Bekir AĞIRDIR

Bekir AĞIRDIR
Bekir AĞIRDIR
Tüm Yazıları
İran'da kaos: Otoriter yönetimlerin ürettiği krizler yeni bir kırılma dönemine işaret ediyor
16.03.2026
13
İran’da rejimin hızla çökeceği beklentisi gerçekçi görünmüyor. Devlet aygıtı güçlü, ancak toplumsal meşruiyet giderek zayıflıyor. Bu nedenle İran’ın geleceği ani bir devrimden çok, gerilimli ve uzun bir dönüşüm sürecine benzeyebilir. Orta Doğu'da yaşananları yalnızca Batı ya da İsrail’in politikalarıyla açıklamak artık yeterli değil. Bölge ülkelerinde devlet kapasitesinin zayıflaması, genç nüfusun beklentileri ve otoriter yönetimlerin ürettiği krizler yeni bir kırılma dönemine işaret ediyor

Orta Doğu’da siyasal ve toplumsal paradigmalar yeniden değişiyor. Irak’ın işgali, Arap Baharı, Mısır’daki çalkalanma ve yeniden askeri otoriterliğe dönüş, Suriye iç savaşı, Gazze’deki yıkım ve İsrail’in bitmek bilmeyen saldırganlığı son yirmi yılda bölgenin siyasal dengelerini kökten değiştirdi.

Bugün üç önemli paradigma değişiminden söz etmek mümkün.

Birincisi, Orta Doğu’da yaşananları artık yalnızca “İsrail’in güvenliği” gerekçesiyle açıklamak zor. Bölgedeki askeri ve siyasi hamleler İsrail’in nüfuz alanını genişletme çabaları olarak okunmalı.

İkincisi, Batı’nın İsrail’e verdiği destek giderek yalnızca jeopolitik gerekçelerle açıklanamayacak bir nitelik kazanıyor. Gazze’de yaşananlara rağmen Batı kamuoyunda ortaya çıkan destek, bu tutumun giderek kültürel ve medeniyetçi bir zemine kaydığını gösteriyor. Batı siyasetinde yeni bir “medeniyetler hattı” söylemi, bir bakıma yeni bir Haçlı ruhu güç kazanıyor.

Üçüncüsü ise şu: Orta Doğu’daki krizleri yalnızca Batı’nın ya da İsrail’in politikalarına bağlamak da yeterli değil. Birçok ülkede devlet kapasitesi zayıflıyor, iç bölünmeler derinleşiyor. Otoriter yönetimlerin yarattığı yoksulluk, yolsuzluk ve genç nüfusun yeni bir hayat talebi güçlü toplumsal itirazlar doğuruyor.

Arap Baharı da aslında bu toplumsal birikimin sonucuydu. Ancak alternatif siyasi hareketlerin zayıflığı nedeniyle bu başkaldırılar çoğu yerde kalıcı bir yönetim değişimi üretemedi.

Bugün İran’a yönelik saldırılar nedeniyle bölgedeki gerilim yeniden yükselmiş durumda. İran’da rejim değişikliği olasılığından ülkenin etnik ve bölgesel fay hatları üzerinden parçalanmasına kadar farklı senaryolar tartışılıyor.

İran senaryoları yalnızca İran’a dair mi?

İran tartışmaları giderek iki uç arasında sıkışıyor. Bir tarafta rejimin çökmesinin bölgesel hatta küresel kaosu tetikleyeceği varsayımı, diğer tarafta ise bunun demokrasiye kapı açacağı düşüncesi var.

Oysa sorunun özü daha yalın: İran’daki düzen çöker mi, devam mı eder? Çökerse ortaya demokrasi mi çıkar, yoksa büyük ölçekli bir düzensizlik mi?

Gerçeklik çoğu zaman bu kadar basit ikilemlerle açıklanamaz.

Son yıllarda kadınların özgürlük mücadelesinden geniş protestolara uzanan gelişmeler rejimin toplumsal meşruiyetinin ciddi biçimde aşındığını gösteriyor. Ancak devlet aygıtının bürokrasiye, ekonomiye ve güvenlik kurumlarına derin biçimde yerleşmiş olması hızlı bir değişimin sonuçlarını belirsiz kılıyor.

ABD ve İsrail saldırılarının yarattığı milliyetçi tepki nedeniyle rejime muhalif bazı kesimlerin bile itirazlarını geçici olarak geri çektiği görülüyor.

