESuriye: Hem çok yakın, hem çok uzak 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURRojava hayali ve hayalkırıklığı 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENDEM rol kargaşası yaşıyor 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞMENN DAKKA DUKKA… 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHalep’i kuşatan güç denklemi: Kürtler için güvence nerede? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞÜlkenin toprak bütünlüğü, üniter devlet, federasyon, adem-i merkeziyetçilik 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmekli için son çare sandık 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Zor dönemden geçen dünya’da Türkiye… 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBilal Erdoğan fırtınası!.. 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRToplum değişmek istiyor mu, Kürt meselesinde açılım neden hep aynı yerde tıkanıyor? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava’dan Ortadoğu’ya Ortak Gelecek Çağrısı; 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUİki ‘dost’: Trump ve Erdoğan 11.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.05.2016
13.04.2016
2.02.2016
16.02.2016
9.02.2016
26.01.2016
13.01.2016
30.12.2015
23.12.2015
8.02.2015