Ali BAYRAMOĞLU
Suriye devlet gözünde ne ifade ediyor?
Şunu söyleyerek başlamakta yarar var: Bu ülkenin devlet ve iktidar için ifade ettiklerini Kürt meselesi ve ona bağlı güvenlik sorunuyla sınırlı görmek yanıltıcı olur.
Suriye, Ortadoğu’ya hakim bir “tepe”. Filistin, Lübnan, Irak, İsrail’e komşu. Doğu ve Kuzey Akdeniz’e açılan geniş bir kıyı. Stratejik anlamı, Türkiye dahil kimsenin gözünü kapayamayacağı kadar büyük. Kaldı ki Türkiye’nin en uzun sınır komşusu, hatta Ortadoğu kapısı. Baas rejiminin yıkılması sonrası yeniden yeniden kurulacak Ortadoğu dengelerinde yer tutma, alan genişletme, yeniden kurulan o dünyada pay alma, ayrıca (Ankara için) oradan gelecek tehditleri kaynağında bertaraf etme imkanı içeriyor…
Beğensek de, beğenmesek de, siyasi güç dünyasının verileri bunlar.
Ve devletin büyük bir ihtimalle okuması bu.
Rojava, yani Kuzey Suriye meselesi, taşıdığı Kürt meselesiyle devlet içen bir “tehdit”se, bir bütün olarak Suriye meselesi AK Parti’nin “yeni ve büyük Türkiye” iddiası için bir “ufuk”…
Tehdit ve ufuk, devletin bakışında biri diğerine tercih edilemeyecek kadar önemliler ve bugün itibariyle iyice birbirlerine bağlılar.
AK Parti’nin Ortadoğu politikasında yıllara yayılan bir süreklilik var. Davutoğlu döneminde tanımlanan, koşullara, imkanlara göre pistler değiştirerek yol alan ancak ana istikametini kaybetmeyen bir politika söz konusu. Bu politikanın üç unsuru şunlar: Bulunduğu havzalarda bağımlı bir çevre ülkesi değil, oyun kuran bir merkez ülke olma. Bölgesel etkileşim (hakimiyet) alanları oluşturma. Resmi-ulusal sınırların ötesine geçen, özellikle Ortadoğu itibariyle doğal sınırlar olduğu fikrini aklında tutma ve özellikle kriz hallerinde güvenlik hattını doğal sınırlara göre oluşturma.
Nitekim Davutoğlu Serbestiyet’te yakınlarda yayınlanan bir makalesinde, bu politika çerçevesinde kendi döneminde sınır ötesi etki alanları oluşturulduğunu, hedefin Türkiye’nin hassas güvenlik hattını Süleymaniye-Kerkük-Erbil-Musul-Rakka-Halep-İdlip-Lazkiye çizgisinin güneyine çekmek olduğunu söylüyordu.
Daha sonra Rusya ve İran, Suriye’ye ağırlıklarını koyup, 2015’te Astana süreci başladığında Ankara’nın hareket alanının sınırlandığına, güvenlik hattı politikasının kısmen sekteye uğradığına ara bir yola sapmasına tanıklık yaptık.
Ana istikametten çok kopuk olamayan bu ara yol, (2016’da Türkiye’de kurulan yeni rejiminin ana ayakları ve ittifak unsurlarının da etkisiyle), iktidarın, tüm gücünü Kürt meselesine vermesiydi. 2016-2020 arası çeşitli askeri harekâtlarla Cerablus, Afrin, Rasulayn, Tel Abyad ele geçirildi ve Kürt güçlerini sınırdan uzak tutma hamleleri yapıldı. Baas rejimi çökerken benzer hamleyi İdlip’te yaptı Türkiye.
Suriye rejiminin çöküşü, Türkiye’nin hızlı bir şekilde ana yola dönmesine imkan vermiş görünüyor.
Ankara’nın yıllardır izlediği dış politika stratejisine oranla bu çöküş iştah kabartıcı olsa gerekir.
Belli ki yukarıda da söylediğim üzere bundan böyle Suriye bakımından Kürt meselesi Türkiye’nin tek siyaset kalemi değildir. Bir bütün olarak ülke, ikinci ve ilkine denk önemde bir kalemdir. Kaldı ki, bunlar birbirine sıkı sık bağlı iki saha olarak görülüyor.
Bir yanda, Türkiye’nin artan askeri gücü ve siyasi etkisiyle, Suriye’de rejimin ve ülkenin şekillenmesinde sahada bulunmak, güçlü bir etkileşim veya dolaylı bir hakimiyet sahası oluşturmak, velhasıl oyun kurucu olmak, buradan hareketle Ortadoğu’da siyasi etki alanını genişletmek, bu hakim tepede hakim bir yer edinmek gibi strateji izlediği ve izleyeceği açıktır.
Diğer yanda, kuzeyde hasım olarak gördüğü Kürt gruplarının Suriye’de kurulacak üniter devlet düzeniyle bertaraf edilmesini sağlamak, aksi halde askeri müdahale tehdidiyle ABD dahil müdahil tüm tarafları bu çerçevede bir uzlaşmaya itmek arayışı da ortadadır.
Bahçeli’nin başlattığı Kürt açılımı da belli ki bu çerçevede bir anlam taşıyor. Rojava’daki Kürtleri silahtan arındırmanın muhtemel bir aracı olarak görülüyor.
Muhtemel strateji ve niyet bu.
Ancak yol ve başarı ihtimali tartışmalı.
Zira Ankara’nın yürümesi gereken yol üç katmanlı. İlk katmanı Türkiye oluşturuyor ve iki aktörlü: Devlet ve Öcalan. İkinci katman Rojava, en az üç aktörlü: Türkiye, ABD ve SGD-YPG. Üçüncü katman ise Suriye çok aktörlü: Türkiye, ABD- İsrail, Suudiler ve Katar…
Her katmandan diğerine geçişte aktör sayısı artıyor.
Alışveriş, denge, taviz gibi siyasi süreç unsurları kaçınılmaz görünüyor.
Gelişmeleri göreceğiz…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları



































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.02.2026
7.02.2026
5.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
10.01.2026