The New York Times yazarı Thomas L. Friedman da şu soruyu soruyor: Rejim devletin neredeyse tüm kurumlarına bu kadar yerleşmişse, toplumun önemli bir kesimi tarafından sevilmese bile onu devirmek ülkeyi büyük bir kaosa sürüklemeden mümkün olabilir mi?

Friedman’ın işaret ettiği konu şu: İran’daki rejimin devrilmesi otomatik olarak demokrasi getirmeyebilir. Aksine hızlı bir değişim Irak ya da Libya’daki türden bir devlet çöküşüne yol açabilir.

Bu durumda soru daha da keskinleşiyor: İran’daki İslamcı otokrasinin hızlı alternatifi reform ve demokrasi değil de devasa ölçekte bir düzensizlik mi?

Ve daha rahatsız edici bir ihtimal: Batı gerçekten rejim değişikliği mi istiyor, yoksa kontrol edilebilir bir bölgesel kaos mu?

Küresel bölüşüm kavgasında bu raunt son değil

Dünya uzun süredir sancılı bir ara dönemden geçiyor. Bu dönem aynı zamanda yeni bir küresel paylaşım mücadelesi. Bu mücadele üç katmanda ilerliyor.

Birincisi siyasal egemenliğin paylaşımı, yani küresel güç dengelerinin yeniden kurulması. İkincisi ekonomik egemenlik mücadelesi; enerji yollarından ticaret ağlarına kadar küresel ekonomik düzen yeniden şekilleniyor. Üçüncü katmanda ise Batı ile Müslüman coğrafya arasında giderek sertleşen kültürel bir gerilim var.

Bu üç alanda da gerilimlerin sıcak çatışmalara dönüştüğünü görüyoruz. Ancak henüz belirgin bir galip yok.

Bu nedenle yerel ve bölgesel savaşlarla ilerleyen bu paylaşım mücadelesi kısa vadede bitecek gibi görünmüyor. Aksine ara dönem kalıcılaşıyor ve bölgesel savaşlar süreklilik kazanıyor.

Ukrayna’da savaş bitmiyor, başka coğrafyalarda gerilimler yeniden üretiliyor. Belki de bazı aktörler için savaşların tamamen sona ermesi tercih edilen bir sonuç değildir. Bugün ortaya çıkan tablo, kesin sonuçlu savaşlardan çok kontrollü gerilimlerin ve yönetilebilir krizlerin tercih edildiğini düşündürüyor. Ukrayna’da savaşın uzaması ya da Venezuela’da rejimin lider değişimiyle devam etmesi gibi örnekler, bu ara dönem stratejisinin farklı yansımaları olarak okunabilir.

Rejimlerin kaderini kim belirler?

İran meselesine dönersek, daha genel bir siyaset teorisi sorusu gündeme geliyor: Rejimlerin kaderini kim belirler? Siyasi aktörler ve elitler mi, yoksa sokaktaki toplum mu?

Her siyasal düzen iki temel katmana dayanır. Birincisi, iktidarı yürüten siyasal, ekonomik ve kurumsal aktörlerden oluşan bir elit koalisyonudur. İkincisi ise bu düzenin toplumsal dayanağını oluşturan sınıfsal, ekonomik ve kültürel kesimlerdir. Bir rejimin sürdürülebilirliğini sağlayan ya da değişimi zorlayan asıl dinamik, bu iki katman arasındaki ilişkidir. Bu nedenle siyasi dönüşümler ne yalnızca elitlerin kararıyla gerçekleşir ne de toplumsal hareketlerin sonucu olarak ortaya çıkar. Çoğu zaman değişim, doğası gereği gerilimli olan bu iki alanın etkileşiminden doğar.

Peki rejimlerin kırılma anını kim şekillendirir?

Soruyu başka türlü de sorabiliriz: Rejimler elit kararlarıyla mı çöker, yoksa toplumsal hareketler mi onları yıkar?

Son kırk yılın deneyimleri tek bir cevap olmadığını gösteriyor. Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden İspanya’nın demokratik dönüşümüne, Doğu Avrupa’ya, Güney Kore’den Vietnam’a farklı örneklere kadar birçok büyük siyasal kırılma yaşandı.

Bu deneyimlerin önemli bir kısmında geniş toplumsal mobilizasyon rejimlerin meşruiyetini aşındırıyor. Protestolar, grevler ve kitlesel hareketler devlet otoritesini sorgulanır hale getiriyor. Ancak çoğu zaman tek başına yeterli olmuyor. Kritik kırılma genellikle rejimi ayakta tutan elit koalisyonunun bazı aktörlerinin sistemi savunmayı bırakmasıyla ortaya çıkıyor.

Bu nedenle dönüşüm çoğu zaman benzer bir sıra izliyor: Önce toplumsal itirazlar yükseliyor, ardından rejim içindeki bölünmeler derinleşiyor ve sonunda yeni bir siyasi düzen için pazarlık başlıyor.

İran’da devlet güçlü, meşruiyet zayıf

İran’da devlet aygıtının güçlü olduğu sıkça vurgulanır. Yüzlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir ülkeden söz ediyoruz. Molla rejimi döneminde güvenlik kurumları, bürokrasi ve ekonomik ağlar birbirine bağlı güçlü bir yapı haline geldi.

Bu nedenle ani bir çöküş senaryosu kolay görünmüyor. Ancak rejimin toplumsal meşruiyetinin aşındığı da açık. Ekonomik krizler, yaptırımlar ve genç nüfusun beklentileri devlet ile toplum arasındaki mesafeyi büyüttü. Son yıllardaki protestolar da bu gerilimin açık göstergesi.

İran’da bir yandan sokak ile devlet arasındaki mesafe büyürken, diğer yandan devlet aygıtının kurumsal kapasitesi güçlü kalıyor. Devrim Muhafızları yalnızca bir askeri güç değil, aynı zamanda ekonomik ve kurumsal bir ağın merkezinde yer alıyor. Bu nedenle olası bir kırılmada devletin devamlılığını sağlayabilecek en örgütlü yapı da büyük olasılıkla bu güvenlik kurumları olacaktır. Dolayısıyla İran’da olası bir sarsıntının ilk aşamasında güvenlik aygıtının belirleyici rol oynaması oldukça muhtemel.

Bugün İran’da ideolojik rejimin toplumsal desteği zayıflamış görünüyor. Ancak güçlü ve örgütlü bir alternatif siyasi kadro da ortada yok. Böyle bir tabloda güvenlik elitlerinin düzeni korumak için geçici bir otoriter konsolidasyon sağlaması ihtimali oldukça güçlüdür. Devletin tamamen dağılmasını önlemek için güvenlik aygıtı siyasi alanı daraltarak sistemi stabilize etmeye çalışabilir. Bu noktada küresel güç mücadelesinin aktörleri açısından da böyle bir geçici denge kabul edilebilir olabilir.

Bu tür bir güvenlik temelli düzen kısa vadede istikrar sağlayabilir. Ancak orta vadede toplumsal beklentiler ile devlet yapısı arasındaki gerilim ortadan kalkmaz. İran toplumunun özellikle genç kuşaklarının daha özgür bir yaşam talebi karşılanmadıkça bu denge uzun süre ayakta kalamaz.

Bu noktada sistem iki yoldan birine girebilir: Ya baskı daha da sertleşir ya da elitlerin bir kısmı kontrollü reform arayışına yönelir. Tarihsel deneyim bize çoğu zaman ikinci seçeneğin, yani sistemin kendi güvenlik ve bekâ kaygıları ile toplumsal beklentiler arasında yeni bir denge arayışının reform süreçlerini doğurduğunu gösteriyor. İran için de kısa vadede sistemin kendini yeniden konsolide ettiği, ancak orta vadede reform baskısının yeniden ortaya çıktığı bir senaryo mümkün görünüyor.

Yerel ve küresel dengeler...

Elbette bu süreç yalnızca İran’ın iç dinamikleriyle açıklanamaz. Bölgesel rekabetler, enerji dengeleri ve büyük güçlerin stratejik hesapları da dönüşümün yönünü etkileyebilir. Ancak belirleyici olan yine İran toplumundaki değişim ile devlet elitleri arasındaki ilişki olacaktır.

Birçok gözlemci İran toplumunda derin bir kültürel dönüşüm yaşandığını vurguluyor. Genç kuşakların değerleri ve siyasal beklentileri mevcut rejim ideolojisinden oldukça farklı.

Eğer toplum değişirken devlet değişmezse bu durum uzun vadede sürdürülebilir değildir.

İran’da büyük bir kaos mu yaşanacak yoksa bir dönüşüm mü? Muhtemel süreç büyük olasılıkla devlet ile toplum arasındaki etkileşimin ürünü olacaktır. Kısa vadede devlet aygıtının düzeni koruma refleksi, orta vadede ise toplumsal değişimin siyasal sisteme doğru baskı yapması...

Başka bir deyişle İran’ın geleceği ani bir devrimden çok gerilimli ve uzun bir dönüşüm sürecine benzeyebilir.


Oksijen'den alınmıştır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar